Bu yazı TMMT’ nin aylık İçsel Gazetesi Toyota Türkiye  & SANet Web Sayfası için hazırlanmıştır.  Belki sözü  edilen ortamlarda kısaltılarak yayınlanabilir. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir.  Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com


 

 

Gerçek Yaşamlar ve Sanal Gerçeklik

[Gökyıldızlar, Toluaylar, Kirazlar, Sütlaç, Garip, Kılkuyruk, Çiçeklerden Bir Demet ve Meyve Ağaçları, Tabiiki Harika Yemekler ]

Çocukluğumda, doğduğum ve yetiştiğim yer Derince’ de, yaşamlar, bakımlı ve yeşile bürünmüş bahçelerin arka taraflarında yer alan konutlarda geçerdi. Bahçeler sokağa paraleldi ve mutlaka evin ön tarafında yer alırdı. Bahçelerin bir sokak kapsı olur ve ev kapısına giden patikanın her iki tarafına, zambak, kasımpatı, papatya ve güller dikili olurdu. Sokağa yakın bir yere, yazları  dinlenme ve hoş vakitler geçirme amacıyla kamelyeler yapılırdı. Kamelyenin çevresi, dikilmiş sarmal özellikli yediveren gülleri, asma yada hanımeli bitkileri ile zaman içinde kaplanır ve doğal bir gölgelik elde edilirdi. Bahçede geri kalan boş alanada meyve ağaçları yer alırdı. Doğan çocuklar adına da gölge yapan, akasya, ıhlamur yada çam ağacı dikilirdi. Dikilen ağaçlar da çocuklarla büyür ve onun yaşıtı olurdu. Yazları birbirine karışmış çiçek kokuları arasında, güneş batımı akşam serinliklerinde, kamelyalarda demlenmiş çaylar yudumlanırken sohbetler koyulaşırdı.

 

                       

 

Bu konutlaşma şekli neredeyse her yerleşim yerinde benzerlik arzederdi. Kurulmaya başlanan bahçeli, tek yada iki katlı toplu konutlarda bu düzene uyularak yapılıyordu. Büyük şehirlerde görülen, sokağın hemen dibinden başlayan ve birbirine yanaşık şekilde ilerleyen konutlaşma şekli sanırım iç göçlerin yoğunlaştığı ve iç siyasal çekişmelerle kamu arazilerinin talan edildiği zamanlara denk gelir. Gecekodulaşma denilen yerleşim düzeni herşeyin ters yüz olduğu bir evre başlattı.

 

                       

 

Sanayileşmenin ve ticaretin yoğun olduğu bölgelere iç göçün artması arsa ve konutlardan elde edilen rantın tepe yapmasına sebep oldu. Bu rant beklentisi, yerleşikleri, üretim yada hizmete katılmalarından daha çok bundan nasıl daha fazla pay elde edebilecekleri yollarını aramaya itti. Eski tarz yapılaşma hızla terk edilip, sokağa paralel, çok-katlı ve diğer konutlara bitişik yeni bir yapılaşma başladı. Eski tarz konutlar yıkılıyor, her kes kendi gücüne göre, tasarımsız, plansız ve zemin katları dükkan olarak düşünülen betonarme binalar yaptırıyordu. Rant bekletileri ve bunun oranları artmaya başladığında “arsa karşılığı daire ve dükkan” modası hızla yayıldı. Ortaya çıkan şehirleşme şekli herkesi rahatsız etsede eğilim değişmedi. Biten binalara, elektrik, su, telefon bağlanıyor ve bir şekilde oturma ve işletme ruhsatları alınıyordu. Belediyelerin işlevleri farklı bir şekilde yerine getiriliyordu. Konutlar bittikten sonra oturma ve işletme izinlerini vermek ve belli bölgelerdeki kat yüksekliğini “encümen kararları” ile arttırmak.

