
Bu yazı çeşitli medya ortamları ve TMMT’ nin aylık İçsel Gazetesi Toyota Türkiye, SANet Web Sayfası & Gezi Notları için hazırlanmıştır. Belki sözü edilen ortamlarda tamamen yada kısaltılarak yayınlanabilir. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir. Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com
Daha önceki yazılarımdan birisinde Bağırganlı için yazdıklarım şöyle olmuş. Hatırlayıp kaleme dökmeye çalıştığım konular Bağırganlı Sayfiye Köyü’nü ayrıntılı olmasa da oldukça tanımlamaktaymış. Yazdıklarıma bir göz atacak olursak;
“Bağırganlı, bir iki kez gittiğim bir uç sahil köyü. Kefken ve Kerpe ile karşılaştırıldığında daha çok, bu yerlerin kayalık uçlarını andıran ama kendine özgü kayalıkları olan bir yer. Yarımada benzeri uzanan yuvarlak koyu ve bu koyun doğu tarafında yer alan kumsalın gerisinde ve çevresinde yapılar sıralanmış durumdadır.
Burası çoktan tüketilmiş, betonlaşmanın hücumuna uğramış bir yerdir. Yazlıkçıların konutları emekli olanların konutlarına karışmış durumdadır. Açık rüzgarlara karşı savunmasız olup Karadeniz’in yağmurunu bol alan bir tatil yeridir. Yağışlı havalarda aracınızı ve kendinizi çamurdan korumak için hazırlıklı ve donanımlı olmanız gerekir.
Buraya ulaşım
Geri taraflar ağaçlık olmasına karşın Bağırganlı sırtları ve yarımada tepesi çıplak ve keldir. Bir tek ağaç göremezsiniz bu kesimde. Beni en fazla etkileyen sahilden güneye doğru ilerlediğinizde, uç taraflara yakın yerde bulunan kayalık kesimdir. Buradaki bin bir biçime bürünmüş kayalar deniz yüzeyinden oldukça yukarıda kalmaktadır. Dalgaların dövüp parçaladığı kayalar türlü türlü biçimler almıştır. Aradan eriyip giden toprağın çökmesi ile yeni oluşan boşluk ve dehliz benzeri yerler ürkütücüdür. Güvenlik açısından gezerken dikkatli olunmasında yarar vardır. Arazinin toprak yapısı heyelana çok uygundur. Yamaçlara yapılan konut ve villa sahiplerinin buna ne derece özen gösterdiklerini bilmiyorum ama yamaçlara doğru ilerleyen konutlaşma ilerisi için tehlikelere gebe olabilir.”
Akşamdan Pazar günü ne
yapacağımıza dair konuşmaktayız. Büyük
kızımız Bengisu “Bu kez annemde sizinle gelmek istiyormuş”
diye bana çıkışıyor. Ben kendisinin gelmesini istiyorum.
Gezme lafını duyan küçük kızımız Aybüke, “Bende
geleceğim” diye heyecanla araya giriyor. Ama “Pazar günü de dahil bu hafta
bölge yağışlı geçecek” hava durum raporunu hatırlatan
Hanife’nin uyarısı ile yine biz iki kişi dolaşmaya karar
veriyoruz. En fazla kızan ve bize küsen Aybüke oluyor. Nereye gidelim,
nereyi, keşfedelim diye konuşurken ben “Neden
Bağırganlı’ya gitmeyelim ki?” dedim. “Denize girmemiz zorunlu
değil, gezer dolaşır zevkli bir piknik yaparız.”
şeklinde konuya boyut kattım.
Benzer hazırlıkları yapıyoruz. Havlular,
tişörtler, şortlar, mayolar ve araba bagajına konulacak buzluk.
Fotoğraf makineleri ve aksesuarları. Doğal olarak yiyecek ve
içecekler. Bir kısmını Kandıra merkezde ikmal
edeceğiz. Plan tamam. Sabah saat 06:30’da yola çıkmış
olacağız. Ancak sabah Erkan’ı yataktan kaldırana helal
olsun! Gece geç saatlere dek İnternet’teki sayfalarıma görüntü
aktarmaya çalışırken uykusuz kalmışım. Nasıl
erken kalkabilirim ki! Olanaksız. Yastıkla bütünleşmiş
durumdayım. Göz-kapaklarım gülle misali ağır,
kaldırana aşk olsun. Saat zır zır inlemekte,
Balkona kurulmuş kahvaltı sofrası Pazar günü sürprizi bize. Hesapta kahvaltı yoktu. Soğuk kavun, soyulmuş ve dilimlenmiş domates sövüş, beyaz peynir, kaşar, siyah iri zeytin, reçel, kızarmış ekmek. Karnım doymaya başlayınca ayılmaya başlıyorum. Yolcu yolunda gerek. Biz kalkıyoruz, eller kollar dolu. Aybüke gelmekte ısrarlı, ağlıyor, küsüyor, hatta tehdit ediyor “Siz görürsünüz” diye. Ama dede bağlayıcı konuşması ile konuya nokta koyuyor. “Sizinle uğraşamam”.
Bağırganlı, Kandıra’nın Karadeniz sahilinde en batıda olan bir Sayfiye Beldesi’dir. Günübirlikçi ve kampingciler burayı pek bilmezler. Buraya üç şekilde gitmek olanaklıdır. Birincisi, Kandıra merkezden Şile-Ağva Yolu’na girip Kandıra Deresi’ni geçer geçmez Seyrek Sapağı’ndan. Bu yolla yaklaşık 5-6 km. kadar uzaklıktadır. İkincisi, Safalı-Bağırganlı yolu ile Safalı Köyü üzerinden. Buradan yaklaşık 16 km. kadardır. Üçüncüsü ise Safalı-Bollu-Çalköy Yolu ile. Bu yolun yaklaşık 12 km. kadar tuttuğunu zannediyorum.
