
Bu yazı TMMT nin aylık İçsel Gazetesi Toyota Türkiye & SANet Web Sayfası için hazırlanmıştır. Belki sözü edilen ortamlarda kısaltılarak yayınlanabilir. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir. Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com
[Ahşap
Konutlar, Tarihi Camiler, Kemer, Göl Kenarı ve Balık
Lokantaları, Elişçiliği Ağaç Örmecilik, Şenlik ve
Yaylalar, Sport Olanakları]
Evliya Çelebi Seyahatnamesi nde Sapanca
ve Çevresi
Osmanlı Mimarisi ve Yaşayan
Geçmiş
Sapanca ya Bağlı Belde ve Köyler
Göl Sahil Şeridi, Çaybahçeleri ve
Lokantalar
Uyarılar ve Kimsenin Bilmedikleri
Göl,
Dağ ve Çaylar, Yayla ve Şenlikler, Diğer Sportif Etkilikler
D-100 Karayolu ile Sapanca Kavşağı n dan güneye dönülüp ilk yerleşim yeri olan Acısu ya kadar devam etmek gerekir. Acısı dan iki seçenek vardır; B.Derbent yoluna sapılıp B.Derbent te görülebilir. B.Derbent yol kavşağından sola yani doğuya sapılıp yeşillikler arasından Maşukiye ye gidilebilir yada Acısu dan devam edilip doğrudan Maşukiye üzerinden doğuya doğru herhangi bir yere sapmadan Sapanca Otoyol ayrımına kadar devam edilebilir. Bu ayrımdan itibaren, yol bizi doğrudan Sapanca Sapağı na götürecektir. Devam edilirse yol otoyolun güney tarafında yer alan tali yol ile doğrudan Uzunkum üzerinden Arifiye ye ulaştıracaktır. Otoyol ile ulaşım oldukça kolaydır ama son % 200 lük zam ile biraz pahalı olacaktır. Sapanca Sapağı dan dönülünce bu yol bizi doğrudan Sapanca ya ulaştıracaktır.

Bilinen
yazılı belgelere göre M.Ö. 1200 yıllarında
Frigyalılar ın (Frigians) bölgeye gelmesiyle, bir yerleşim yeri olarak adı geçen
Sapanca, gerçek anlamda M.Ö 378 yılında Bitinya
Krallığı (Bithynia Kingdom) tarafından kurulmuştur. Doğu Roma
İmparatorluğu döneminde Buanes, Sofhan veya Sofhange
adıyla anıldığı belirtilmektedir. Benim
yaptığı araştırmalara göre ise Sapanca yabancı
tarihi kaynaklarda Ayan Gölü, Sabandja veya Sabandghe olarak anılmaktadır. Çok antik
Bitinya Krallığı ve sonraki dönemlere ait haritalarda ise
Sapanca gölü hiç anılmamaktadır. Çünkü o zamanlardaki
haritacılık tekniklerine ancak İznik Gölü çizilebilmektedir.
Yani haritacılıkta ince ayrıntılar pek
belirtilememektedir.
Sapanca Gölü ve buna ait bazı tasarılar ta Bitinya
Krallığı (Bithynia
Kingdom) zamanında da söz konusu olmuş. O zamanlar İzmit (Nicomedia)
krallığın başkentidir.
Nicomedia valisi olan Plinius,
Karadeniz i (Euxine
Pontus) Sakarya Nehri ni (Sakkaria, Sangarius, Sangarius River) kullanarak Sapanca Gölü ne (Lake of Sabandja) ulaşmayı, buradan da İzmit
Körfezi ne (Astecanus Sinus, Gulf of Astacus, Golphe DIsmid, Golphe De Nicomedia,
Gulf of Ismid, Gulf of Izmit, Gulf of Nicomedia, See of Nicomedia) varmayı amaçlayan bir proje üzerinde
çalışmıştır. Ne büyük bir düş değil mi! Ama
bu proje, Osmanlı zamanında da düşünülüp denemeye
çalışılsa da günümüze dek gerçekleştirilememiş bir
projedir.

Marmara Bölgesi n
de yer alan bazı yörelerin zaman içersinde teker teker Türklerin
hakimiyetine geçmeye başlaması ile Sapanca da
fethedilmiş ve uzun süre Akcakocabey in Eregli den Sapanca ya kadar olan
bölge de hükümranlığı sürmüştür.
Sultan Selim zamanında İzmit in imar işleri sürdürülürken bölgede ki tersanelerde elden geçirilir. Bazıları genişletilir, yeni tersaneler inşa edilir. Bu tersanelerin Osmanlı donanmasına yararı oldukça büyük olur. Sultan Süleyman nın İzmit e ilgisi bu denli büyükken, sonraları Roma döneminde de Trayan tarafından denendiği belirtilen ancak gerçekleştirilemeyen Karadeniz in, Sakarya Nehri ne bağlanması ve buradan Sapanca Gölü ile İzmit Körfezi ne ulaşılması projesine tekrar girişilir. Bu proje ile ilgili olarak, Mimar Sinan ve Gurz Nicola nın görevlendirildiği belirtilmektedir. Ancak proje bilinmeyen sebepler ile askıya alınır ve bırakılır. Aslında o günkü zamanlarda böylesine büyük bir projenin tasarlanmış olması dahi büyük bir olaydır bence.