 

                       

 

1982’ lere gelindiğinde şehirleşme şekli, oluşturulan yeni bir sistemle kökünden değişti. Toplu Konut Kooperatifleri. Devletten sağlanan kredilerle başlatılan ama sadece görüntüde ve belgeler üzerinde denetlenen konutlaşma. Yasal ve ticari yaptırımlarla desteklenmeyen bu yeni konutlaşma şekli herşeyi allak bullak etti. Ehliyetsiz ve deneyimsiz bir sürü müteahhit firmanın ortaya çıkması ile, yıllarca bitirilemeyen, bir yüklenici firmadan diğerine geçen her birisinin savsakladığı çok katlı betonarme konutlar her tarafı sardı, yerleşim yerleri nefes alamamaya başladı. Herhangi bir konu kooperatifi ortalama olarak en erken 5 yada 8 yılda bitiriliyordu ve bitirildiğinde de herşeyi eksik ve kalitesiz oluyordu. Gelsin eskalasyon (bedelin yeniden değerlednririlmesi) hesaplamaları, yönetim kurulları ile üyelerin kavgaları, yönetim kurulları ile yüklenici firmaların anlaşmazlıkları ve işi bırakmalar. Yasal ve ticari yaptırımlarsa hiç bir yönetim kurulunu ve yüklenici firmayı bağlamıyor ve ürkütmüyordu. Rant beklentisi o dereceye ulaştıki, yeşil alanlar, cami ve okul alanları, otoparklar, sokak ve caddelerin nizami ölçüleri, evsel atıksu ve altyapı, elektril ve telefon hatları hiç kimsenin aklına gelmiyordu. Bu hizmetler konutlaşma bittikten sonra bir şekilde uydur-kaydır yapılmaya çalışılıyordu.

 

                       

 

Oluşan yeni yerleşim alanlarında, şekil ve görüntüsü tamamı ile değişen yerleşim merkezlerinde bir araya gelen farklı kesimlerden kiracı yada konut-sahiplerinin sosyal ilişkileri de tamamı ile değişti. Şayet konut sahipleri aynı iş yerinde çalışan insanlardan oluşuyorsa sosyal ilişkiler bir nebze de olsa sürüyordu ama bahçeli konutlarda var olan ve yaşanılan eski tür aile ilişkileri tamamen ortadan kalkmış oldu. İlk kopan aile ve akrabalık (yakınlık, hısımlık) bağları oldu. Aile ziyaretleri ve bayram gidiş-gelişleri yavaşladı ve tamamen ortadan kalktı. Apartman tarzı yapılarda oturanlar birbirlerini tanımıyordu. Komşuluk ilişkileri de olmadığından birbirleri ile selamlaşmada ortadan kalmış oldu. Her bir kişi belli bir koşuşturmanın akışına kendisini kaptırmış, işten eve, evden işe gidip geliyordu. Yaşamaın omuzlara ve kafalara yüklediği baskı (stres) ve bunalımlardan kurulmak ve rahatlamak için yeni tarz yollar bulunuyor ve uygulanıyordu. Yakın görüşülenlerle balkon muhabbetleri, hafta sonları çıkılan piknik muhabbetleri, TV-önü sohbetler ve daha neler neler.

 

                       

 

Artık sosyal doku değişmiş, insan ilişkileri daha soyut ve sanal hale gelmişti. 1980’ lerde etkisi iyici su yüzüne çıkan yaz tatilleri, uzun bayram taillerinde Ege ve Akdeniz kıyılarına yapılan hummalı trafik yolculukları da 1990’ lara gelindiğinde cazibesini kaybedip tavsamıştı. İnsanlar bundan da artık pek zevk almamaya başlamışlardı. 1982’ lerden sonra, ekenomik ve ticari hayattaki köklü değişiklikler, ülkede pek bilinmeyen teknolojik yenilikleri herkesin erişim alanına hızla ve ardı ardına sokmuştu. Renki TV’ ler, Videolar ve oluşan video-kulüpleri, telsizler ve “break break, arkadaş arıyorum” hummaları, Japon arabaları ve araba kampanyaları, kazanılan yüksek faizler ve batan bankerler.

 

                

 

Ve bir zaman sonra iletişimde mucize, araç telefonları ve çağrı aygıtları. GSM şebekelerinin kurulması sonrası, polis ve zabıta telsizlerinden daha büyük, ilk cep telefonları moda oldu. Araç telefonları ve çağrı cihazlarının papuçları hızla ve hemencecik dama atıldı. Acaba kim bulabilir şimdilerde, evlerde ve araçlarda kullanılan break break telsizlerini, çağrı aygıtlarını, araç telefonlarını ve takoz misali cep telefonlarını!