Ben daha önceleri Seyrek-Çalköy-Bağırganlı yolu ile Safalı-Bağırganlı Yolu’nu denemiştim. Bu kez Safalı-Bollu-Çalköy Yolu ile gittim Bağırganlı’ya. Bu yol Bollu’ya kadar iyi sayılır. Ama Bollu’dan sonra gelen ilk köyden itibaren yollar berbat. Her yeri delik deşik. Kaçamazsının çukurlardan. Dikkat edilmezse arabanın altı sık sık yere sürtüp çarpabilir. Aktarma organları da zarar görebilir. Köy Hizmetleri ya buraları unutmuş yada burada yaşayanlar dertlerini ilgili makamlara aktartamıyorlar. Güzel olan tarafı, yol sık sık ekili arazilerin içinden geçmekte. Yolun kenarı ya fındık, ya ayçekirdeği yada mısır bahçe ve tarlaları ile çevrili. Ürünler gür, verimli ve canlı görünmekte. Yer yer sebze-meyve ve bostan ekili tarlalara da rastlıyorduk. İnişli çıkışlı kesimlerden ilerledikten sonra yol, alt yapı çalışmaları devam eden Karadeniz Sahil Yolu’na denk gelmektedir. Hemen sonra ise Kandıra-Bağırganlı Yolu’na bağlanıyor Bollu yolu. Girilen bu yolla kuzeye doğru devam ediliyor. Bağırganlı Sayfiye Beldesi’nin içinden geçip, Bağırganlı Köyü’ne gidiyor. Köyün içine girince yol ikiye ayrılır. Köy alanından önce Bağırganlı Balıkçı Barınağı’na giden bir sapak vardır. Köşede ufacık bir tabela. Elle yazılmış gibi. Balıkçı Barınağı’nı (1) Gösteren. Köyün içindeki çatallaşan yolun sağ taraftaki yol, köyün içine, diğeri ise Safalı Köyü’ne doğru giden yoldur. Bu yolu denemenizi önermem ama Dört-Çeker’iniz varsa yada benim gibi biraz sıra dışı davranacaksanız ve arabanıza güveniyorsanız o başka.
Benim daha önce geldiğim Safalı Yolu asıl
yani eski Bağırganlı Köyü’nün içinden geçen yoldu. O zamanlar
balıkçı Barınağı’na büyük kamyonlarla taş
çekildiği için yol inanılmaz bozuktu ve dikkatli olmayı
gerektiriyordu. Şimdi taş taşıma işi durdurulmuş
ama bu kez Sahil Yolu çalışmaları için yine dev kamyonlar
yollarda. Ya çıkan toprağı toprak döküm alanlarına
taşımaktalar yada gerekli diğer malzemeleri
taşımaktalar.
Bağırganlı’nın girişte ilk bölüm göründüğünde siz yolun bir tepe üzerinde olduğunu anlıyorsunuz. Yol önünüzde tatlı bir eğimle inip daha az bir tepeye doğru ilerlemektedir. İşte yolun çukurlaştığı yer Bağırganlı’da denizin kara toprağı ile en fazla sarmaş dolaş olduğu yerdir. Yakınlaşma burada o denli fazla olmuş ki deniz kara toprağının sahile yanaşık kısmını ısırıp kopartmış. Kara ile denizin kot farkı yaklaşık 2-2,5 metre filan. Zehirli sarmaşık misali deniz karaya doğru kıvrım kıvrım uzanmakta ve ölüm öpücüğü ile sarmalamakta kara parçasını.
Düzleşmiş bu bölümün deniz kenarında, piknik masaları ve çerçeveleri demirden olan bazı ufak masalar var. Birileri bunları hazırlamış ama kimin hazırladığı yazılı değil. İşe yarıyor olmalılar. Biz gittiğimizde alanda sadece bir çoban iki köpeği ve sürüsü piknik yapmaktaydı. Aracımızı yanaştırdıktan sonra, camı açıp köpeklerin bizi “sürüye saldıran kurt” olarak algılamaması için çobandan köpeklerini geri çağırmasını rica ettik. Küçük bir koydu burası ama açık dalgalara karşı savunmasız. Koyun kuzey ve güney uçlarında yıllar içinde parçalanıp ufalanmış kayalıkların kalıntıları kalmıştı geriye. Orta kesimde ise kaya filan kalmadığı için kabaran dalgalar toprak parçasını koparıp yok etmekteydi. Piknik alanının işe yaradığını ve yoğun olarak kullanıldığını biz geri dönerken anladık. Masalardan boş olanı yoktu neredeyse.
Bağırganlı’ya ister Safalı ister ise Seyrek yolu ile gidilsin her iki taraftan da karşımıza çıkan ilk şey kayalık sahildir. Bağırganlı sahilinde yer alan kayalıkların benzeri hiç bir yerde yok gibidir. Ege kıyılarını boydan boya gezmiş birisi olarak böylesi zevk veren bir yer görmedim ben. Aklımda kalan sadece TRT-1’de izlediğim Antalya’ya bağlı Güzelyurt (2) geliyor aklıma. Adeta Güzelyurt kayalıkları. Ne Kefken nede Kerpe’de ki kayalıklarla benzeşir buradaki kayalıklar.