İlk
Sapanca kayıtlarına İzmit bölgesinde yaşanmış ve
yabancı deprem kayıtlarına geçmiş depremden etkilenmiş
alanlara ait bilgilerde de rastlamak mümkün. Bu kayıtlarda şu
bilgiler geçmektedir;
1567 (1 Ekim): Sapanca merkezli bir deprem İstanbul ve İzmit arasında hasara yol açtı.
1719 (25 Mayıs): Marmara Denizi nin doğu tarafında meydana gelen deprem Yalova, Pazarköy, Karamürsel, Kazıklı, İzmit ve Sapanca da hasarlara yol açtı.
1894 (10 Te
Sapanca
ve çevresine 1075 tarihinde Anadolu Selçukluları nın gelmesiyle
bölge Ayan veya Ayanköy adıyla anılmaya
başlamıştır. Haçlı Seferleri sonrasında
bölge yeniden Bizanslılar a geçmiştir. Osmanlı hükümdarı Orhan
Bey zamanında Akçakoca tarafından bölge fethedilmiştir.
İlçenin gelişmesinde en önemli etken, tarihi ipek yolunun üzerinde
konaklama yeri olarak bulunmasıdır. XVII. yy. da Sapanca, Kapudan
Paşa Eyaletine bağlı Kocaeli Livası içinde bir
kaza merkezi idi. Bu durumunu XIX. yy. a kadar devam ettirmiştir. 1837
yılında II. Mahmut döneminde Adapazarı kaza merkezi haline
getirilmiştir. Sapanca buraya nahiye olarak
bağlanmıştır.
İzmit-Bolu
yolu Sapanca dan geçmekteydi. Katip Çelebi Cihannüma adlı eserinde bu
yolun Sapanca kısmı hakkında yolun burada yarım mil su
içinden geçtiğini ve suların kabarık olduğu zaman üzengiye
çıktığını kaydetmektedir. Aynı tarif 19 yy.
ın ilk yarısında Charles Texir tarafından
yapılmıştır: Bir saat kadar gölüm kumları üzerinde
gidilmektedir. Bazı yerlerde sular eğer kolonlarına kadar
çıkar.

1890 yılında Sapanca ya gelen Demiryolu yukarıda söz edilen dar
kıyıdan yarma açılmak sureti ile geçilmiştir. Demiryolu
nun inşasından sonra kara yolu ihmal edilmiş ve hemen hemen
geçilmez olmuştur. Cumhuriyet devrinde kara yolu gölün dar
kıyısından değil, yamaçların gerisinden
geçirilmiştir. Böylece kasaba tarihi ulaşım yolu görevini hem
demir yolu hem de kara yolu ile yerine getirmeye devam etmiş. 1950li
yıllarda E-5 kara yolunun gölün karşı kıyısından
geçirilmesiyle Sapanca bir müddet önemini yitirir gibi olmuşsa da 1989
yılında TEM yolunun ilçeden geçmesi ile tarihi misyonuna yeniden
kavuşmuş.

1640 yılında Erzurum seyahatine giderken kasabadan
geçen Evliye Çelebi, kasaba hakkında şu bilgileri vermektedir.
Bir zamanlar İzmitli bir ihtiyar buradaki orman ve çalıları
temizleyerek saban yürüttüğünden Sabancı Koca adı ile bir köy
kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur bir hale gelerek Kanuni Sultan Süleyman
zamanında kasaba olmuştur.
Tarihçi Hoca Saadeddin Efendi ise bölgeden şöyle söz etmektedir: Bu hisarın aşağı tarafinda Ap Suyu (Ebe Suyu) denen bir hisar daha vardi. Tekfuru alıp oraya getirdiler. Onu da ahd ile aldilar. Bu iki hisara el koydular. Konur Alp'a Kara Çebisi, Akça Koca'ya da Ap Suyu'nu verdiler.