 

                                                   

 

Kollardaki dijital (sayısal) saatler, ellerde taşınan kocaman cep telefonları, araçlardaki ağır araç telefonları ve arabaların arkasında yada evlerin damlarına yerleştirilmiş uzun antenleri ile telsizler bir farklılık, üstünlük ve itibar olarak algılanıyor ve görülüyordu. Eski sosyal ilişkilerden hızla sanal  ilişkilere geçilmeye başlandı. Video kulüplerinden alınan kiralık kasetlerle, evlerde belli filimler daha ucuza ve bir arada izlenebiliyordu.

 

 

 

Renkli TV’ ler bu alışkalığı hızla değiştirdi. Çünkü özel televizyon kuruluşları da devreye girmişti. Yıllarca Siyah & Beyaz TV’ lerinin önünde haftalık oynayan filmleri ailecek seyreden insanlar, Renkl TV’ lerle önce reklamları renkli olarak izlemeye başlamışlardı. Kahvelerde renkli TV reklamı izlemek ilave ücrete tabiydi. Evinde renkli TV’ si olanların evleri her akşam komşu izleyicilerle dolardı. Telsizlerin saysı artınca, amatör telsiz dernekleri kurulmuş, her damda metrele boyu yükseler antenlerden sonra akşamları telsizlerle arkadaş aramalar başlamıştı ama bununda modası pek fazla sürmemişti. Hızlı tüketim, teknolojik ürünlerdeki çeşitlilik ve yenilikler insanları tatminsiz hale getirmiş yeni arayışlara yönelmişti. Etkileri ilk başlarda pek hissedilmese de seçicilik ve farklılaşma istekleri derinden ama yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlamıştı. İnsanlar kendilerine daha fazla zaman ayırmak ve yalnız kalmak istiyorlardı. Akrabalık, arkadaşlık ve komşuluk ilişkileri neredeyse belli kesimlerde tamamen kopmuştu. Doğal olarak bu kesimler apartman tarzı binaların odaklaştığı mekanlardı.

                                    

Kişisel görüşüme göre 1990’ larda, yaşamlarımıza ilkin işyerleinde girmeye başlayan bilgisayarlar ve dijital araçlar günlük uğraşılarımızı hem hızlandırmaya hemde bizleri birbirimizden uzaklaştırmaya başladı. Gerçek Sanal Yaşamlar (Real Virtual Lives) devreye girmeye başlamıştı. Bilgisayarlar yavaş yavaş ve hissettirmeden evlerde yerlerini almaya başlamıştı. Benim evimde de  yerini almakta pek gecikmedi, sanırım 1992 ile 1993 yılları arası bir zaman dilimiydi. İlk zamanlar bilgisayar denilince, ki bu zaman dilimi 1984 ile 1990 arasında kalır, akla hemen şu anki klavye (keyboard) gelirdi. Bugünkü gibi bir Bilgisayara benzeyen sadece Amstard marka bilgisayar vardı. Yani bir Sistem Ünitesi (System Unit), Ekranı (Display or Screen) ve Klavyesi (Keyboard) olan bir bilgisayar ünitesi. Bilgisayarı harekete geçirecek bir İşletim Sistemi (Operating System) yoktu.

 

       

 

Basic denilen bir programlama dili ile bir şeyler yapmaya çalışırdık. Kendilerini daha ileri program dillerine (Programming languages) hazırlayıp bunları kullananlarda vardı. Ve ardından Disk İşletim Sistemi (Disk Operating System) piyasaya çıkınca herşey değişmeye başladı. DOS’ u Lotus isimli Çalışma Tablosu ve Professional Write (PW) isimli bir Kelime İşlemci Programı denen Uygulama Programları (Application Programs) piyasaya çıktı. DOS üzerinden bu iki program kullanılmaya başlandı. Bunları Dbase’ in Veritabanı (Database) uygulama programı takip etti. Şimdilerdekilerle karşılaştırlamayacak boyutlarda İşlemci (Central Processing Unit, CPU), Geçici Bellek (Random Acces memory, RAM),  Sabit Bellek (Hard Drive Disk), Siyah ve Beyaz Ekran Kartlarına (B&W Screen Card) sahip bilgisayarlarla çalışılıyordu.