Bağırganlı Tatil Beldesi’nin yerleşimi oldukça ilginç. Hayır planlama açısından demiyorum. Zaten planlama diğer yerlerde de yok. Burada daha ilginç olan, yerleşim planı olarak, köylülerin vaktiyle davarlarını yada koyunlarını otlatırken oluşmuş doğal yolların kullanılması. Biz Bağırganlı’yı kayalık sahili turlayıp görüntülerini alarak keşfetmek istedik bu kez. Amacımız denize girip sıcak kumlarda güneşe hava basmak değildi. Burada konutlaşma, beldeyi sekerek geçen yolun etrafında biçimlenmiş. Koyun güney-doğu, ucu deniz seviyesinden yaklaşık 8-10 katlı bir yapı yüksekliğine erişmekte ve koyun ucunda yüksekliğinin en uç noktasına ulaşmaktadır. Aracımızı yolun deniz tarafında olan düz alan park ettik. Aşağıya kayalıklara indik ve ilerlemeye başladım. Ali Osman Bey kara tarafında tepeliklere doğru ilerliyordu. Görüntülemeye çabaladığım manzara hayranlık uyandırıcıydı. Değişik biçimlere bürünmüş, siyah, beyaz yada yer yer yumurta biçiminde sarı renkli cüce yosunlarla bezenmiş kayalar. Kaya yapısı toprak zeminde granit görüntülü ama kısım kısım beyaz peynir misali delik deşik. Sanki iri kocaman ağaç kurtları kayaları oymuşlar. Değişik şekiller vermişler. Ama daha alt katmanlarda durum değişiyor. İnce dilimlenmiş peynir misali ufalanan kaya dilimleri. Beyaz renkte. Dayanımsız. Bu bölümün üstü ve daha alt kesimleri siyah renkli kayalarla kaplı. Göründükleri kadar dirençli ve dayanımlı olmayan bir tür. Ege kıyılarındaki kayaları andırmakta. Hava koşulları, güneş, yağmur ve rüzgar bunları yıllar yada yüzyıllar içinde adeta parçalamış, törpülemiş.
Kayalık kesim daha çok büyük bloklar halinde dümdüz.
Teras misali çok yer var. Deniz yüzeyinde, bir, bir buçuk metre yukarda on
metrelerce uzaklıkta uzanan kayalardan yapılmış bir alan
adeta. Arada kalan bazı bölümler
ise parçalanmış, ovalanmış ve geriye kırılıp
dökülen kısımlardan sonra ilginç görüntülü biçimler
çıkmış. Ama her bir bölüm dikkat çekecek kadar yuvarlak.
Dalgalar keskin köşe yada köşelik yer bırakmamış. Her
bir uç, köşe yada çıkıntıyı bir şekilde
yuvarlaklaştırmış. Düz zeminde ilerlerken ana
yapının baklava örneği, dilimli olduğunu görüyorum.
Biçimler baklava dilimlerini de andırıyor, kare biçimlerini de.
İşte dalgalar bu alanlarda etkili olmaya başlıyor
anlaşılan. Zaman içinde bu bölümlerin araları
açılıyor, dalgalarla törpüleniyor ve altları oyulan
kısımlar aşağıya, dibe çöküyor. İlerlerken zorluk
çektiğim kısımlar da oluyor, üzerlerinden atlanamayacak kadar
aralanmış bölümler var. Güvenli taraflardan dolaşıyorum.
İleride bir kısım insan bir yerde kümelenmiş! Merak
ediyorum ne var diye!! U
Rüzgar fazla ve dalgalar daha şiddetli olduğu zamanlarda sular daha gerilere kadar geliyor olmalı. Kış koşullarında buraya gelmedim. Aslında şimdi merakta etmeye başladım görüntüyü ve bu kayalıklara çarpıp yükselen su zerreciklerini. Bembeyaz renkte köpükler içinde. Çukur kesimlerde su birikintileri var. Geldiğimi fark eden küçük küçük yengeçler hızla suya dalıyorlar. Resimlerini çekmeye çalışıyorum ama daha kuytu ve karanlık köşelere kaçıyorlar. Bölüm bölüm kayalık gölcükleri. Parçalanıp deniz ortasında kalmış siyah renkli kaya parçalarının üzerinde karabataklar yorgunluk atıyorlardı.
Görüntülemeye devam ediyorum. Yengeçleri görüntülemeyi başaramadım. Radar gibi gözleri var. Doğrudan gözlerinizin içine bakan. Yampiri yampiri suya dalıyorlar. Sahilde düz ilerleyen kayalıkların gerisinde yer alan şekilli kayaların yüksekliği 20-25 metre var. Ali Osman Bey, yukarılardan izliyor aşağısını. Kümeleşmiş insanlara doğru gitmek istiyorum ama aralarda açılmış oyuklardan geçmek olanaksız. Kıyıya doğru gidiyorum. Geçecek yer arıyorum. Bulmak olanaksız gibi. Tek seçenek yükselen kayaların arasından geçen dar bir şerit var. Keçi misali tırmanıyorum. Düşme riski var. Fotoğraf makinemi boynuma asıp sürünerek geçiyorum buradan. Şimdi öteki taraftayım.
Yaşları 15-18 arası olan gençler var havuzun etrafında. Hepsi ayakta. Sırasıyla suya atlamaktalar. Aileler ve daha yetişkinler. Onlar sadece izlemekteler gençleri. Ortada bir oyuk var. Doğal bir havuz. Biçimi Antik Mısır resimlerindeki insan gözlerini andırıyor. Derinlik iki üç metre var yok. Kenarları dik ve pürüzsüz gibi. Suya atlamakta olan geçler. Aşağıda yüzenler. Yukarı çıkmak için kuzey taraftaki köşede pürtüklü kısmı kullanıyorlar. Havuzun doğu-batı tarafları geniş çatlaklarla devam ediyor. Dalgalar kayalara vurdukça zemindeki su hareketleniyor. Ancak denizin etkinliği yok bu havuzda. Alttan oyulmuş bölümlerden deniz suyu burada tutsak olmuş durumda. Bazılarıyla konuşuyorum. Bir genç daha kuzeye doğru ilerlersem çok daha ilginç bölümler olduğunu söylüyor. Ama ilerlemek olanaksız. Burun tarafına geçmek için mutlaka yukarıya tırmanmak gerek. Genişleyen çatlaklar kırılmış ve geçişler olanaksız olmuş. Yukarıya tırmanacak yer arıyorum. Uygun bir yer bulup tırmanmaya başlıyorum. Ali Osman Bey ileride, en uçta bir yerde. İşaretle arabayı alıp geleceğimi belirtiyorum. Arabamız gerilerde kalmıştı. Aracı ara toprak yollardan dolaştırarak koyun bu kısımdaki en uç kısma getiriyorum.
