
Bu yazı çeşitli medya ortamları ve TMMT’ nin aylık İçsel Gazetesi Toyota Türkiye & SANet Web Sayfası için hazırlanmıştır. Belki sözü edilen ortamlarda kısaltılarak yayınlanabilir. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir. Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com
Bu hafta sonu
yaptığım sıra dışı gezi turum daha önceleri
gidipte hep atladığım hatta varlığından dahi
haberdar olmadığım başka bir yolu denememle farklı bir
macera yaşamamıza neden oldu. Çok hoş ve değişik anlar
yaşama olanağı bulmuş olduk. Gölcük’e bağlı
İhsaniye Köyü’nden batı tarafta kalan vadiye uzanan bir yol ve bu yol üzerinde değişik
dağ köyleri olduğunu öğrendik. Şimdiye dek
öğrendiğim bir kural bir kez daha doğru çıktı. En uzak
uçta dahi bir köy varsa mutlaka o köy ara yollarla diğer köylere ve
yollara uzanır (1).
İhsaniye, Selimiye, Lütfiye, Sofular, Senaiye (Başkiraz) köyleri üzerinden Akçat’a uzanan yol (2). Bu yolda ilk mola verdiğimiz köy Sofular Köyü (3) oldu. Burada konaklamamız umduğumuzdan fazla sürdü. Çünkü muhabbeti seven ve lütufkar olan köylüler bizi bırakmak istemediler. Akçat’ı çok merak ediyorduk. Gerçekten de merak etmeye değecek güzellikte büyük bir köydü. Köyde şifalı sular varmış. Şirin mi şirin, pak mı pak bir Türkmen Köyü imdi burası. Akçat’a vardığımızda saat 16:30 suları olmuştu. Güneş batma eğrisine hızla yaklaşmaktaydı. Sürekli güneye doğru yol aldığımızdan ve dağ platosuna doğru yükselen bir yolu takip ettiğimizden güneş ışınları gözlerimizin içine girmekteydi.
Akçat’tan bir şekilde adından çok sık söz edilen, merak ettiğim iki köyün adını ve yakın olup olmadıklarını sordum. Merdigöz hemen şuracıkta dediler. Merak ettiğim bu iki köy Fulacık diğeri ise Merdigöz idi. Merdigözlü’lerin neredeyse tamamı İzmit’te yerleşiktirler ve adlarından yerel gazetelerde çok söz edilen bir dernekleri vardır. Fulacıklı’lar da benzer durumdadırlar. Bu yol üzerinde yer alan hiçbir köyün tabelası bulunmamaktadır. Akçat’tan sonra biz tepeler üzerinden Merdigöz Köyü’nü bulmak için devam ettik. Ama tabela filan olmadığı için sol tepede büyük TV antenlerinin yer aldığı hizada bir yerde gözümüzün önünde, batmakta olan güneşim altında oluşmuş harika görüntüleri kaydedip geri dönmek istedik. Sonra ise madem buralara dek geldik gidip bir bakalım neresiymiş burası dedik. Tepeden salınan yolun sol tarafında kalan harika görünüşlü köyün resmini çekip ilerledik ve kendimizi Yalakdere’nin Fulacık, Çamdibi ve Çiflik köyleri yol ayrımında bulduk. Biraz da tersimiz dönmüştü. Daha sonra anladık ki burası bizim sürekli Karamürsel-İznik gezilerimizde takip ettiğimiz ve Kızderbent’ten önce ana yol üzerinde geçtiğimiz Yalakdere (4) sapağının güney tarafıymış. Artık güneşte batmak üzere olduğu için geri döndük. Yolda iki köylü işaret etti almamız için. Durduk. Nereye gittiklerini sorduk. Merdigöz’e gidiyoruz. Yol üzeri dediler. Böylece kendimiz akşam karanlığında Avcı Köyü – Merdigöz’de bulduk.
