
“Zamanın
Durduğu Yer; Derince”
Hanife bizden önce
kalkıp Bengisu’yu havuza bırakıp geri gelmişti. Daha sonra ise annesi ve
çocuklarla kent içine gidecekti. İlkin “Pastur Veterinerlik”e
gidip annesi için benim geçici olarak aldığım kediyi geri bırakacaklardı.
Ardından ise eve geri döneceklerdi. Onlar geldikten sonra ise ben arabayla Derince
tarafına gidecektim. “Derince’nin Geçmişi” (1)
çalışmam için bilgi derlemeye uğraşacaktım. Olay uzun bir kesintiye uğramıştı.
Çalışmamın notları bir yerlere toplanmış yada dağılmıştı. Evde ciddi
bir düzenleme ve tertip yapmam gerekiyordu. Ama buna ne zaman vakit bulacağım
Allah bilir!
Uzun süredir “Derince”
(5) tarafına geçmemiştim yeni düzenlenen “ikili
yol”da. Derince’nin alamet-i farikası olan, betondan şemsiyeli “Derince
Alt Geçiti”nin kuzey tarafındaki şemsiyeleri kesilmişti. Sadece güney
tarafındakiler kalmıştı. Alt geçit uzatılmış ve buraya sadece “Eski
Çarşı” tarafından çıkış sağlamak için ışıklar konulmuştu.
Koskoca ilçeye giriş çıkış yapmak için sadece iki seçenek vardı. “Eskiyol”
civarındaki “Yeni Liman Yolu” ve şimdilerde “Sabancı Okulları”
olan eskilerin “Pirireis İlkokulu”nun hemen batı tarafında kalan
“Roche Sağlık ocağı” (6).
“Roche” firması “Pirireis İlkokulu”nun hemen batı köşesine
bir sağlık ocağı yaptırmıştı “Büyük Marmara Depremi” sonrasında.
“İkili
Yol”un düzeyiNİ bir türlü tutturamamışlar. Normal düzeyden sürekli yükseltilen
yol kotu, her şeyi berbat etmiş durumda. Her şey, “yaptım oldu” biçiminde
yapılmış. Yan yollar, bağlantılar, yağmurlu havalarda su akakları,
biriken suların ne tarafa yönlendirileceği ve biriken çamurların nereleri
ne biçimde tıkayacağı gibi “tali” ve “pek mühim olmayan konular”,
pek önemsenmemiş. Yüklenici firma işi yaptım demiş ve devletin denetçileri
de kabul ettik demiş olmaları gerek! D-100’e çıkışın böylesine
engellenmiş olması, olmayan tali yolları, yan sokak ve caddeleri felce uğratmış
gibi. İleriki zamanlarda neler olur, yaşanınca görülür ve geçici çözümler
bulunur demiş olmaları lazım birilerinin.
Derince
dolanmam için bir güzergah belirlememiştim. Aklıma göre ve duruma göre bir
yerlere takılacaktım. “Çenesuyu” trafik ışıklarından D-100’e
girdim ve dosdoğru “Roche Sağlıkocağı” ışıklarına dek
ilerledim. Akılma “Eski Çarşı”, “Muhacir Mahallesi”,
“Manalar”, “Kaynak”, “Derince Elektrik Trafosu ve Çenesuyu
Deposu” civarları ve “Eski Mezarlık” çevresi filan vardı.
Ama başlangıcı “44 Evler”den
(7) yapacak, yavaş yavaş “Denizciler
Caddesi” üzerinden “Merkez Camisi” ve “Eski Cumhuriyet İlkokulu”
hizlarına dek gelecektim. Sadece etrafa bakınacak, yolda tanıdık birilerini
görünce muhabbet etmeye çalışacaktım. Özel not alma, ayrıntı verme ve
soru sorma işi düşünmüyordum. Sadece belleğime kaydedecek ve eve gelince
de günceme aktaracaktım.
Sapaktan
sola dönüp “44 Evler Hastane Yolu”na dek ilerledim. Arabamı “Denizciler
Caddesi” ile “D-100” arasında bir yere park etmek için uğraşıp
durdum. “Hastane Yolu”nun kuzey taraflarında dolandım ve sonuçta
arabayı aşağıya bıraktım. Köşedeki çok katlı yapının önünde “Yunus
Kubanç” amca, elinde bastonu dolanıyordu. Uzun beyaz sakalları vardı.