Kayalığın yüksekliği burada tepe yapmış. Kıyıdan 5-6 metre geride yazlık site ve konutlar var. Toprak yer yer denize doğru akıp gitmiş. Derin çatlaklar oluşmuş. Kayalara güvenmek olanaksız. Göçük tehlikesi her an olabilir ama konutlarda yaşayanlar buna pek aldırış etmiyorlar anlaşılan. Bazıları araçlarını kenarda kalan bu dar şeride park etmişler. Aşağıya doğru yuvarlaklaşmış ve kademeleşmiş uca doğru iniyoruz. Koy gözümüzün önünde. Koyun güney tarafında villalar kıyının hemen dibinde dizilmişler. Kayalıkların bazı kesimlerine merdivenler döşenmiş. Burada dalgalar pek etkin değil. Buradan koyun kuzey ucu ve daha ilerisi görünüyor. Benzer kayalıklar aynı şekilde devam ediyor. Koyu dolanıp kuzey ucu da gideceğiz. Kuzey ucunu ve daha ilerisini görüntülemekte var işin içinde.
Koyun batı tarafını kirpik misali dolanan kumsal. Sayıları az da olsa sahilde insan kümeleri. Kuzey sahili kayalık. Ama kayalar daha ufak tefek. Bölünmüş parçalanmışlar. Kulağımıza derinden gelen inleme benzeri sesler gelmekte. Çok farklı. Hiç bir sese benzemiyor. Uğultu gibi ama ara ara. Biraz ürkütücü ve ürpertici. Tanımlamakta zorlanıyorum. Merakla sesin nerden geldiğini belirlemeye çalışıyoruz. Ses geliyor ve kesiliyor. Bir süre geçiyor ve tekrar. Etrafta sadece uçuşan kıyı kuşları var, tepeli ve renkli tüyleri olan. Daha aşağıya inmeye çalışıyoruz. Kayaların araları boşluklarla dolu. Bazı bölümler sonsuz dehlizler gibi. Aralarda parçalanmış kayalar sipsivri. Sesin nereden geldiğini buluyoruz. Yuvarlaklaşmış en uçta bir yer var. Dalgalar kayalara çarptıktan bir süre sonra ortaya çıkıyor. Olasılıkla dalgalar kayaların altını oymuş ve içerde boşluklar oluşmuş. Boşluğun içi su dolunca, boşluk içindeki hava sıkışıp kalıyor. Sıkışan hava kayaların arasında bulduğu dar kırıklardan farklı sesler çıkartarak dışarı çıkıyor. Tıpkı denize dalıp çıkan balinaların püskürttüğü su gibi. Farkı buradakinin ses olması. Bir süre oturup çıkan sesi dinledik. Değişik bir ürperti ve duygu yüklüyor insana. Al sana korku filmlerinde kullanabileceğin doğal çekim alanı.
Kıyıdan tekrar yukarıya tırmanmaya başlıyoruz. Kayalar arasında olasılıkla Karadeniz sahil savunması için bir zamanlar yapılmış betondan Savunma Mazgalları (3) var. Makineli tüfek yuvaları olmalı. Karnımız acıktı. Yürüdük, atladık, tırmandık, bir iki kez düştük. Düşene elde olmadan gülünürmüş. Düşense elde olmadan kızgınlıkla gülme arası bir duygu içersinde bulunurmuş. Düşene gülen olmadığı için oturduğum yerde kendi kendime gülmüştüm. Kulağımıza zil sesleri geliyordu. Kayalık yerde zil olmayacağı için etrafımıza bakınmadık. Ses karnımızdan gelmekteydi. Hazırlığımız tamdı. Aracın başına gidip bagajı açtık. Buzluğumuz silme yiyecek dolu. Ekmek içi bir şeyler hazırladık. Harika kocaman bir sandviç. Buz gibi kola ve gazoz. Geride şeftali ve biralarda var. Ben kendime kayaların en ucunda, sandalyeye benzeyen bir yer seçtim. Manzara iştah açıcı. Denizden esen rüzgar çıplak vücudumu yalıyor serin serin. Işınlarını üzerime salan güneş tepemde dikilmiş bulutsuz gök yüzünde. Sabahki yağmur bulutları alıp başlarını daha kuzey taraflara gitmişlerdi. Terlemem, tepeyi hızlı ve aceleyle tırmanmamdan. Bilerek yapıyorum bunu. Vücudumdaki tüm toksinler terle çıksın diye. Ensemden terler akmaya başladığında gerçekten kilo attığıma inanıyorum. Bu zevkli bir duygu. Elimi ensemde gezdirdiğimde fışkıran terlerle ellerim nemleniyor.
Isırarak ekmek yemek çok zevkli. Araya buz gibi kola yudumları. Zeytin çekirdeklerini denize doğru fırlatıyorum ağzımdan. Bir gün zeytin ağacı olarak yetişsinler diye. Katkı sağlamak yani. Ali Osman Bey yarım ekmek sandviçi mideye indirmiş. Ben pek doymadım diyor. Bense susuzluğumu gideremedim. Sırada yarma şeftaliler ve biralar var. Piknik molası çok harika. Aşağıdan doğal havuza dalıp çıkan gençlerin sesleri dalgaların seslerine karışıyor. Ufukta bulutlarla karışmış deniz yüzeyi. Kıyıda kayaları biteviye döven çılgın dalgalar. Yer yer karabataklar avlanmakta ve deniz yüzeyine yakın uçmaktalar. Bir kısmı ise denizde kalmış kayalıkların üzerinde tek ayak üzerinde güneşlenmekteler. Tek ayak üstünde olmaları cezalı olduklarında değil. Sadece kendi tercihleri.