Orhan Gazi, bu tekfuru ordusu ile birlikte Akhisar'a getirdi. Halka emniyet ve eman verdi, kâfileri yerli yerinde bıraktı. Ama Konur Alp, zaman zaman çıkıp Akyazı'ya hücum ederdi. Akça Koca da Ayan Gölü (Sapanca Gölü)' nun suyunun aktigi yerde Bes Köprü'de bir bogazcik vardi orayi durak edindi (üs olarak kullandi). Oradan orman arasinda olan yere hücum ederdi. Elhasil Orhan Gazi bu ucu saglamlastirdi. Kâfirleri de babasi Osman'a gönderdi. Kendisi Kara Tekin üzerine yürüdü. Hisarın beyine haber gönderdi ki: "Bu hisari bana ver, seni yine hisarda bırakayim. Ad benim olsun. Benim istek ve hedefim İznik' tir" dedi. Kâfir bu sözü işitince hayli gücüne gitti, kaleyi vermedi. Bunun üzerine Orhan Gazi: "Gaziler! İslâm gayretidir. Yürümek gerek ki, bu hisarı yağma edelim" diyerek kalenin yağma edilmesini emr etti.
Bundan sonra Kara
Çebis' teki Konur Alp' a ve Kara Tekin' deki Samsa Çavus' a İznik' e
havale gibi olsunlar (denetlesinler) diye
adam gönderdiler. (Onlar) zaman zaman gidip İznik' in bahçelerini
harab ederlerdi. Böylece İznik' e rahatlık vermezlerdi. Bir taraftan
Konur Alp Akyazı ile, diğer taraftan da Akça Koca İzmit ile
meşgul oldular. Bu uçlar son derece isler oldu. Söyle ki, gaziler gece ve
gündüz at sırtından inmeyerek fetihlerden fetihlere koştular.

Konur Alp, Akyazı' da Tuz Pazarı nı aldı. Uzuncabel' de buluşarak iki gün iki gece kaldı. Kâfiri döndürerek yine Tuz Pazarı na geldi. Akça Koca da Akdemir' le birlikte Akova' ya hücum etti. Gazi Abdurrahman da İstanbul tarafında ki ile hücum ederdi. Bunun üzerine İstanbul' dan kâfir seçerek, gazilere karşı gönderirlerdi. Gazi Abdurrahman da İstanbul' dan gelen kâfirleri kırardı. Her vakit bu hâl ile dürüşürlardı, vuruşurlardı. İslâmiyet için can ve bas (ile) oynarlardı. Böylece Sakarya ile Karadeniz ve Sapanca Gölü sahasında ki bazı kalelerin zaptı başarılmış oldu. Miladî takvimlerin 1318 senesini gösterdiği bu zaman diliminde Akça Koca, bilahare kendi adi (Koca Ili, Kocaeli) ile anılacak olan Sakarya Nehri'nin batısından İzmit kalesine kadar olan yerleri fethetti. Bu yüzden, hakli olarak bu bölge onun adi ile adlandırılmıştır
Rüstem Paşa Camii, Rahime Sultan Camii,
Görüntüleme yaparken özellikle yerleşim yerlerinin tarihine kanıt olarak mezarlıklarında Osmanlı Mezar taşlarını ararım ve görüntülerim. Şayet şanslı isem bulduğum mezar taşları geçmiş için inanılmaz tarihi kanıtlardır. Üzerlerinde geçmişe ait belli bilgiler ye tarih kayıtları taşırlar. Sapanca da da hala ayakta kalmış birden fazla Osmanlı Mezar taşları ile sanırım Cumhuriyet in ilk yıllarında burada görev yapmış erkana ait mezar taşları mevcuttu.

Vecihi Kapısı üzerinde yer alan yazıtta yer alan ifadeler şunlardan ibaretti:
Bunlara ilaveten hala ayakta durabilen ahşap konaklarda mevcuttur. Sokak aralarında ve bazı ana caddeler üzerinde bulunan bu eski tarz Osmanlı Ahşap Konakları nı görüntülemek için oldukça ter döktüm ama sonuca değdi doğrusu. Ahşap konakları görüntülerken hep tedirgin olurum. İnsanlar binalarının yada miras kalmış binaların görüntülenmesinden, bir şekilde onların sit alanı yada antik kapsamına sokulmasından tedirginlik duymaktalar. Buda herkesin her yerde görebileceği gibi var olan eski anıtlar, ören yerleri yada tarihi mekanların korunması, kollanması ve onarılması ile ilgili yasal prosedürler ve fiili uygulamaları ile ilgili olsa gerek. Bu gibi yerler adeta sistematik bir şekilde duyarsızlıkla ya kaderine terk edilip, çürütülüyor yada kendi kendine yıkılmasına yada bir şekilde yanıp kül olmasına yol açılmış olunuyor. Doğal olarak insanlar sonuç olarak durumun nereye gittiğini bildiklerinden resim çekenlere tepkili oluyorlar. Hatta kimisi bizzat gelip Hayır çekmeyin, çekmenizi istemiyorum benzeri ifadelerle tepkisini daha ciddi ve sert gösterebiliyor.