 

  

 

Bilgisayarlar hem pahalı hemde kullanmak için oldukça fazla şeyin bilinmesi gerekiyordu. Kullanımda en büyük sorun İşletim Sistemi (Operating system) ile Uygulama Programları (Application Programs) arasında geçişi sağlayacak bir Kolaylık Programı’ (Utility program) nın bulunmamasıydı. Microsoft’ un Penecereler (Windows) isimli yeni İşletim Sistemi bu zorlukları ortadan kaldırdı. Daha öncleri DOS, DOS-Shell isimli Arayüz Programı (Interface) ve diğer Uygulama Programları ile halledilen tüm işlemleri kendi üzerinde topluyordu. Uygulama Programları’ na karşılık Word ve Excell programlarıda yer alıyordu Windows’ da. Windows’ un getirdiği yenilik çok farklıydı. Program geri planda İşletim Sistemi olarak çalışırken, bir arayüz programını ekrana getiriyor ve diğer uygulama programları da Masaüstünde (Desktop) Simge (icon) halide görünüyordu. Programlama yöntemi olarak kısaca, Sürükle ve Bırak (Drag & Leave) ve Nesne-Temelli (Object-Oriented Programming) programlama yöntemi uygulamaya geçirilmişti. Herşey görseldi ve yapılacak şey sadece simgeleri seçmek, tıklamak yada benzer hareketlerle işlemleri halletmek.

 

                                          

 

Microsoft’ un Windows’ u büyük bir çığır açmıştı İşletim Sistemi’ nde. Aslında kısaca DOS denilen İşletim Sistemi’ de Microsoft firmasına aitti ve genellikle MS-DOS (Microsoft Disk Operating System) olarak anılmaktaydı. Ama başka İşletim Sistemleri de mevcuttu. Eskilerde nasılki tüm kişisel bilgisayarlar (Personal Computers, PC) tamamen IBM Uyumlu (IBM Compatible) oluyorsa ve bu özellikle güven sağlamak için tüm bilgisayar markalarında belirtiliyorsa, Windows’ un piyasaya çıkması ile üretilmeye başlanan tüm Uygulama ve Kolaylık Programları (Application & Utility Programs) önce Windows uyumlu, sonra MAC uyumlu olmaya başlamıştı.

 

                                                   

 

Daha önceleri neredeyse çok az kullanılan Fare (Mouse) Windows ile olmazsa olmaz araç oldu. Tüm bunları Çokluortam (Multimedia) gereçleri takip etti. Internet’ in Web Tasarımı (Web Design) ile yaygınlık kazanması, önce ufak ticari firmaların Web Sayfalarını (Web Pages) ve Kişisel Web Sayfalarını (Personal Web Pages) harekete geçirdi. Bu alanda hareketliliğin ve kar eğilimin artar rakamlar göstermesi diğer büyük ticari kurumlarında Internet Dünyası’ na girmelerini sağladı.

 

                                      

 

Bankalar ise Internet Dünyası’ nı bence Türkiye’ de haddinden fazla abarttılar ve gereksiz ve kullanılmayacak bir sürü yatırımlar yaptılar. Reklamlarında sözünü ettikleri gerçek dışı yaşam ve kolaylıkları aslında ne gerçek dünyada nede sanal dünyada mevcut değildi. Günlük yaşamda yine insanlar banka şubelerinde kuyruklarda itiş kakış çile doldurmaktaydılar. Neyseki son zamanlarda uygulamaya konulan yeni otomatik sıra sistemleri ile müşterilerini rahatlatmaya başladılar. Geçte olsa bu kervana Kamu Kurum ve Kuruluşları’ da katıldılar. Böylece gerçek dünyalar sanal dünyalarla birleşti ve günümüzün vazgeçilmez gereksinimleri oldu. Şimdilerde, sanal dünyadaki bu gelişmeleri bir şekilde atlayan belli yaştaki kişiler, evlerine çocukları için Çokluortam bir Bilgisayar alarak kaçırdıkları fırsatları yakalama çabasınıdalar.