Piknik yaptığımız alandan geri gelip ana yola çıkıyoruz. Yol dar ve toprak. Yolun sağ tarafı boylu boyunca park etmiş araçlarla dolu. Resim çekmek için uygun bir yere park ediyorum. Ama sokaklar başka bir hareketli. Bir yöne doğru. Herkes sahile doğru bakıyor ve birbirine bir şeyler soruyor. Ne olduğunu anlamak için bizde sahile bakıyoruz. Kumsalın ortasında bir yerlerde, dalgalara yakın insanlar kümelenmiş. Gruba doğru her taraftan koşturanlar var. Sanki bir tür spor eğitimi diyorum anlamsızca kendi kendime. Ama insanların yüzünü fark edince farklı bir şey diyorum. Yanıma yaklaşıp “Dürbününüzü kullanabilir miyiz?” diyen kadınlara ne olduğunu soruyorum. “Boğulma olayı sanırız” diye cevap veriyorlar endişeli ve titrek ses tonuyla. Herkes “Aman benimkiler olasın” diye söylenmekteler. Dualar dökülüyor titrek dudaklarından belli belirsiz.
Biz girişteki kayalıklarda görüntü çekmeye başladığımızda uzaklardan gelen siren sesleriyle kulaklarımızı yola dikmiştik. Tek gelen ambulans iki tane olarak geri döndüğünde sirenlerini kapatmıştı. Doğum yada acil bir olay olmalı demiştik.
Kandıra’dan gelen yol kuzeye doğru ilerliyor. En fazla konutlaşma batı yamaçlarında. Yolun altı ile deniz arasında kalan alan kumsala dek dolmuş. Kuzey tarafta kalan ve koyun kuzey ucuna dek uzanan kel tepede de yer yer konutlar ve villalar var. Ama araları seyrek. Yolun ortasında dikine sahile doğru inen bir yol var. Sahil kumsalının en gerisinden geçiyor. Bağırganlı Deresi (4) üzerindeki köprüden sonra patika bir yol diğer sahile gidiyor. Ana yol ise asıl Bağırganlı Köyü’ne doğru kıvrıla kıvrıla çıkıyor. Kuzey tepede kalan bölüme ulaşmak için kıvrılan yolun çok yukarısına çıkmak gerek. Akan suların ve sellerin oyduğu toprak yollardan sekerek ilerlemek lazım. Arabayla giderken dahi zorlanıyor insan. En iyisi aracı bir yerde bırakmak.
Sahilde Bağırganlı Deresi’ne yakın bir yere aracımızı park ediyoruz. Sahilde, yolun taş duvarının hemen bitişiğine, iki üç tane prefabrik baraka kondurulmuş. Yolun üstünde ise kafeterya ve disko var. Salaş ve derme çatma. Prefabrik konutların yakınlarında bir iki kamping çadırı. Yanlarında park etmiş araçlar. 34, 54 ve 16 plakalı araçlar. Aklımda kalanlar. Ama 34 plaka daha fazla. Benim aracın da plakası 34 ya. Kalabalığa doğru ilerlerken, insan kalabalığından, Jandarma erleri eşliğinde bir grubun barakalara doğru ilerlediğini görüyoruz. Omuzlarda beze sarılı bir şey taşınıyor. Biz buz gibi oluyoruz. Boğulma vakası. Olasılıkla ölüm. Grup barakalardan sahile dönünce geriye bekleyen Jandarma erleri kalıyor. Çadırların önünde ağlaşan ve dövünenler.
Sahile gidince öğreniyoruz. Bir delikanlı anlatıyor. İstanbul’dan günü birlik denize gelmiş bir aile. Birlikte denize girmişler. Deniz bugün biraz fazla kabarık. Dalgalar daha yüksek. Hiç birisi yüzme bilmiyormuş. Haliyle yürüyerek ileriye doğru açılmışlar ve birden derinleşen deniz. Ardından yaşadıkları panik. Kıyıdakiler olayı fark edinceye dek bir karmaşa yaşamışlar. Bir çocukları ise daha geride kumsalda kalmış. Anne babayı kurtarmışlar ama 18 yaşındaki kızları boğulmuş. Geri giden iki ambulans anne babayı hastaneye acilen taşımış. Gördüğümüz ambulanslar. 15 yaşında olan oğulları ise kaybolmuş dalgalar arasında. Onu aramaktaydı denizde olanlar. Kıyıda kalan 16 yaşındaki kız çırpınmış çaresiz kıyıdan olayı izlerken. Bizim gördüğümüz ağlayan kız oymuş. Keyfimiz kalmıyor üzüntü ve kederden. Denize giren de kalmamış. Her kes hüzünlü. Kimileri kumsalı terk etmekte. Meraklılar ise hala aynı yerde beklemekteler. Gözleri denizde dalgalara dikilmiş.
Karadeniz ne Ege’ye ne Marmara’ya ne de Akdeniz’e benzer. Adı o nedenle antik zamanlarda Eski Yunanca Pontus Euxene (5) imiş. Ne demek bu Türkçe olarak. Azgın Deniz. Gerçekten de bir kabardı mı nasıl hoyrat olduğunu bilemez insanlar. Onu tanıyanlar, yanı başında yaşayanlar bilir; Terstir. Sinirlidir. Farklıdır. Kıyısına hakim olunmasını kabullenmez. Sürekli olarak sualtı şeklini değiştirir. Dalgaları ters döngü oluşturur. Alttan içeriye doğru, karşı konulmaz kuvvetle geri çeker dalgalar, içinde bulunanları. Zeminine türlü şekiller verir. Sığ sahillerde yanılır onu bilmeyenler. Önemsemeyenler. Hele yüzme bilmeyenler. Yürürler açığa doğru. Birden zeminde çukurlaşmalar olacağına, sakin gelen dalga boylarının kendilerini yutabileceğine inanmazlar.
Karadeniz’in yazı kısadır. Bu kısa sürede ondan yaralanmak isteyen yazlıkçılar Karadeniz ile nasıl yaşanacağını öğrenirler. Onu ürkütüp korkutmak istemezler. Onu küstürmek istemezler. Onun suyundan giderler. Ama uzaktan gelenler, günübirlikçi tatilciler onu önemsemeyenler. İşte ne yazık ki üzüntü ve kederi onlar yaşarlar en çok.