Ama olaya çok daha yumuşak, duyarlı olanlarda mevcut. Evet bugün varlar, yarın yoklar hiç olmazsa geçmişimizin resmini sonraki kuşaklar görebilsinler diye düşünenler var. Hatta çok sık rastladığım başka sıcak anlarla da olmakta. Bahçesine yada evinin önüne buyur edenler, Otur bir hele, bir soluklan, soğuk bir şey içelim, bu arada biraz laflarız diye konukseverliğin çok ötesinde yaklaşanlar var. Vecihi Kapısı na giderken, bu sokak üzerinde bakkal dükkanı işleten Rasim Kılıç amca gibi. Sohbetimiz o derece özelleşti ki, amca kendi yaşamından sonra çocuklarının yaşamlarını da özetleyivermişti bir solukta. Konuyu ta Osmanlı ların Söğüt teki varlığına değin dayandırmış ve büyük dedelerinin aslen yörük olduğunu belirtmişti.

Yapı tarzı ve görüntü olarak eskiye ait olduğu sanısını uyandıran ve şu anda Öğretmen Evi olarak kullanılmakta olan başka bir binada mevcuttur. Öğrendiğime göre Roma ve Bizans döneminden de bazı kalıntılar mevcutmuş. Bunlardan bir tanesi Belediye Binası nın bahçesine konulmuş. Bir köşeye de at-arabasının ön dingillerinden oluşan bir parça konulmuş. Bu bir tür yazıt olsa gerek. Üzerinde Yunan harfleri ile yazıda neler yazıldığını ise Belediyenin Bilgi İşlem Müdürü Sn. Cemal Kar şöyle ifade etmişti. Bir at bakıcısı çok sevdiği eşinin ölümünden sonra ona ithafen övücü söyler aktarmaktaymış.

Kırkpınar Beldesi: Bu yöreye ilk
yerleşikler şu anda Rusya nın denetiminde bulunan Kafkasya
yörelerinden gelmişler. Kafkas ülkeleri halklarından, özellikle
Karadeniz in doğu-kuzey kesimlerinden Çerkez, Laz ve Abazalar Ruslarla aralarında
çıkan çeşitli savaşlardan sonra ve özellikle Osmanlı-Rus
Kırım Savaşı dan sonra yoğun olarak İzmit
Körfezi ve Sapanca Gölü nün güney taraflarına kendi ülkelerine çok
benzeyen dağlık, yeşillik ve verimli buldukları için
yerleşmeye başlamışlar.
Söylenceye göre, köyün adı ilk önceleri yerleşiklerin sülale
adları ile anılmış. Zamanla nüfusun artış
göstermesiyle Kırkpınar
Şadiye diye isimlendirilmiş ama Cumhuriyet döneminde sadece
Kırkpınar olarak kayıtlara geçmiş. Sonraları buraya,
Doğu Karadeniz ve Gürcistan dan olan yoğun göç yöredeki nüfusu
sayısını oldukça arttırmış. Geçmişe ait sadece eski Bağdan
Kervanyolu varmış ama bizzat görme olanağı bulamadım.
Köye de belediye örgütü 1971 yılında oluşmuş. Belediye
başkanlığı ve üç muhtarlık oluşturulup köy kasaba
haline dönüşmüş.

17
Ağustos 1999 depremi sonrası tam Kırkpınar-Kurtköy
arasında kalan Çatanlar Petrol ün bahçesinde yaklaşık bir ay
konakladık. Bu süre içersinde burasını çok iyi gözlemleme
fırsatı bulmuştum. Belediye oldukça planlı ve
programlı bir yerleşim planı takip etmiş. Çevre çok iyi korunmuş.
Bu civarda en fazla yeşilliğin ve ulu ağaçları yer
aldığı belde denilebilir. Merkezde çok geniş bir alan
oluşturulmuş, büyük ve modern bir camii, yakınında Meslek
Yüksek Okulu binası ve Belediye binası yer alıyor. Caddeler
oldukça geniş ve düzenli, Konutların yerleşimleri Batı
ülkelerini aratmıyor.
Özellikle
Kırkpınar a başka illerden olan ilgi çok yoğun olmuş.
İstanbul, Ankara ve başka illerin plaka numaralarını
taşıyan ataçlara rastlanması bu ilginin belirtisi. Bahçe
içersine oturtulmuş villa tipi konutlar yada bir arada toplanmış
villa tipli siteler beldenin havasını oldukça
değiştirmiş. Göl ile yol arasında kalan bölge sonradan
gelip yerleşenlerin alanı olmuş, eski yerleşikler daha çok
yolun güney tarafında kalmış.