 

         

 

Kişisel Ağ Sayfası (Personal web Pages) oluşturma işine bende 17 Ağustoz 1999 Marmara Depremi sonrası başladım demem lazım. Daha önceleri belli alanlarda bilgi sağlama yada yararlı bir şeyler üretme konusu ile pek alakalı değildim. Deprem sonrası yerle bir olan mekanları, binaları ve mahalleleri görüntülerken farkına vardım ki varken yok olan hiç bir şeyin görüntülerini kaydetmemişim. Deprem öncesi bu durumdaydı diyebileceğim, ne bir görüntü ne de bir yazı vardı elimde. Bu durum sadece bana has bir durum olmayıp herkes içinde geçerli bir gerçektir. Çektiğim çeşitli deprem görüntülerini Internet ortamında kendi sayfamda yayınlamak istedim. Böylece daha ciddi ve kalıcı birşeyler yapma düşünceleri ağır basmaya başladı.

 

                      

 

Ücretsiz Kişisel Web Sayfa alanları sağlayan sitelerden yeni sayfalar oluşturarak yaşadığım şehir Kocaeli ve çevresi ile ve diğer gezip gördüğüm şehirlerle ilgili bilgiler derleyip, çektiğim resimlerle bu bilgileri yayınladım. Arzu ettiğim şey, doğup yetiştiğim Derince ve büyüyüp oturduğum şehir İzmit hakkında bir şeyler yazmak, bilgiler derleyip, bunları çekeceğim götüntülerle sayfalarımda yayınlamak. Yapmaya çabaladığım iş kapsamlı ve zaman alıcı bir proje haline geldi. Hafta sonlarında başladığım İzmit ve çevresini görüntüleme çalışmalarım neredeyse üç ay sürdü. Karamürsel’ den başlayıp İzmit’ in Durhasan köyünde bitirdim. Geriye Gebze, Çayırova ve Eskihisar çevresi kalmıştı. Çekilen görüntüler toplamda neredeyse 2500 adeti geçmişti. Resimleri derlemek, isimlendirip Web ortamına aktarmak oldukça külfetli ve yorucu bir işti ama sonuçta bana sağladığı haz ve mutluluk herşeye değdi.

 

                     

 

Boş zamanlarımın çoğu, kırsal kesimlerde yaşayan, artniyetsiz ve samimi insanlarla geçmişti görüntüleme yaparken ama görüntüleri Web ortamına aktarmaya çabaladığım zamanlarda ise sanal dünyalarda sanal insanlarla dostluklarımda artmıştı. Birbirimizi lakaplarımızla (nickname) tanıyorduk ama zaman içinde sanal dostluklar daha da samimi hale geliyordu. Gerçek yaşamlarda birbirimzile görüşemeyen bizler Internet sayesinde sanal yaşamlarda daha sık görüşüp email’ leşiyor (ileti) yada chat’ leşiyordukr (muhabbet). Birde bilgi paylaşımını amaçlayan bir bilgilendirme grubununda Aracı Düzenleyiciliğini (moderator editor) üstlenmiştim. Grubun üye sayısı 285 lere çıkmıştı. Gruptan bazı kişilerle daha fazla yakınlaşma oldu. En fazlada Sn. Mehmet Toluay ile.

 

                       

 