Köy inanılmaz güzeldi. Bende bir göçmen çocuğu olduğumdan ve Romanya Göçmenleri gettosunda büyüdüğümden muhacir köylerinin güzelliği beni bir başka bağlıyordu. Kokusu bir başka geliyordu burnuma. İnsanların sevecenliği bir başkaydı benim için. Hele kagir arası kerpiç işleme iki yada üç katlı ve bahçe duvarları yine kerpiç örmeli konutları yok mu. Yan taraflarında köy ekmeklerinin pişirildiği ekmek fırınları. Dar ara sokaklar ve dizi dizi yan yana kerpiç bahçelerle önleri kapanmış konutlar. İşte böyleydi Avcı Köyü. Köylüler merakla etrafımız sardı. Hoş geldinler, meraklı sorular ve gülen yüzlerle uzanan eller ve el sıkışmalar. Yanıma gelen bana sürekli yardımcı olan Harun Çelik (22) ve kurutmak için sergiye dizilmiş tütün demetlerinin resmini çekerken yanıma yaklaşıp hoş geldin diye elimi sıkıp güler yüz gösteren sevecen Zafer Haktürk ve eşi. Sevgili Harun Çelik kısa sürede bana ne bilgileri, neleri neleri aktardı. Bilgi denizi gibiydi. Beni caminin hemen yanında bulunan köy kahvesine götürdü ve kahve içersinde köy muhtarının köyün geçmişine dair hazırladığı yazıyı gösterdi. Bir çırpıda okuyup beynime kazıdım öyküyü. Ardından resmini çektim.
Zafer Haktürk yanıma yanaşıp burası harika bir Ermeni Köyü imiş. Bizimkiler geldiğinde bir çok ermeni konutu varmış. Ama artık pek kalmadı. Şu karşıda gördüğün son kalan Ermeni Konutları’ndan birisi dedi. Konut iki katlıydı. Diğer konutlardan pek farkı yoktu ilk bakışta. Tam cami karşısında iki yol arasında kalıyordu. Köy kahvesinde aslılı olan yazıyı ben aşağıda tam olarak aktarıyorum.
“Avcı Köyü Tarihçesi; Kurtuluş Savaşı öncesine kadar bir Ermeni yerleşim köyü olan bu köyün adı Merdegöz (Merdigöz) idi. Lozan Antlaşması’nın sağladığı Mübadele (Göçmen değişimi) ile Yunanistan’ın Drama kentine bağlı Sariç Köyü’nden 150 hane ve Malgarita Köyü’nden de 150 hane toplam 300 hanelik göçmen kafilesi 1924 yılında Hasan Ağa adlı bir önderin önderliğinde yerleşmişlerdir.
Göçmenlerin köye yerleşmelerinden önce, Ermenilerin arasında Ahmet Çavuş ve Selim Ağa adlı kişilerin aileleri yaşıyordu. 1910 yılında burada Jandarma Asayiş Karakolu kurulmuş, daha sonra 1930 yılında Yalakdere’ye nakledilmiştir. Adı geçen iki Türk ailesi, Karakol’un işlerlik kazandığı dönemde buraya yerleşmiş olmaları gerekir.
Köyün eski adı olan Merdigöz, Cumhuriyet Hükümeti döneminde Avcı Köy olarak değiştirilmiştir. Burada içilmesi yararlı olduğu bilinen eski bir içme suyu kaynağı vardır. Göçmenler kendilerinin buraya gelmelerini sağladıklarına inandıkları Hasan Ağa’nın anısına olarak “Hasan Pınar” adını vererek ebedileştirmişlerdir. Köyün nüfusunun çoğunluğu İzmit ve İlçe merkezinde yaşamaktadırlar. Köyün ilçeye olan uzaklığı 22 km’dir. 31.05.2002, Selahattin Aktürk, Avcı Köyü Muhtarı.” (5)
Köylülerin aktardıkları bilgilere göre, bu köyün önceki yerleşikleri olan Ermeniler Osmanlı Devleti’nin bir lütufu olarak Mardin kenti dolaylarından bu köye yerleştirilmişlerdir. Geldiklere yere öykünerek köylerinin adını Mardingöz koymuşlardır. Yada kelime bozulmaya uğramışta olabilir. Mardinköy de olabilir. Ama mübadil yani yerdeğişim göçmenleri geldiğinde terkedilmiş olmasına rağmen Mardingöz olarak anılmaktaymış. Köyün kilisesi bugünkü ilkokulun bulunduğu alandaymış.