Kurtköy
Beldesi:
Kırkpınar a bitişik yeşillikler arasında diğer
bir beldede Kurtköy dür. Kurtköy daha bu denli tanınmamışken
ben burada oturan bir dostumu ziyarete gider, burayı 1980lerden beri
bilirdim. Birlikte göle kamışla balık tutmaya giderdik. O
zamanlar köyün asıl merkezinde otururlardı. Merkez köy camisi etrafında
şekillenirdi. Burası hala varlığını
korumaktadır. Sonraları tıpkı Kırkpınar gibi
zengin insanların ilgi alanına gireli beri oldukça
değişmiş, arsa fiyatları sıradan insanların
ulaşamayacağı boyutlara varmış.
Kurtköy
ile Kırkpınar ı birbirinden ayıran bir dere var,
aslında yolda ilerlerken pek dikkat edilmez ise nerenin Kurtköy nerenin
Kırkpınar olduğu fark edilemez. Kurtköy e ilk yerleşimler
Kırım Savaşı (1877-1878), eskilerin deyimi ile 93 Harbi
sonrası, bugün ki Gürcistan nın Batum Bölgesi nden göç edenlerle
oluşmuş. Yani yerli halktan daha fazla bir göçmen grubu gelip
yerleşmiş Kurtköye.
Yerleşikler, gelenek ve göreneklerini oldukça iyi korumuşlar.

Özellikle
yolun güney tarafında kalan kesimde eski Kurtköy ün hala yaşadığını ve
yaşatıldığını görebilirsiniz. Ahşap
yapıların yani iki katlı, cumbalı ve balkonlu,
yanlarında samanlık, ahır yada benzeri eklenti
binalarının yer aldığı yapı tarzları.
Evlerinin önünde bir araya gelmiş yada uzaktan uzağa kümelenmiş
ev hanımlarının sohbetlerini zevkle izleyebilirsiniz.
İlginizi çeken her hangi bir konuda soru sorabilirsiniz, oldukça
sıcak ve konukseverce karşılanacağınızdan emin
olabilirsiniz. Daha güney taraflarda dağın yamaçlarına
doğru harika bahçeler yer alır. İçlerinde her çeşit meyve
ağaçları ve altlarına yada aralarına ekilmiş
çeşitli sebzeler. Aralarda açılmış yada
aktarılmış su akaklarından akan şırıl
şırıl sular.
Sapanca
ya Bağlı Köyler: Sapanca ya bağlı köylerle ilgili bilgileri ise
derleyerek anlatacağım. Köylerden sadece Uzunkum u görebildim.
Diğerlerine nasip olursa ileri zamanlarda giderim umarım.
Anlatıldığına göre Sapanca nın köylerinin
kuruluşlarında köy halkının tercihleri ve beklentileri önemli
rol oynamış. Suyun bolluğu, ağaçlık alan,
ulaşım ve arazi yapısı köylerin oluşturulmasında
önemli etkenler olmuş. Kimileri vadilerde, kimileri ise ova ve dağ
yamaçlarında kurulmuş.
Sapanca
ya bağlı köyleri özellikle anlatmak istedim. Çünkü bu köyler gölün
güney tarafında ve dağ kesiminde bulunmaktalar. Bu alan hem
yerleşim yerleri açısından hem de içlerinden geçen dere ve
çayları ile dağ sporlarına ve doğaya tutkun insanlar için
gidip görülmesi gereken güzel yerler arasında yer almaktadır.