Sahilin kuzeyinde akan dere hala temiz. Denizle birleşmesi kumlarla engellenmemiş. Üzerinden derme çatma beton bir köprü ile geçiliyor. Batıdan gelen akağının çevresi daha fazla yeşilliklerle kendiliğinden çıkmış fundalık ve çeşitli bitkilerle çevrilmiş. Güzelliği çok harika. Suyu bulanık. İçinde su kaplumbağaları ve bazı balıkların yaşadığından eminim. Ama şimdilik. Evsel atıklar ve kanalizasyonlar dereye akmadığı sürece.
Kuzey burnu ve yerleşim yerleri güney-batı tarafından farklı. Konutlaşma “Ben yaptım oldu” biçiminde. “Bana ne gerek yol” boş alan anlayışı ile gelişmiş. Öylece devam ediyor. Özel konutlar ve villalar harika. Önlerindeki araçlarda öyle. Evlere ulaşmak için ortaları oyulmuş toprak yollardan geçmek gerek. Bu ise ayrı bir hüner geliştirme olayı sanırım. Oturanlar bu konuda beceri geliştirmiş olmalılar. Ben ise deneyimsizim. Önce sahilden buruna doğru gitmek istiyorum ama gidemeyeceğimi öğreniyorum. Yağan yağmurlar yolu taş, moloz ve pisliklerle doldurmuş. Yukarıdan, ana yoldan bir yerlerden dolaşmak gerekmiş. Oradan dolanmayı deniyoruz ama nafile. Arabamızı bırakıp yürüyerek gitmek istiyoruz. Bu kez de yürüyecek sokak bulamıyoruz. Konutların aralarından sekerek ilerlemek gerek.
Yukarıdan inerken sol tarafta bir Göl çıkıyor önümüze. Tam kıyısına batı tarafına konutlar dikilmiş. Göle nazır. Bahçelerini göle sıfır yapmışlar. Bu göl, kendiliğinden oluşmuş. Herhangi bir dere, çay yada kaynağa sahip değil. Sadece alt zemini sert olduğu için biriken suların oluşturduğu bir gölmüş sonradan öğrendiğime göre. Köylüler öyle söylemişlerdi. İnanılmaz bir oluşum. Korunması gerek. Ama bu kimin umurunda. Güzellikler için gittiğimiz yerlerde güzellikleri hoyratça tükettiğimizin farkında değiliz. Kötülükleri ve yanlışları hep “Başkaları” yapıyor her birimize göre. “Bizim dışımızda olanlar” onlar. Biz asla bunu yapmayız! Kıyıdan sahili ters açıdan görüntüledikten sonra uca varıyoruz.
Kuzey sahili uzanıyor ta uzaklara dek. Hep kayalık. Biçim biçim. Göz alabildiğine. Aman Allahım! Bu ne böyle doğa harikası! Bağırganlı Kayalıkları asıl bu taraftaymış. Ne güzellik. Ne manzara böyle uzanıp giden sahil boyunca. Dikkatimizi çeken, hayranlık duyduğumuz her bir görüntüyü karelere sığdırmaya çabalıyorum. Ama ne mümkün. Gözle gördüğümü kareye aynen aktarmak olanaksız. Bunu burada görerek yaşamak gere. Bin bir biçimde oyulup şekillenmiş kayalıklara dalgaların vuruşunu, çıkan sesleri, yükselen köpükleri izlemek gerek, öylesine kıpırtısız.
Deniz yüzeyi üzerinde aşağıda oluşmuş düz kayalık kesim. Denizin içinde parçalanarak kalmış bölümler. Bir kısmı üzerinde karabatak kuşları. Denizin zaman içinde oyduğu ve biçimlendirdiği büyük yarıklar karaya doğru hücum etmiş. Bir kısım bölümler yüksek yada alçak burun şeklinde denize doğru bir yerlere uzanmakta. Uç taraflara gitmek ürpertiyor insanı. Bazıları güneş ışınları yağmur ve rüzgarla tarif dışı biçimler almış. Bazı kesimler yüksek bazı kesimler ise daha alçak deniz yüzeyine göre. Ama kara toprağına göre sahil boyunca kayalıklar beyaz renkte. Bazı kayaların üzerleri desenler biçiminde sarı yosunlarla kaplı. Uzaktan bakılınca kayalar üzerinde açmış sarı çiçekleri andırıyor.
Yeni
Bağırganlı koyunun
kuzey yamacına doğru dik ama kıvrılarak çıkan ana yol
ileride Köy Mezarlığı’nın (6) kuzey
tarafından geçmekte. Mezarlık önünde bir baraka ve yalaklı bir
çeşme var. Mezarlığın içinde ve çeşmenin yanında
ulu meşe ağaçları. Bazıları sonradan kesilmiş.
İri kökleri hala mezarlığın içinde. Burası daha
yukarıda. Aşağıda Göl, sahil ve kayalık uç daha
bir başka görünmekte.
Mezarlıklar her yerin özetini verir insana. Biçimi, içindeki mezarlar. Düzeni ve bakımı oranın aynasıdır. Yönetimin ve belde yöneticilerinin yüz aklarıdır. Mezarlıklar yazılı kanıtlardır. Tarihi belgelerdir. İsteyen her kişinin alabileceği kadar bilgi saklarlar bağırlarında. Almak isteyenler ünlü Babil’in Kütüphaneleri’ne girmiş olurlar. Milyonlarca bilgi. Bakalım biz ne öğreneceğiz. Mezarlığın düzenli bir dış duvarı var. Bakımlı değil ama iç alanına, yakın zamanlarda çam ağaçları ekilip yeşillendirilmiş. Ortalık diken ve yüksek otlarla dolmuş. Yürümek olanaksız. Yeni mezarlar yola doğru daha yakına yapılmış. Mezarlık oldukça tarihi. Bağırganlı’nın geçmiş kayıtlarının çoğu kırılıp bir köşeye yığılmış. Bir çoğumuz için anlamı olmayan Osmanlıca yazılarla dolu (7). Bazılarına ise acımış olmalılar yerlerinde duruyorlar. Onların görüntülerini alıyorum. Daha geniş zamanda yok olmadan ayrıntılı görüntüleri alınmalı.