Bundan başka Kocaeli ve Türkiye’ yi tanıtan bir turizm sayfası oluşturmuştum. Buraya olanaklarım içersinde bilgiler ve kendi çektiğim görüntüleri aktarıyordum. Mehmet Toluay ve eşi de benzer sayfalar düzenlemişlerdi. Mehmet bey, sayfalarımdan yakın görüştüğü ve kadim dostu olan birisine a söz etmiş. Sayfalarımda yer alan ve farklı bir bakış açısı ile çekilmiş görüntüler yer almaktaydı. Amacım var olanı, yalın ve olduğu gibi görüntülemek ve gelenin geldiğinde bulacağı ve göreceği görüntüleri aktarmaktı. Bir gün bir mesaj aldım, turizm sayfalarımda yer alan yemek görüntüleri hakkında eleştirel birşeyler yazıyordu. İletinin yaklaşımı ve yargısı hoşuma gitmemişti, ne düşündüğümü ve hangi bakış açısı ile görüntüleme yaptığımı açıklayan bir cevap yazdım. Yazışma sürdü ve yazıştığım kişinin Sn. Mehmet Toluay’ ın dostu Sn. Sevim Gökyıldız olduğunu öğrendim. Biraz ekşimsi başlayan bu yazışma sonrası Sevim hanım, kendisinin de aslen Adapazarlı olduğunu, İzmit, Maşukiye’ de bir yazlıkları olduğunu ve yaklaşan bahar aylarında bir hafta sonu Maşukiye’ de buluşmamızın güzel olacağını belirtip bir buluşma önerisi yapmıştı. Araya giren çeşitli terslik ve olumsuzluklar sonrası en sonunda 5 Mayıs 2001 tarihinde Maşukiye’ de buluşma kararı aldık. Sevim hanım ve eşi Macit bey İstanbul Levent cıvarından, Mehmet Toluay ile eşi Diane İstanbul yakacık’ tan, ben ve aile üyelerim de İzmit Şirintepe’ den gelecektik. Buluşma yeri Gökyıldızlar’ ın Maşukiye’ deki  yazlık evleri. Buluşma saati öğleden sonrası 15:00 cıvarı. Bu gerçekten çok ilginçtir, ben neredeyse oturduğum binada kapı komşum ile herhangi bir komşuluk ilişkiside değilken sanal yaşam sayesinde birbirinden çok uzak mekanlarda ve çok farklı kesitlerden olan başka insanlarla ile gerçek yaşamda buluşup dostluk kuracaktım. Artık kapı komşular birbirlerini daha yakından tanıyamıyordu ama benzer uğraşı ve zekleri paylaşan insanlar çok farklı ve uzak ortamlarda yaşasalar bile daha sık görüşebiliyor yada bir araya gelebiliyordu.

 

                       

 

Buluşmaya Sevim hanım, eşi Macit bey, Sevim hanımın annesi Nebahat Özen ve teysesi Semahat Derman, Mehmet Toluay ve Internet’ ten tanışıp evlendiği Amerikalı eşi Diane, ben, eşim Hanife, kızlarım Bengisu ve Aybüke ile kayınbabam Ali Osman Aykan katılmıştık. Adete ufak bir koloni oluşmuş oldu. Hepimiz toplam olarak 11 kişi olmuştuk. Gökyıldızları’ ın mütevazi evleri Maşukiye’ nin harika bir köşesindeydi. Hemen batı tarafında yer alan sokağa parelel bir dere akıyordu. Sokak yolunun doğu tarafında yer alan üç yazlıktan orta da kalanı Gökyıldızlar’ a aitti. Ev arsanın ortasına ama doğu tarafına daha yakın bir konumya yapılmıiştı. Bahçe bir peysajcıya düzenletilmiş ama inşaat sırasında bahçede var olan meyve ağaçları kesilmeyip korunmuştu. Kiraz, şeftali, erik, fındık, incir, armut ve trabzon hurması ağaçları. Bunlara ilaveten beş farklı cinste çam ağacı dikilmiş. Evin asıl giriş kapısı güneye bakıyordu ama arka tarafı ise günlük yaşama o denli uygun düzenlenmiştiki buna bayıldım. Bahçenin doğu tarafında ortalarda bir yere şömine benzeri bir yer yaptırmışlar, bunun hemen yanında bir tür ardiye gibi kullanılan bir baraka yer alıyordu. bahçenin kuzey-batı köşesini ise kamelye olarak düzenlemişler. Yemek sonrası sohbetimizi demlenen çaylarımızın eşliğinde orada sürdürmüştük. kamelyanın etrafı çeşitli gül ve çiçeklerle bezenmişti. Bahçe kapısı arsanın güney-batı ucundaydı, hemen girişinde arabalarına oto park yapmışlardı. bahçe kapısından evin giriş kapısında, sağ ve sol taraftan arka tarafına giden patikalar yapılmıştı.