Uzunkum köyü: Sapanca dan Arifiye ye giderken yol üzerinde ilk yer Uzunkum
dur. Burası nı otoyoldan giderken de fark etmek mümkün. Tam
burada bir dinlenme istasyonu yer almakta, buranın kuzey tarafında
yani göl kıyısında ise bazı tesisler yer almaktadır.
Birde göl plajı. Plaj, restoran ve piknik alanları birbirine
geçmiş durumdadır.
Köyde
harika bir eski cami yer almaktadır. Bina tarz olarak kilise
tarzında. Sanırım Osmanlılarca burası fethedilince
kiliseden camiye döndürülmüş. Minare ve diğer bazı ilaveler
yapılmış. Kapı üstünde yer alan kitaba de ise cami ile
ilgili bazı bilgiler yer almakta ama bunların ne olduğunu
yazıyı okuyan birisi daha iyi anlayabilir. Cami çok iyi
korunmuş, her alandan resimlerini çekip görüntüledim.
Akçay Köyü: Köy bir vadi
köyüymüş. Kuzeyinde Uzunkum, güneyinde Geyve ilçesi, batısında
Hacımercan ve Fevziye Köyleri ile doğusunda Adapazarı
İlçesine bağlı Adliye Köyü yer almaktaymış.
Ulaşımı kolay ve Sapanca ya uzaklığı
yaklaşık 6 Km. imiş.
Köyün ilk yerleşikleri Kırım Savaşı (1877-1878)
sonrası Kafkaslar dan gelen çeşitli halklarmış.
Sonraları ise Trabzon ve Artvin şehirlerinden de oldukça büyük göçler
olmuş. Köy ismini, içersinden geçen Akçay deresinden almış. Ama
ormanlarda oldukça bol olan Ihlamur ağaçlarından aldığıda
söylenmekteymiş.
Fevziye
Köyü: Akçay ile
Sapanca arasında yer alıyormuş. Sapanca ya 4km mesafede olup,
doğusunda Akçay, batısında İlmiye, kuzeyinde
Hacımercan ve Şükriye köyleri yer almaktaymış. Komşu
köylere olan uzaklığı en fazla 1.5 km miş. Yolu düzgün ve
asfaltmış. Köy rivayetlere göre, Osmanlı-Rus savaşı
sırasında Batum dan göç eden Ethem Ağa tarafından
kurulmuş. Önceleri Norcayı denilen bölgeye yerleşilmiş,
sonraları ise Akçay Deresi nin oluşturduğu vadiye inilmiş.
Hacımercan
Köyü: Sapanca ya
4,5 km uzaklıkta ve yolu oldukça iyi ve asfalt kaplıymış.
Batısında Şükriye, doğusunda Akçay, güneyinde Fevziye,
güneybatısında İlmiye ve Memnuniye köyleri ile çevrili bir
dağ köyüymüş.
Şükriye Köyü: Sapanca ya 3 km uzaklıkta olan bir dağ
köyüymüş. Ulaşımı kolay, yolları düzgün ve
asfaltlıymış. Dereköy ün sular altında kalmasından
sonra devletin düzenlemesi ile yamaçta yeni bir köy oluşturulmuş,
halk oraya yerleştirilmiştir. Köyün kuzeyinde Kuruçeşme,
doğusunda Hacımercan, güneydoğusunda Fevziye ve
batısında İlmiye Köyleri bulunmaktaymış. Köy bir dağ
köyü olup, yerleşikler daha çok ormacılık ve meyvecilikle
uğraşmaktaymış.
Kuruçeşme ve Ünlüce Köyleri: Bu köyler birbirlerine çok yakın
olup, Sapanca ya uzaklıkları yaklaşık 2 km miş.
Yolları asfalt olup, ulaşımları kolaymış. Köyler
yamaçlarda kurulmuş olup, yerleşikleri orman üzrünleri ve
meyvecilikle geçimlerini sağlamaktaymış.
İlmiye Köyü: Sapancadan İkramiye köyüne giderken
ulaşılan ilk köymüş, Sapanca ya merkezine 3 km
uzaklıktaymış. Güneyinde Memnuniye, doğusunda Şükriye,
güney batısında ise, Balkaya Köyleri ile çevrelenmiş.
Mahmudiye den sonra hafta sonları dinlence yeri olarak en çok tercih
edilen dağ köyüymüş. Bu köy kestane, ceviz, kiraz, erik, elma,
ıhlamur, kavak, çam gibi meyve orman ağaçları ile
çevriliymiş.
Memnuniye Köyü: Sapanca merkezine 5 km uzaklıktaymış.
Batısında Balkaya, doğusunda Fevziye, kuzeyinde İlmiye,
güneyinde ise İkramiye Köyü ve Geyve ilçesi ile çevriliymiş. Bir
orman köyü olan Memnuniye de kestane, kayın, ceviz, çam, ıhlamur,
fındık gibi ağaçlar mevcutmuş.
İkramiye Köyü: Sapanca merkezine 13 km
uzaklıktaymış. Sapanca ya en uzak köy olup,
ulaşımı kolaymış. Güneyinde Geyve İlçesi,
kuzeybatısında ise Erdemli Köyü yer alıyormuş.
Dağın arkasında kalmış bir vadi köyü olan
İkramiye nin içinden Akçay Deresi geçmekteymiş. Halk
ormancılıkla geçiniyormuş.
Yukarıda saydıklarımdan başka başlıca şu
köylerde yer almaktadır: Balkaya Köyü, Muradiye Köyü, Erdemli
Köyü, Mahmudiye Köyü ve Yanık Köy.
Göl Sahil Şeridi, Çaybahçeleri ve Lokantalar
Yoldan Sapanca kavşağına gelindiğinde güneye göle doğru iki yol inmektedir. Birisi Jandarma, Belediye Binası ve istasyona inen yol olup diğeri yani batı tarafta kalan yolda bizi sahile götürmektedir. Bu kesim oldukça düzgün ve düzenli sayılabilir. Depren sonrası sahil şeridi ve yollar oluşan göle doğru kaymalar ile oldukça bozulmuştu. sahil şeridi ve lokantalar sular altında kalmıştı. Sahilin batı tarafında yer alan ve herkesin bilip tanıdığı otelde iki katı ile sulara altında kalmıştı.