Bu köyden göçenlerin çoğunluğu yakın olan illere özellikle İstanbul ve İzmit’e göç etmişler. Ama İzmit ve civarını işgal eden kuvvetlerin bölgeyi terk etmeye karar vermelerinden sonra, İzmit’in çeşitli yörelerinden benim doğum yerim olan Derince’ye göçmen kafileleri özellikle Rum ve Ermeni kökenli göçmenler akın etmeye başlamışlar. Derince’ye gelmelerinin asıl nedeni ise Derince Limanı’nın burada bulunmasıdır. 1907 yılında yapımı Alman sermayesi ve teknolojisi ile, günümüzde dahi varlığını sürdürmekte olan ünlü Philip Holzmann şirketi tarafından Alman işçisi ve mühendisleri tarafından tamamlanıp hizmete açılan Derince Limanı İngiliz Kuvvetleri’nin denetimi altındadır. Lozan Ateşkesi yada Silah Bırakma Anlaşması kurallarına göre Osmanlı Ordusu terhis edilecek ve silahları Derince Limanı’nın batı tarafındaki büyük hangarlarda toparlanacaktır (6). Derince Limanı’na yanaşmış başka büyük şilepler de vardır. Özellikle büyük yük şilepleri. Bu şilepler günlük tarih kitaplarının ve diğer benzer geçmiş öyküleri anlatan kitapların pek sözünü etmedikleri ABD’ye ait şilepleridir. Bu şilepler buraya insani amaçlarla gönderilmişlerdir! Ama Amerikan askerleri toplanan silah depolarının denetimi ve güvenliğini de sağlamaktadırlar (7). İşte Ermeni göçmen kafilelerinin Derince’ye gelmelerinin nedeni ABD şileplerine binip ABD’ye ve Avrupa ülkelerinin belli kentlerine göçmektir. Derince bir düğüm noktası. Gitmekte olan göçmenler ve gelmekte olan diğerleri. Hep buluşma ve dağılma yeri olarak nice insanlara kucak açmıştır Derince. Nice göz yaşlarına, kahırlara ve geride bırakılan hasretlere gark olmuş ve nice yeni umutlara ve özlemlere ufuklar açmıştır. Nazım Hikmet’in ünlü kitabında, Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eserinde söz ettiği Derince. “Derince’de durdu tren.. Derince’den kalktı tren..” (8). Duran ve kalkan trenler. İnsan yığını dolu olan vagonlar. Kimilerini buralardan ötelere kimilerini ise buralara taşıyan trenler hep Derince’de durmuşlardır.
Neyse Ermeni Cemaatlerinin Mardin civarlarından neden buralara geldiklerine dair bir bilgileri yoktu. Bilgilerime göre iki olasılık olabilir. Birincisi Çukurova (Kilikya) bölgesi Ermenileri’nin Mardin dolayları da dahil, bu bölgeden Anadolu’nun diğer topraklarına göç zamanlarında da olabilir, ikinci olasılık ise Akmeşe Ermenilerin yerleştirilmelerine neden olan 1600’lü yıllardaki İran Şahı Abbas’ın zulmünden kaçarak İzmit Sancağı yada diğer adı ile Kocaili İlbaylığı sınırları içersine gelmeleri de olabilir. Şah Abbas’ın zulmünden dolayı gelen bu büyük kafilenin büyük bir kısmı Adapazarı (Ada-Pazar) Nahiyesine –ki Adapazar o zamanlar İzmit’e bağlı bir Bucak’tır (Nahiye) yerleşmişler diğer büyük bir bölüm Akmeşe’ye yerleşmişler.
Geri kalan Ermeniler
ise İzmit Körfezi’nin güneyinde kalan Karamürsel ve diğer civar
Ermeni köylerine yerleştirilmişlerdir. Ama yerleşik Ermeni
köyleri sonradan gelen bu yeni göçmen kafileleri kabul etmek istememişlerdir.