Rahmetli babam yaşında yada fazla olmalıydı. Kamburu çıkmıştı. Torunu Adem
Kubanç, bana dedesinin bazı ameliyatlar geçirdiğinden söz etmişti. İlkin
mahalleliden bazılarının oturduğu yol sütü kahveye uğradım. Gözlerimin
aradığı ve tanıdık yüzler yoktu. Ardından ara sokakta kalan diğer
kahvelere bakayım dedim ama ne çare! Onlar da çoktan kapanmışlardı. Kahve
alışkanlığı olanların şimdilerde nerede oturduklarını ise bilmiyordum.
“44
Evler”in doğu tarafından yukarılara doğru çıkan caddeye neden “Hastane
Yolu” dendiğini günümüzdekiler pek bilmez. Bunun bugünkü “Asker
Hastanesi”, “SSK Hastanesi” ve “KOÜ Hastanesi” ile
pek ilgisi yoktur. Bu üç hastanenin bulunduğu alanda tamamen “Topçu
Birliği” vardı. Ta “Sopalı” düğümüne dek geniş bir
bulvar gibi ilerleyen “Çavdar Caddesi”nin (8)
bu denli geniş olması da, askeri yetkililerin yola
kendi alanlarından yer sağlamalarından dolayıdır. Askerler hem yola hem de
hastanelere yer bağışlamışlardır. Yoksa bizim anlı şanlı mülki ve
idari yöneticilerimizin uzak görüşlülüğü ve kent planlaması sonucu değildir
buradaki güzellikler.
1960’li yılların sonlarına doğru “Süleyman Demirel”in Başbakan olduğu zamanlarda, “44 Evler”in kuzey tepelerinde, çalılılıklar ve fundalıklar arasında bir yer, “Hastahane” yapılması için ayrılmıştı. Görkemli törenlerle, “Süleyman Demirel” gelip temel atma törenine katılmış ve temele “ilk harcı” kürekle boca etmişti. Katılımcılara kurabiye ve içecekler dağıtılmıştı. Biz çocuklar, meraklılar ve “zorunlu olarak” tören alanına gelen izleyiciler oradaydık. Bu ülkede neler denmiş, nelerin sözü verilmiş, ne temeller atılmış, nice “ilk harçlar” çukurlara boca edilmiştir de hiç birisinin takibini ve sorgulamasını halkımız yapamamıştır. Hastane inşaatı için açılan temel alanından çıkartılan topraklar, “Nato Akaryakıt Borusu”nun geçtiği alanın, “Çenedere Vadisi” çukurluk alanının batı tarafına yığılmıştı. Vadi yamacından aşağılarda “Karaçalı” ve “Kocakarı Yemişi” ağaçları aralarına dek, topraktan bir “yapay kayak alanı” oluşmuştu. Biz, “44 Evler”in çocukları okul sonraları buralara gelir, altımıza koyduğumuz “Porland çimento kağıtları” üzerinde kendimizi salıverirdik fundalıklar arasına. Bir sürü yara bere. Pislik, kan revan. Eve dönünce yiyeceğimiz azar ve dayağa rağmen bu sürüp giderdi hep. İşte sokağa adını veren bu hastanedir. Sonraları konutlaşan alanın neresinde kaldığını ve bu kamu yerinin nasıl kullanıldığını bilmiyorum. Bir aralar aramıştım temel betonunu ama bulamamıştım.
Çocukluğumuzda
“44 Evler”de kimlerin nerede oturduğu ve çocuklarının adlarının
neler olduğuna dair sohbetimizi bir zamanlar bir kahve köşesinde, “Feridun
Özkan”la yapmıştık (9).
Orta sokağın başında, sokağın tabelasını
beyhude arıyorum. Soldaki ilk ev “Necmettin”lerin oturduğu ev, sağdaki
“Geyveliler”in oturduğu ev. Üç çocukları vardı. İzmit
Sanayi’de torna dükkanları vardı. İki erkek kardeş, babalarının işini
sürdürmekteydiler. Kız kardeşleri ise okuyordu sanırım. İlerliyorum. İşte
“Avcı Yusuf”un evi. Renk renk “av köpekleri” vardı. Kardeşi
“Kütük Ahmet” de pek severdi avı. Hep bekardı. Yada çok geç
evlenmişti. İleride sağda şimdi tamamen bitmiş “44 Evler Camisi”.