Sahil yolunun sağında ve solunda çay bahçeleri ile lokantalar yer almaktadır. Göl kenarında oluşturulmuş kordon, özellikle deprem öncesi belediyenin özel ilgisi ile doğu tarafına yerleştirilmiş geniş parkı ve bakımlı yolları ile birleştirilerek harika bir gezinti mekanına dönüşmüştü. Deprem sonrası bu kesiti görme fırsatım olmadı ama anlatılanlara göre yavaş yavaş eski güzellik ve hareketliliğine kavuşmaktaymış. Kordon boyunun güney tarafı boylu boyunca balık ve et restoranları ile çevrilidir. Lokantalar daha geride, göl tarafında ise bahçeleri yer almaktadır. Bunlarla ilgili kaymakamlığın bastırdığı broşürde şu bilgiler mevcuttur:

Dedeman Gölevi, Kırkpınar, Tel: 0264-591 12 49, İkinci Bahar, Kurtköy, Tel: 0264-592 15 42, Heinz, Kırkpınar, Tel: 0264-592 05 26, Huzur, Sapanca, Tel: 0264-582 89 38, Küçük Ev, Kırkpınar, Tel: 0264-592 63 95, La Manje, Kırkpınar, tel: 0264-592 18 49, Olimpiya, Sapanca, Tel: 0264-582 75 45, Özkum, Sapanca, Tel: 0264-582 88 56, Yayla Alabalık, Mahmudiye Köyü, Tel: 0264-582 88 98, Köy Evi Güldibi, , tel: 264-582 69 84 ve Tanta nın Yeri, Kırkpınar, Tel: 0264-592 22 66.
Sapanca nın büyük bir tarihi miras sakladığını çok az kişi bilir. Her ne kadar içerisinden sık sık geçip gidilse de, uzun yıllar yakın şehir insanları tarafından bir sayfiye yeri olarak bilinse de, yörenin ta Bitinya Krallığı zamanından, Osmanlılar ın Marmara Bölgesi ni fethetmeleri zamanından ta Cumhuriyet in ilk yıllarına değin yerleşim yeri olarak kullanıldığını pek bilinmez. I. Dünya Savaşı, Yunanlıların Anadolu yu işgal etmeleri ve Kurtuluş Savaşı zamanlarında Sapanca ve civar köylerinin ne denli hareketli zamanlar geçirdiğini ise çok az insan anımsar. Yunanlılar ta Sapanca ya kadar bölgeyi işgal eden İngiliz kuvvetleri ile işbirliği yaparak Sapanca ya kadar gelip yerleşmişler. Büyük garnizonlarını bugünkü Akmeşe ye (Armaşa, Arbaş) kurup, sapanca ve cıvar köylerinde çeşitli kıyım ve katliamlara yol açmışlar. Yerli halkın tepkisi ve silaha sarılması işgal kuvvetlerinin şiddetini arttırmış ve taki Kemalist Milliyetçiler (o zamanlar batılı kaynaklara gore bu isimlendirme Türkçe ye Türk Milliyetçileri olarak geçmiş) yöreyi kurtarıncaya kadar bölge ardı ardına gelen sıkıntılı ve üzüntü dolu yıllar yaşamış.
Osmanlılar zamanında Sapanca iki Osmanlı Gezgininin kayıtlarına geçmiş bir yöredir. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Sapanca özel ilgi alanında olmuş buraya oldukça kalıcı mimari çalışmalar yapılmış. Sapanca yı gezerken Belediye Binasına gidip yetkililerden bilgi almakta bence yarar var. Kaymakamlıkça hazırlanmış güzel bir tanıtım broşürleri var. Belediye bahçesinin güzelliği ve bahçede yer alan atlı-araba kalıntısı ile bir Yunanlı yazıtı ilginizi çekebilir.
İlçede yer alan iki Osmanlı Camisi, Vecihi
Kapısı ve Ahşap Konakları mutlaka görülmesi gereken
yapılar kanımca. Camii Cedid (Yeni Cami) in yıkık minaresinin
tabanı üzerinde şu ibareler yer almaktadır: Sahibul hayrat
vel
Resim çekerken bina sahiplerinin duyarlılığına ve olası tepkilerine karşı özellikle dikkatli olunmasında yarar var. Deklanşöre basmadan önce, etraftaki insanlarla konuşup, resim çekme izni almada yarar var.
İstasyon binası Alman Gotik tarzı olup korunmuş ve hala hizmettedir. Haydarpaşa-İzmit Demiryolu hattından sonra, B. Derbent-Arifiye etabı esnasında yapılmıştır. B.Derbent-Sapanca evresi döneminde en zorlu etaplardanmış. Bölgenin hem bataklık olması hem de göl kenarının oldukça uzun bir kesiti kaplaması, çalışmaların uzamasına ve maliyetinin artmasına sebep olmuş. Binanın resmini anılarınızda kalması için çekebilirsiniz. Çünkü benzer tarz istasyon binası şu anda Maşukiye de ve Arifiye yede mevcut değildir.