Ancak diğer taraftan tıpkı Akmeşe’ye yerleşen Ermeni
Cemaati gibi bu yeni gelen kafilelerde geldiklere yerlere benzeyen yerlerde
yaşamak istemekteymişler.
Osmanlı yönetimi İzmit Körfezi güneyindeki ta İznik’e
kadar olan ara bölgede, dağlık alanda var olan yoğun Rum Kökenli
köylerin arasında, 1915’lere değin Osmanlı’nın en
sadık teb’ası olarak kabul edilen ve devletin üst kademelerinde
çeşitli alanlarda hizmet kademelerine yükselmiş olan Ermeni kökenli
köylerinde olmasını istemiştir. Doğal olarak bu yorumlar
benim kişisel varsayımlarımdır. Okuduklarıma ve
bulgularımı getirdiğim sav ve yorumlardır. Aksi belgelere
ve kayıtlara dayalı olarak getirilebilecek farklı
açıklamalarla elbette değişikliğe uğrayabilir.
Akmeşe’ye yerleşen Yunanistan Türk göçmenlerinin öyküleri ile Avcıköy
(Merdigöz)
göçmenlerinin öyküleri örtüşmektedir. (*)
İzmit’ten
İznik’e uzanan tarihi yollar vardır. Ta Roma İmparatorluğu
zamanlarından Bizans İmparatorluğu zamanlarına uzanan.
Antik Roma Ordularının ayaklanma ve başkaldırmaları
anında bastırmak ve sulh ve düzeni sağlamak için ve yeni
diyarları ele geçirmek için kullanılan ve asker
sevkıyatının kolay ve hızlı olmasını
sağlayan yollar. Bu amacın dışında ise ticari amaçlarda
kullanılan bu önemli yollar hayati önem arz etmekteymiş Osmanlı
zamanlarında dahi. Ta Cenevizlilerin yani bugünkü İtalya’da olan ünlü
Cenova kenti yerleşiklerinin Roma İmparatorluğu
etkinliğine dek bölgede hakimiyetlerini devam ettirmişler. Bölgede önemli
bazı ticari yollar oluşturup, belli yerlere kervansaraylar
yaptırmışlar ve bu yolu korumak ve kollamak için belli dar
geçitlere ve denetlenebilecek yerlere sur ve kaleler
yaptırmışlardır. Gölcük’ün güney tarafında kalan
Şirinköy ile İhsaniye Köyü arasında kalan ve şimdilerde
Dünya Bakası Kalıcı Konutları önünden geçen çift yol
üzerindeki ünlü Bağdat Yolu (İpek Yolu) menzil Kervansarayı’nın
kalıntıları (9) ile Altınova, Soğuksu (Ayazma) Köyü, Akçukur ve İnebeyli
Köyleri üzerinden Yalakdere’ye uzanan ünlü Bağdat Yolu (İpek
Yolu) üzerinde bu dar geçiti
denetleyen Ballıkaya (10) tepesinin güney sırtlarında bulunan
üç sur kalıntısı ve İnebeyli Köyü’nde yol üzerinde bulunan
gizli taş kemer dehlizinin kalıntıları sözünü ettiğim
ünlü İpek Yolu diğer adı ile Bağdat Yolu’nun
(11) yaşayan kanıtlarıdır.
Bu yollar
aşağıdaki belde ve köyleri takip ederek hep İznik’e, Ortadoks
Rumlar ve diğer Hıristiyan Mezheplerce de çok önemli ve kutsal
kabul edilen İznik’e (Nicea) uzanmaktadır;
1.) Gölcük’e bağlı İhsaniye
beldesi üzerinden Akçat ve Yalakdere’ye oradan Kızılderbent
(Kızderbent) ve İznik’e uzanan,
2.) Karamürsel’e varmadan Karapınar Köyü üzerinden yine Akçat’a
uzanan ve buradan Yalakdere’ye bağlanıp yine Kızılderbent
(Kızderbent) yolu ile İznik’e giden bir yol,
3.) Karamürsel, Karaahmet Köyü, Hayriye Köyü, Kızılderbent
(Kızderbent) ve İznik’e uzana
bir yol ve
4.) En son yol ise şimdilerde Yalova’ya bağlı olan Altınova’dan, Soğuksu (Ayazma) Köyü, Akçukur ve İnebeyli üzerinde Yalakdere ve buradan Kızılderbent (Kızderbent) ile İznik (12).