 

                                  

 

Bahçenin farklı köşelerinde ise çeşit çeşit güller, leylaklar, hatmi çiçekleri, şakayık ve oya ağaçları ve çam ağaçları ile adeta farklı bir uyum içersinde iki katlı yazlık evi kucaklıyor ve  sarmalıyorlardı. Tüm bu güzel süs bitkileri, doğal ağaçlar ve çiçeklerin yıllar geçtikçe büyüyüp geliştiklerini hayal edip, sokaktan geçerken evin yeşillikler arasında gözlerden yitip kaybolabileceğini düşündüm. Çiçekten çiçeğe dolaşan arı ve çeşitli böçekler paylarına düşen nimetlerden yararlanma uğraşısındaydılar. Böyle bir güzellik içersinde insanın ömrünün uzayacağına, insanın farklı bir dingilik ve yaşama heyecanı kazanacağını düşünerek dolaştım bahçeyi, her anı ve olayıın ayrıntısını kaçırmamaya çabalayarak.

 

                       

 

Sevim hanımın saygıdeğer annesi Nebahat Özen ve teyzesi Semahat Derman pek tonton ve sevimliydiler, ellerini öpüp hal hatırlarını sorduk, hayır ve dualarını aldık, sıhhat ve uzun ömürler diledik. Arka balkonda oturmuş bulmaca çözüyorlardı. İkisi de yaklaşık annem yaşlarındaydılar. Hatırladığım kadarı ile olasılıkla 1925-1930 doğumluydular. 

 

                       

 

Bahçede iki köpek ve beyaz bir kedi vardı, Sütlaç. Köpeklerden birisi iri kıyım Sivas Kangal cinsi ama gözleri renkli bir köpek adı Garip. Eve kimseyi yaklaştırmayan, hatta bahçeden geçen kedilere dahi tahammül edemeyen bir köpek. Yüzü ve gözleri cıvarı eskilerden kalma yara izleri ile kaplıydı. Macit beyle özellikle çok iyi bir iletişimi vardı. Yakın bir komşunun köpeğiymiş. Yada cins bir köpek imiş de asıl sahibi Maşukiye’ den taşınınca onu götürememiş, orada birisine bırakmış. Bir şekilde Gökyıldızlar ile tanışmış, ogün bugündür bu dostlukları sürüyormuş. Diğer köpek ise ufak tefek bir şeydi, Kılkuyruk. Sokak köpeği. Gökyıldızlar, onu bir sokak köşesinde bulmuşlar, acıyıp eve alıp bakıp ihtimam göstermişler. Her ikisede hafta sonları daha Gökyıldızlar evlerine gelmeden kapıya damlarlarmış ve Gökyıldızlar’ ın geri dönüşleri ile kendi evlerine geri dönerlermiş. Birde sevimli mi sevimli, oldukça iri, kar topu misali beyaz bir kedileri vardı. Angora cinsi. Gözleri neredeyse farklı, ebruli renkteydi. Ama kendisini yabancılara sevdirmekten hoşlanmıyordu. Bizimde evde bir kedimiz olduğundan, adı Felix, kızlarım pek ilgi ve sevgi gösterdiler ama Sütlaç onlara aynı karşılığı vermedi. Biraz farklıydı ve sanki yavaş hareket ediyordu. Öğrendikki sağırmış. Siyam kedilerinin bazıları sağır olurmuş. Bu durum bir kedi için ne denli zor bir eksiklikti. Kediler duymazsa kendilerini nasıl koruyacaklardı, özellikle kadim düşmanları köpeklere karşı! Şayet görüyorsa tepki gösteriyordu, ama Kangal köpeği onun adeta doğal koruyucusu olmuş, yanına hiç bir köpeği yaklaştırmıyormuş. İnanılmaz değilmi!.

 

                       

 

Gökyıldızlar biz gelmeden yemek masasını hazırlamışlar. Masa bahçenin doğu-kuzey köşesine yerleştirilmişti, hemen yanında güney tarafta ise şömine yer alıyordu. Macit bey köfte ve tavuk etlerini orada kızarttı. Ortaya harika bir salata, yayvan tabak içersinde, beyaz ekmek dilimleri ekmek sepetine yerleştirilmiş. İçecek olarak, bira, rakı ve diğer alkolsüz içecekler. Köfte ve tavuk şiş karışık olarak sunuldu ardından nohutlu pilav. Yemeklerin ve herşeyin görüntüsünü aldım, yemeklerde hatırlamadıklarım görüntülerde vardır. Rakida bana eşlik eden olmadı. Macit bey Sevim hanımda, Mehmet beyde galiba Diane hanımdan vize alamadılar. Kayıbabamda birayı tercih etti.