Türkçe yazılı daha eski mezar taşları arıyorum. Doğum ve ölüm tarihleri ve diğer bilgilerin okunabildiği taşlar. İşte bir tane. Karadenizli bir gence ait. Bilmem ne reis. Ölüm Tarihi 1914. Ama yazı nasıl Türkçe Latin harflerle yazılmış olabilir? Cumhuriyete kadar Osmanlı harfleri kullanılmaktaydı! Başka taşlar var. Türkçeler farklı bir ağızla kayda geçmiş ama ölüm tarihleri yanıltıcı olmalı. Harf Devrimi’nden sonra dahi her yerde Latin harfleri ile yazmak o denli yaygın değilken 1930lara değin olan ölüm tarihli olan mezar taşları hep Türkçe Latin harflerle yazılı. Taşlara Osmanlı mezar taşları biçimleri verilmeye çalışılmış eskilerde. Bazı taşlarda ölüye ilişkin daha ayrıntılı bilgiler yer almakta (8).
Mezarlığın
ilerisinde yolun üst tarafında etrafı fıstık çamları
ile süslü bir yapı ve bunun yanında diğer konutlar var. Yol küme
evlerin önünden daralarak batıya doğru ilerliyor. İleride köyün
damları görünmekte ağaçların arasında.
Mezarlığın hemen batı tarafından yeni Karadeniz
Sahil Yolu’nun hafriyat çalışmaları var. Burası
belli bir eğimle aşağıda Bağırganlı
Deresi’nin aktığı vadiye doğru ilerlemekte ve vadiyi geçip
Yeni Bağırganlı’nın batı yamacının
arkasından daha gerilere doğru gitmektedir.
Eski
Bağırganlı, sessiz, gürültüsüz kendi halinde kuzey-batı
taraflarda yer alan düzlük tepenin üstünde. Köy Meydanı’nda yol üçe-dörde
ayrılıyor. Meydanında dört kahvehane var. Önlerinde oturan her
yaştan erkekler. Sigara tellendiriyorlar, çay içiyorlar. Bize öylece,
kayıtsızca bakıyorlar. Pek yabancı gibi de
davranmıyorlar. Kuzey tarafta yer alan kahveye doğru yöneliyor ve
aracımızı park ediyoruz. Bir masa bulup oturuyoruz. Çayları
söylemek için kahvecinin kim olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Neyse çaylarımız geliyor. Ortalık pek temiz ve pak değil.
Ama bu kimin umurunda. Nasılsa yanımızda Hanife yok. Ben burada
çay içmem diyemeyecek. Meraklı gözlerle bizi süzmekte olan, yan masadan
biri köylüye öylesine bir şeyler söylüyoruz ve bilgi
dağarcığımızı genişletecek bilgiler akmaya
başlıyor.
Köyün kuruluşu oldukça
eskilere dayanıyormuş. Ta Osmanlı zamanlarının
öncelerine. Burada ilk yerleşenler Akıcıların yani öncü
birliklerin aileleriymiş. Manav Köyü. Sonraları Lazlar gelmiş
buralara Karadeniz kıyılarından. Geçmişe ait izleri Köy
Mezarlığı’ndaki mezar taşlarından sürmek oldukça kolay.
Tarım ve
hayvancılıkmış başlıca gelir kaynakları.
Balıkçılıkta oldukça gelişmiş. Mısır ve
Ayçekirdeği ekilirmiş bunların yerini fındık
alıncaya dek. Fındık dedim içimden. Destekleme
alımları, bedava paralar. Tembellik. Mevsimlik işçiler. Sefalet
görüntüleri. Yaşanılmayacak görüntülerin bir süre hakim
olacağı yol kenarları. Size de Diyarbakır ve çevresinden mi
geliyor fındık toplamaya mevsimlik işçiler diye sordum.
Hayır bize Kars civarından gelirler dedi bir genç. Gündelik 8 milyon
TL parya çalışırlarmış. Buralarda neden bu işi
yapmazlar ki dedim belli belirsiz. Ağam, nerede bulacaksın günde 8
milyon TL yevmiye ile çalışanı bizim buralarda diye
çıkıştı adeta diğeri.
İşler keko siz
burada keyifte hanımlar ve kızlar bahçede yada fındıkta
olmalılar dedim sırıtarak. Birde yazlık olayı
çıktı. Sat arsaları, yan gel yat. Nasılsa birileri gelecek
ve parayı basacak. Neden çalışsın ki gençler? dedim.
Yüzlerini buruşturup adeta onayladılar. Ama bizler buradayız.
Onlar başka köşede. Bize karışmazlar. Bizde oralara pek
gitmeyiz. Derdimiz kente göç. Gençler
burada pek gelecek göremiyorlar. Daha farklı yaşam istiyorlar.
Kızlar köyde kalan gençlere varmam diyorlar. Oğullarımıza
kız alamıyoruz köyden diye dertlendiler. Haklıydılar. Bir
an Liechtenstein, Avusturya ve Almanya’nın Frankfurt civarları geldi
aklıma. Oraları ziyaretimde onlarda benzer dertlerden
yakınmaktaydılar. Büyük kentlere olan genç akını. Ama
sorunu tarımı makileştirerek tarıma dönük sanayileri
gerekli yerlere yaparak kısmen çözmüşlerdi. Burada benzer olanaklar
oluşturulamaz mı? Mısır, ayçekirdeği, balık ve
diğer tarımsal üretim birimleri, ara üretim tesisleri,
seracılık, süt ürünleri üretimi, çiçekçilik, hayvancılık
geliştirilebilir ve gençler geleceklerini bulundukları yerlerde
görürüler ve kente akmazlardı. Ama burası ne Hollanda ne de
İsviçre. Bizim kendi kurallarımız var.