Bu haftaki gezimiz pek yetmedi Akçat’tan
Yalakdere’ye olan bölgeyi ayrıntılı keşfe. Yalakdere kuzey
taraflarında kalan ve Altınoava’ya uzanan yol üzerindeki diğer
köyleri gezip görmeye. Önümüzdeki haftalar gideceğimiz köyler bu köyler
olacak. Buna ilaveten Fulacık, Çamdibi ve Çiftlik köyleri (13).
Bu yol üstü köyü küçük ama bir arada bir köydü. Camisi sonradan onarılmış ama biçim ve ağaç işlemelerinden eski çandı türü bir cami olduğu düşüncesini oluşturuyordu insanda. İki katlı bir yapıya sahipti. Alt katında bazı dükkanlar vardı. Yamaca kurulu olduğu için güney tarafı toprak yüzeyinde kuzey tarafı ise yol paraleldi. Cami önünde yer alan iki katlı bir yapının altında dükkan benzeri bir şey vardı. Üst katın balkon duvarında Sofular Köyü Muhtarlığı yazıyordu ama burası köy kahvesi işlevini yerine getiriyordu.
Arabamızı köy kahvesinin önünde park ettiğimizde meydanda ve bu yapının önünde bekleşen yada zaman harcayan köylüler merakla bize bakıyorlardı. Sırası ile söylenen hoş geldiniz karşılamasına karşılık vermeye çabaladık. Köyün girişinde bir jandarma cipi park etmişti. Caminin doğu tarafındaki dar ara yolda ise il seçim kuruluna bağlı iki minibüs. Hoş sohbet ve sıra sora sorular. Meramımıza anlattık. Resim çekebilirsin, şurasını da çek, burası da var benzeri önerilerle beni yönlendirmeye çalıştılar. Aralarından ayrılıp bir iki farklı görüntü almak için dar alanda gezindim. Köyün alanı oldukça dardı. Düz alan neredeyse yoktu. Geri geldiğimde konuşmayan ama sürekli beni dürterek ilgi çekmeye çalışan yarı meczup bir delikanlı vardı. İki kare de onun resmini çektim. Geri geldiğimde Ali Osman Bey ısmarlanan çayını yudumlamaktaydı. Hani bana çay yok mu diye sitem edince, yukarıda balkonda oturan köylüler beni yukarı davet ettiler.
Yan merdivenden üst kata çıktım. Balkonda orta yaş grubunda olan erkekler oturmaktaydı. Aralarında bir yere oturdum. Ama akşam güneşi tam gözlerimin içine girmekteydi. Yerimi değiştirdim. Rahat sohbet etmek ve konuştuğum kişilerin gözlerini ve yüzlerini görmek istiyordum. Köye ait bir şeyler öğrenmek istediğimde önce benim ne için bu bilgileri öğrenmek istediğimi sordular. Anlattık bir tür naçizane Evliya Çelebi benzeri gezip dolaştığımızı ve öğrendiklerimizi yazıya dökme çabamızı. Görüntülediklerimizi ise İnternet ortamına aktardığımızı söyleyince adresi sordular ve not aldılar.
Köy daha çok ormancılık ve odun kömürcülüğü, sebze ama özellikle fasulye ekimi, bal üretimi yani arıcılık ve kestane yetiştirme ile uğraştıklarını ve gelirlerini bunlardan elde ettiklerini söylediler. Köyün yerleşikleri çoğunlukla Artvin Borçka’dan göç eden ailelerden oluşmaktaymış. Aralarında Gürcü olanlarda varmış ama çoğunluk Mohti Laz’mış. Yani “dilleri ve alfabeleri” olan Lazlardanmışlar. Bir köylünün ısrarla belirttiği gibi İzmit Vilayet yapısının önündeki yapının bilmem kaçıncı katında Mohti Lazları’nın Kültür Dernekleri varmış. Aralarında hiç yabancı yokmuş. Evlilikler nedeniyle neredeyse köy birbirine akrabaymış. Bu köyde şaşırtıcı olan genç ve orta nüfusun fazla olmasıydı. Kente ve sahil beldelerine pek fazla göç vermemişler. Çayımızı yudumlarken seçimden, ülke ekonomisinden ve siyasetten lafladık. Oldukça bilgili ve erdemli kişilerdi. Ülkede nelerin olup bittiğinin pek ala farkındaydılar ve bu kötü gidişe kirlenmiş siyasetin ve siyasetçilerin yol açtığını belirtiyorlardı.