 

          

 

İnanılmaz olay işte. Sevim hanımın turizm sayfamda yer alan yemek görüntüleri konusunda bana ilettiği iletisi ile başlayan dostluk böyle bir buluşma ve mükemmel bir ziyafet ile taçlanmıştı. Şimdilerde her ikiside emekli olan ama gönüllü (farhri) olarak çeşitli uğraşılar peşinde olan Gökyıldızlar uğraştıkları her işi en mükkemmele ulaşacak şekilde ele alıyor ve öyle yapıyorlarmış. Sevim hanım yemek konusunda adeta uzman olmuş. Bir iki yada ne bileyim ikide fazla yemek kitabının hazırlanmasında, yayınlanmasında emeği geçmiş. Yemek kitapları hazırlamış. İstanbul Zeyrek’ te yer alan, Koç’ un Zeyrek’ te Bir Türk Evi isimli restoranında batılı, özellikle Fransız konukların ağırlanması ve karşılanması konuları ile ilgileniyormuş. Sohbetimzide bu tür ayrıntıları öğrenince Sevim hanımın neden benim yemek resimlerimi beğenmediğini anladım. Ama ben sıradan bir gözlemci ve gördüklerini olduğu gibi aktarmayı amaçlayan biriyim diye savunma yaptım. Ancak Sevim hanım yemek konusunda oldukça titiz ve sunulan sofranın en mükemmel şekilde hazırlanması ve sunulması konularında oldukça duyarlıydı. Bizlere sunduğu yemeklerin tadını elbette biz beğenip takdir ettik ama görüntülerde bunu açıkça ortaya koymaktalar.

 

 

 

Yemek sonrası bahçenin kuzey-batı köşesinde yer alan kamelyaya geçtiğimizde, macit bey bir köşeye kömürle ısınan çay demleme ve çaydanlık takımı yerleştirdi. Bu köşeden yan villanın harika behçeside gözlenebiliyordu. Villada harika düzenlenmişti. Daha yakından tanışma ve birbirimizin öykülerini daya ayrıntılı öğrenme fırsatı bulduk. Kızlarım Gökyıldızların bu harika mekanında olmaktan çok mutluydular. Sevim hanım Maşukiye ve diğer çabaları ile ilgili düşüncelerinden  söz etti. Kızlarım, özellikle küçük kızım Aybüke sevildiğini hissedince sevgili Diane ile daha fazla ilgilendi, onu fazlasından yordu. Aybüke dur durak bilmeyen çok hareketli yapıda bir çocuk.

 

Saatler akıp gitti ve hoş beraberliğimizi istemeden de olsa, başka buluşmaları gerçekleştirme dilekleri ile ayrılma saati gelince çıkış kapısında ayak üstü ev, bahçe ve içinde yer alan çiçek ve ağaçlar hakkında, kedi ve köpeklerle ilgili konuştuk. Ayaklarımız adeta geri geri gidiyordu. Çok harika bir buluşma olmuştu. Gökyıldızlar’ a ve Toluay’ lara veda edip ayrıldık. Böyle bir buluşmayı düzenlediği ve bizlere harika satler yaşattığı için özellikle Sevim hanıma müteşekkirim.

 

Buraya ilave ettiğim görüntüler ĵ oranında küçültülmüştür. Özgün olanları adreslerini belirttiğim Web Sayfalarımda mevcuttur. Resimleri ĵ oranında küçültmek zorunda kaldım, Word Kelime İşlemcisi bu tür resim ve grafik ilevelerini taşımada oldukça zorlanmaktadır.

http://www.community.webshots.com/user/erkankiraz

http://www.community.webshots.com/user/erkankirazi

http://www.community.webshots.com/user/erkankiraz2

http://www.community.webshots.com/user/erkankiraz3

http://www.virtualtourist.com/erkankiraz

http://www.trainweb.org/demiryolu/

site: Jean-Patrick Charrey,translation into Turkish: Erkan Kiraz

erkankiraz@yahoo.com 26/05/01

 

 

İ Copyrighted to Erkan Kiraz.

 Bu yazi ancak kaleme alanin izni alinarak tekrar yayinlanabilir yada dağıtılabilir.

This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.

Prepared By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 26/05/01.