Sapanca Gölü hakkında şu bilgiler mevcuttur.
Sapanca Gölü, Marmara Bölgesi nin İzmit Körfezi ile Adapazarı
havzası arasında yer alır. Gölün doğu kıyısı
Sakarya Nehri n den yaklaşık olarak 5 km uzaklıktadır.
Batı tarafı ise İzmit Körfezi n den yaklaşık 20 km
uzaklıktadır. Bu aralıkta bazı dere ve çaylar yer alır
ama su akışları oldukça az olup, yazları neredeyse hepsi
kurur. Önemli çaylar şunlardır; Balikhane,
Karaçay, Yanık, Kuruçay, Mahmudiye Çayı, Istanbul Deresi, Keçi
Deresi, Sarp Deresi ve Maden Deresi. Göle yeraltı sularının da
aktığı ve gölü beslediği bilinmektedir. Gölün ise sadece
tek bir çıkışı vardır ve bunun da adı Çarksuyu
Çayı dır. Bu çay Adapazarı nın içersinden boylu boyunca
geçip sakarya Nehri ile birleşir. Çarksuyu nun başında su
seviyesini düzenleyen düzenleyici mekanizma mevcuttur. Gölün suyunu
çeşitli sanayiler kullanmaktadır. Gölün yakınlarında yada
çevresinde yer alan sanayi ve kentleşme ile oluşan kirlenmeyi
önleyecek ne gibi arıtma tesislerinin oluşturulduğu ise pek
bilinmemektedir. Ancak sanayi kuruluşalarının çoğunun
arıtma tesisleri olduğu sanılmaktadır. Adapazarı
nın göl suyunu şebeke suyu ve çeşme suyu olarak
kullandığı bilinmektedir.
Sapanca, sahip olduğu doğal özelliği ile doğa-severler ve dağ sporlarına tutkun olanlar için ulaşabilecekleri en yakın bir mekandır. Her tür güzelliği içersinde barındırmaktadır. Konuklarına karşı oldukça sıcak ve sevecendir ama yöre halkının duyarlı olduğu konularda dikkatli olunmasında yarar vardır. Köyler hafta sonu dinlenceleri ve piknikleri ve dağ yürüyüşleri için oldukça çekicidir. Aalabalık ve diğer tatlı su balığı tutkunları içinde dere ve çayları çekim alanı içersinde sayılmalıdır. Belediye yetkililerinin ifadelerine göre her yıl tekrarlanan yayla şenlikleri ve karakuşak güreş karşılaşmaları varmış. Bu şenlikleri Kaymakamlık ve Belediye teşkilatı işbirliği halinde düzenleyip desteklemekteymiş.
Bu yazının hazırlanılmasında sapanca kaymakamlığı nın bastırdığı Sapanca, Evinizin yakınındaki tatil beldesi isimli broşürden ve sitelerinde http://www.sapanca.gov.tr yer sapanca ile ilgili bilgilerden olukça yararlandım. Emeği ve yararı geçenlere teşekkür etmek istiyorum.
Buraya ilave ettiğim görüntüler ĵ oranında
küçültülmüştür. Özgün olanları adreslerini belirttiğim Web
Sayfalarımda mevcuttur. Resimleri ĵ oranında küçültmek zorunda
kaldım, Word Kelime İşlemcisi bu tür resim ve grafik ilavelerini
taşımada oldukça zorlanmaktadır.
http://www.community.webshots.com/user/erkankiraz
http://www.community.webshots.com/user/erkankirazi
http://www.community.webshots.com/user/erkankirazi2
http://www.community.webshots.com/user/erkankirazi3
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://www.trainweb.org/demiryolu/
site: Jean-Patrick Charrey, translation into Turkish: Erkan Kiraz
erkankiraz@yahoo.com 14/07/01
İ Copyrighted to Erkan Kiraz.
Bu yazi ancak kaleme alanin izni alinarak
tekrar yayinlanabilir yada dağıtılabilir.
This study may be re-copied or
re-distributed only with prior consent of its Author.
Prepared By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 14/07/01.