Ormancılık ve odun kömürcülüğü ile iştigal ettiklerinden ormanlık alan, kesim zamanı, denetimli kesim, beş yıllık orman kesimi, denetimli kesilen ağaçların yukarılardan “sürüklenmesi ve taşınması” ve Orman Bakanlığı’nın belirlediği rayiçlerin yüksekliği, desi, ster ve benzeri konularda bilgiler almış oldum. Yaş ortalaması oldukça gençti. Onların da derdi zaten gençlerin vakitlerini hoşça geçirebilecekleri belli bir mesire yada eğlenme alanlarının yokluğuydu. Bu konuda yetkililerden bazı beklentileri vardı. Balkonda sohbet ettiğim ve adlarını aldığımı kişler; İsmet Türker (32), Ali Yavuzer (36), Nedim Aytaç (32), Yılmaz Karabulut (24) ve Hasan Turgut (40) ortalama olarak genç kesimi oluşturmaktaydılar. Şimdi kimin kim olduğu ve bana hangi hoş ve çekici önerileri kimin yaptığını hatırlayamayacağım. Yazın gelirsem yukarılarda yazları buz gibi kışları ise üzerinden buhar çıkan harika bir su kaynakları olduğunu, burasını mutlaka gelip görmem gerektiğini söylediler. Yukarılara çıkma şansım olursa köyün daha güzel taraflarının resimlerini alabileceğimi belirttiler. Tamam önerileriniz ve davetleriniz baki kalsın, yazın bir fırsatta gelir sizleri bulurum. Önerilerinizi yerine getirmede bana yardımcı olursunuz dedim. Buradan ayrılmak pek kolay olmadı. On dakikalığına duralım diye planladığımız bu güzel köyden bir saat kadar sonra ayrılabildik.
Senaiye Köyü’nü (Başkiraz) geçtikten sonra yol yukarılara doğru tatlı bir eğim kazandı. Geride köyün yer aldığı geçit benzeri dar vadinin görüntüsü batma eğiliminde giren güneşin dış ışınları altında bir başka güzel görünüyordu. Yükselmekte olan yolun ileride platoya uzandığını fark edebiliyorduk. Artık dağların zirvesine çıkmıştık. Bu alanda ekilebilir düz alanların olduğu görünüyordu. Bu alanların bazısında şeftali bahçeleri ve diğer meyve bahçeleri vardı. Bir süre sonra bir sapağı aştık. Sapaktan sonra büyük bir yamacın sırtlarına dek kurulu olan büyük bir köy çıktı karşımıza. Bu kesimde hiç yerleşim yerini gösteren levha olmadığından burasının Akçat olduğuna biz karar verdik. Ve haklı çıktık.