Birileri araya girmiş. Uğraşmış ve Eski Bağırganlı Köyü’ne büyük bir Balıkçı Barınağı’nın yapımını sağlamış. Ama iş kendi halinde başlamış, yürümüş ve hala da sonlanmayı beklemekte. Köyün içinde uzanan bir yol ile kuzeye doğru 10-15 dakika araçla ilerlemek gerek buraya ulaşmak için. Ama gitmeye ve burasını görmeye değer. Balık mevsiminde Yeni Bağırganlı’dan insanlar sürekli giderlermiş sabahın erken saatlerinde balık almak için.
Yol delik deşik. Eskiden buraya denize dolgu yapmak
için kaya taşıyan ağır kamyonlar gider gelirmiş.
Şimdi ise yapımı devam eden Karadeniz sahil Yolu
çalışmaları vardı ve durum aynısıydı. Yol
kenarlarında sürüyle terk edilmiş dev kamyon lastikleri. Dev hafriyat
kamyonları. Yer yer çamurlaşmış yol. Bir süre önce
yağan yağmurdan dolayı oluşmuş sellerin izleri yol
kenarlarında. Tepenin ucundan barınak göründü. Muazzam bir şey. İki
aşamalı mendirek yapılmış yada ilkinden sonra tekrar
genişletilmiş. Mendirek bir doğal koya kondurulmuş. Koyun
güney ucunda tepesi çıplak bir yer var. Buraya tırmanacağız
ve
Barınağın girişinde sağ kanatta bir
kantar var. Arızalı olmalı. Barınaktaki kızaklara
çekilmiş kayıklarda hu
Barınağın kara tarafı blok halinde kara biçiminde betonlarla kapatılmış. Güney tarafı hala moloz yığınları ile doldurulmaya çalışılıyor. Tekneler daha çok bu tarafta kara çekilmiş yada beton zemine bağlanmışlar. Daha geride kuzey tarafta olanlarda var ama sayıları az. Teknelerin çoğu bu iç mendirekte. Daha ileride denizden gelecek daha büyük dalgaları kesecek olan dalga kıran var. Bu görüntüyü ancak güney tarafta kalan tepeye çıkara elde edebiliyoruz. Görüntü enfes. Çok harika.
Bu manzaranın önünde görüntü almasak eksik kalır.
Çıkan resme bakıyorum. Değme erkek dergilerindeki kapak
pozlarından fazlam sadece göbeğim. Yoksa havalı ucuz güneş
gözlüğüm, bermuda pantolonum, kemerimde yan duran
Hani şöyle bir bakalım da geri döneriz dediğimiz yerde iki saattir gezinmekteyiz. Deniz ve yosun kokusu. Kıyıya yığılmış balık ağlarından yükselen değişik bir koku. Bizi kendine yapıştırdı. Çalışanları, kayık üzerinde bir şeylerle uğraşanları izliyoruz. Dolaşıyoruz. Tepeden zor indik. Şimdi sahilden çıkamıyoruz. Bize aldıran yok. Karada gezinen de olmadığından buraya ilişkin bilgilerde eksik kalacak haliyle. Çok bekledik birisi ile laflayalım diye ama gelen olmadı karaya. Ruhlarımız barınakta bedenlerimiz arabada, camlarımız açık, geri dönüş yolundayız. Rüzgar camlardan yalıyor bedenlerimizi. “Saçlarımız dalgalanıyor rüzgarda” diyeceğimi sanıyorsanız, hayır. Yok böyle bir şey. Saçlarımız oldukça kısa. Uzun saçın bakımını yapacak ne sabır kaldı ne de vakit artık. Her orta yaş üzeri erkek bilir. Kısa saç bir tür evrimleşmedir bizde. Gürültülü ve Rock türü müzikle başlanılan gençlik yıllarından sonra Türk Sanat Müziği’ne farkında olmadan dönüş örneği. Hep uzun saç ile başlanır ve bir bakmışın sıkılıyorsundur iki haftalık saçla kafanda.
Yeni
Bağırganlı ve Eski bağırganlı’ya ait sayısal
görüntülerimin tamamını İnternet’teki adresime yüklemiş
durumdayım. Umarım beğenir ve zevk alırsınız.
Benim gibi hissedeceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz.
Buralara gitmek, o tepelere tırmanmak, ter atmak, denizin o tuzlu ve
yosunlu kokusunu yerinde duyup hissetmek gerek. Benim yaptığım
sadece bizim yaşadıklarımızı aktarma. Şayet
sizinde bir gün yolunuz düşerse buralara, evet haklıymış
diyeceksiniz. Keyifli izlemeler ve okuyuşlar dilerim (10).
Açıklamalar
& Dip Notlar
Erkan Kiraz, 25/08/2002, Pazar,
Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com
Edited and compiled by Erkan Kiraz on 25/08/2002.
http://community.webshots.com/user/erkankiraz
http://community.webshots.com/user/erkankirazi
http://community.webshots.com/user/erkankiraz2
http://community.webshots.com/user/erkankiraz3
http://community.webshots.com/user/erkankiraz4
http://community.webshots.com/user/erkankiraz5
http://community.webshots.com/user/erkankiraz6
http://community.webshots.com/user/erkankiraz7
http://community.webshots.com/user/erkankiraz8
http://community.webshots.com/user/erkankiraz9
http://community.webshots.com/user/erkankiraz10
http://community.webshots.com/user/erkankiraz11
http://community.webshots.com/user/erkankiraz12
http://community.webshots.com/user/erkankiraz13
http://community.webshots.com/user/erkankiraz14
http://community.webshots.com/user/erkankiraz15
http://www.trainweb.org/demiryolu/
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik
site: Jean-Patrick
Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan Kiraz
© Copyright Hakkı Erkan
Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni
alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.
© Copyrighted to Erkan Kiraz. All
Rights Reserved.
This study may be re-copied or
re-distributed only with prior consent of its Author.
Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 25/08/02.