Köye Senaiye Köyü tarafında gelen giriş yolu bir tepeden aşağıya doğru iniyordu. Bu tepeden köyün görüntülerini alıp ilk çeşme önünde arabamızı bıraktık. Ali Osman bey küçük su kabımıza çeşmeden su doldururken ben keşif turuma çıktım. İlk sapakta köşede bir evin önünde pancar motoru traktör romörkü üzerinden Muşmula boşaltan bir baba oğula rastladım. Selam veri yanlarına yaklaştım. Görüntülerini aldım. Konutları tipik bir muhacir konutuydu. Kerpiçten dış avlu, büyük bir tahta kapı. Satarsanız biraz alırım dedim muşmulaları göstererek. Ne parası, burada para geçmez diye itiraz ettiler. Yüzümü köyün merkezine doğru ilerleyen yola çevirince sokak aralarında ikişer katlı kerpiç evler dikkatimi çekti. İzinlerini isteyip ilerledim. Başladım görüntülemeye. Tertemiz, düzenli sokaklar, parke döşeli. Parkeler sokak ve yollara bombeli döşenmiş. Yan taraflarda su akakları oluşturulmuş. Akaklardan sular aşağılara doğru akıyordu. Suyu bol bir beldeydi Akçat. Her köşe başında kurnalarında gürül gürül su akan çeşmeleri vardı. Sokak aralarında çocuklar ve kızlar. Siyah “yeldirmeleri” içinde yetişkin kızlar ve kadınlar. Burası Türkmen köyü imiş. Aşağılardaki Laz ve Gürcü köylerinde farkı hu. Oralarda sokaklarda bayanları göremezsiniz.
Sokakların ve caddelerin adları ve konut numaraları vardı küçük plakalarda. Akçat belediyesi çok düzenli ve iyi çalışma gerçekleştirmiş belde için. Köy merkezinde minaresi depremde yıkılan ve yerine metal bir minare yapılan köy camisi, onun önünde büyük bir meydan ve köşelerde köy kahveleri ile bakkal dükkanları. Birde kahve gerisinde sokak üzerinde Avcılar Derneği vardı. Meraklı gözlerle bana bakıyorlardı ama rahatsız olan, meraklı olan yada soru soran yoktu. Bu belde oldukça kalabalık ve hareketli bir yerdi. Yukarılara çıkıp görüntü aldıktan sonra geri döndüğümde çok merak eden bir iki yaşlı köylünün merakını giderdim. Bahçede oturup çayımızı yudumladık.
Köy tamamen tarımla geçiniyordu. Ürünlerini doğrudan yan Karamürsel’e yada İstanbul’a göndermekteymişler. Modern tarım aletleri, traktörleri ve küçük pancar motor denilen taşıma araçları vardı her konu önünde. Sokaklarında genç yaşlı bayanları ve kızlı erkekli koşturan çocukları görmek olanaklıydı. Belde yaklaşık 300 haneymiş ve geçmişi oldukça eskilere dayanmaktaymış. Adının Akçat olması olasılıkla Akçatı kelimesinin zamanla bozulup bu biçime dönüşmesinde oluşuyormuş. Köyde şifalı olduğuna inanılan bir kaynak suyu bulunmaktadır. Köy kuzey sırtlarında yer alan büyük bir tepenin yamaçlarına dek genişlemiş. Ama asıl genişleme doğudan batıya şeklinde oluşmuş. Ana caddeler kuzeyden güneye doğru köyün içinden geçen yola birleşmekte. Aralarda kalan bir sürü sokak, cadde ve çıkmaz sokak var. Osmanlı zamanlarında bu kesimde var olan Rum Köyleri göz önünde tutulursa böylesi büyük bir köyün burada bir arada olması anlamlı geliyor insana. Diğer büyük yerleşim beldesi de yaklaşık Akçat’a 7 km uzaklıkta olan Yalakdere’dir.
Görüntüleme işimiz bitince biraz acele etmek istiyorduk. Merdigöz’ün tarifini almıştım. Kimse bana siz Avcıköy’e mi gitmek istiyorsunuz diye sormamıştı. Cumhuriyet dönemi isimleri Türkçeleştirme konusu yerleşikleri pek etkilememişler. İnsanlar bildikleri ve alışık oldukları isimlendirmeleri kullanmaktalar. İlk girişte sohbet edip konuştuğumu baba oğul işlerini bitirmişler ve evlerine çekilmişlerdi. Ancak tam biz konutun önünden geçerden yaşlı amca bahçe kapısında dışarı çıkıp beni durdurdu. Bir torbaya koydukları muşmulaları bana uzattı. Para ödeme ısrarımı ise geri çevirdi. Bizi avlunun içine davet etti. Kapıdan içeri girince sol tarafta bir ekmek fırını vardı ve içinde pişmiş köy ekmekleri. Dip tarafta bir köşede üst üste yığılı içleri büyük hurmalarla dolu sandıkların ve ekmeklerin resimlerini çektim. Yüz bulduğumuzdan bir de sünepelik edip bize ekmek satmalarını istedim. Memnuniyetle dedi amca. Eşi teyze de kıvrılmış bir şeyin üzerinde oturmaktaydı kapının sağ tarafında. Nur yüzlü, beyaz eşarplı bir teyze. Yüzüne bakınca fark ettim ki çok güzel gözleri vardı. Deniz mavisi. Sizin ne güzel gözlerinin varmış dedim sevecenlikle. Gülümseyip baktı sadece, güzelliğinin farkındaymışçasına. Amca ile teyzenin birlikte resimlerini çektim. Adını öğrendim amcanın. Not aldım bir daha gelirsem sizi mutlaka ziyaret edeceğim dedim. Beleş muşmula torbasını ve köy ekmeğini bagaja koyup köyden ayrıldık.
Akçay Köyü’nden çıktıktan sonra yol kıvrılarak ilerliyordu. İleride çukurlaşan kısmın kuzey tarafında dördü bir arada villa inşaatı vardı. Burasını geçtikten sonra üç dört kilometre ilerledik. Ve yol tepenin batı tarafına geçince kaşı vadilerdeki sürülmüş tarlaları ve bu tarlaların daha gerilerindeki bir birlerine yakın gibi görünen köyleri gördük. Arabamızı durdurup manzaranın ve batmakta olan güneşim oluşturduğu harika görüntüleri yakaladık. Yol kızıl beyaz bulutlar arasında batmakta olan güneşe doğru uzanıyordu adeta. Tepenin altı görünmüyordu. Sol tarafta kalan tepelik yerde iki büyük TV yayınlarını yansıtıcı direkler vardı.
(6). Özgür Kocaeli Gazetesi, Pazar Eki, 13.10.2002, Sf: 7, Atilla Oral, Türk
Ticaret ve Sanayi Tarihi’nde İzmit Körfezi. Derince Limanı, "Steam in Turkey an Enthusiasts' Guide
to Steam locomotive of Turkey" by E. Talbot, The Continental Railway
Circle, Oxford, 1981, ISBN 0 9503469 69, Full text (Scan) from top of page 17: Geri
(7). Milli Mücadelede’de İzmit
Sancağı, Dr. Yusuf Çam, Sf:35, “A native of Centerville,
Mississippi, Admiral Briscoe was graduated from the Naval Academy in June 1918.
During World War I he served in the battleship ALABAMA of the Atlantic Fleet
and in the destroyer ROE, operating from Brest, France. At the end of
hostilities, he made the first postwar Midshipmen cruise in the USS KEARSARGE
and in 1919 returned to destroyer duty as Engineer Officer of the USS
HUMPHREYS, stationed in Near East waters at Constantinople. During the
Turko-Greek fighting in 1920-1921, he commanded a Naval landing force at Derindge,
Turkey. “ http://www.spear.navy.mil/ships/dd977/adm.htm Geri
Erkan Kiraz, 03/11/2002, Pazar,
Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com
http://community.webshots.com/user/erkankiraz
http://community.webshots.com/user/erkankirazi
http://community.webshots.com/user/erkankiraz2
http://community.webshots.com/user/erkankiraz3
http://community.webshots.com/user/erkankiraz4
http://community.webshots.com/user/erkankiraz5
http://community.webshots.com/user/erkankiraz6
http://community.webshots.com/user/erkankiraz7
http://community.webshots.com/user/erkankiraz8
http://community.webshots.com/user/erkankiraz9
http://community.webshots.com/user/erkankiraz10
http://community.webshots.com/user/erkankiraz11
http://community.webshots.com/user/erkankiraz12
http://community.webshots.com/user/erkankiraz13
http://community.webshots.com/user/erkankiraz14
http://community.webshots.com/user/erkankiraz15
http://www.mtuncel.com/gezgor.htm
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik
http://www.trainweb.org/demiryolu/
site: Jean-Patrick
Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan
Kiraz
© Copyright
Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni
alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.
© Copyrighted to
Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be
re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Written &
Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 03/11/02.