Eskilerde cami alanı çukurluk bir yerdi. Yukarıdan, askeri alandan beri gelen
vadimsi yerin sonlarıydı burası. Sağlı sollu bakarak ve anıları belleğimde
canlandırma çabasıyla ilerliyordum yukarıya doğru. Dul bir teyzenin evi ve
üstünde “Murat Yahşi” amcanın evi. Sonradan iki kat olmuştu ev
sanırım. Onun üst tarafında da “Osman Kitapçı”nın, barakası
hala duran “Bakkal Dükkanı”. Torunları, “Turan”, “Osman”
ve adını anımsamadığı küçük kardeşleri ile yaşarlardı. “Zafer”di
galiba. Karşılarında ise, cami alanının hemen üstünde, iki katlı bir ev.
Üç kızı olan başka bir dul teyzenindi konut. Sonra “Kumcu Yusuf Akbaş”ın
konutu. Oğulları “Fikri” ve “Zikri”. Fikri, İzmit
Belediyesi’nde toplu taşıma otobüsünde sürücülük yapıyordu. Fikri ise
mahallede terzi olarak sonraları dükkan açmıştı. Babaları atlı arabayla
kum çekerdi yapı inşaatlarına. Onların hemen üst tarafında ise “Ömer
Özkan” amcanın evi vardı. Oğulları “Feridun” ve “Öner”.
“Feridun Özkan” (10),
benim sınıf arkadaşımdı.
Tekrar
sola bakıyorum. “Hayrettin Özkan” amcanın iki katlı evi ve üst
tarafında “Deveciler”in evi. Torunları ve sınıf arkadaşım “Refik
Bıçak” ile oturmaktaydılar. Başka bir dul teyzenin, Ömrüye
Kayalar’ın evi. Oğlunun adını hatırlamıyorum ama kızı “Semra
Kayalar” ablamın sınıf arkadaşı olmalıydı. “Ömer Özkan”ın
evi ile “Recep Alkan” amcanın evi arasında, geniş bir alan vardı.
Burasına birileri sahip çıkmış ve ekip biçiyordu. Buradan daha kuzey
tarafta kalan sokağa geçişi engellemişlerdi. Daha sonraları ise çitlerin
üzerinden geçen “V” biçiminde merdiven yapılmış ve dar bir şerit
geçiş yeri olarak ayrılmıştı. Kuzey tarafta kalan sokağın doğu köşesindeki
bakkala giderdik, bu dar yoldan geçerek. O zamanlarda birilerinin sahiplendiği
bu kamu alanına şimdi “Derince Belediyesi İtfaiyesi” yerleşmiş.
Bizde her şey çok düzenlidir. Her şey bir aradadır. Tıpkı İtfaiye’nin
“44 Evlerin ara sokağında, “Derince Belediye Yapısı”nın “İstasyon
Parkı” içinde, deprem anıtı olarak yapılan bir yapısının “Derince
Merkez Camisi” karşısında, araç gereç parkının bilmem nerede, “Kusachi
Kültür Sitesi”nin Yavuz Sultan Selim Mahallesi içinde, tiyatro yapısının
“Yanıklı”da deniz kıyısında olması gibi. Ne güzellik ve düzen
değil mi! Başka belediyelerde ayrımlı mı! Hayır. Yine benzer durum geçerli.
“Recep Alkan” amvcanın çok çocuğu vardı. Ben sadece “İbrahim”i
anımsıyorum. Sokağın batı köşesinde ise “Bayram-Ayşe Torlak”
ile Şevket Bilgintürk amcanın konutları vardı. “Şevket Bilgintürk”
amca, büyük oğlu “Cezmi”yi evlendirince, arka bahçeye ikinci bir
ev yapmıştı. “Bayram Torlak” amcanın çocuklarının adları
neydi! “Adile”, “Sıtkı”, “Nesrin” ve “Yeşim”.
“Adile”, “Köylü Mustafa”nın oğlu “Pepe
Ahmet”le evlenmişti. “Sıtkı” da kiracılarının kızı “Kamile”
ile evlenmişti daha sonraları. “Mustafa” ve “Kemal” iyi
top oynarlardı. Kiracı-ev sahibi çok iyi geçiniyorlardı. İyi ilişkileri
yakınlık ve hısımlığa dönüşmüştü. Anne ve babalarının adlarını
şimdi anımsayamadım.
“Bayram
Torlak” amca, evinin üst katını çıkmıştı. Alt kattan daha geniş
yapmıştı üst katı. Şimdilerde “Çavdar Caddesi” adını alan
yoldan, kuzeye doğru yürüdüm. Tam karşımda, batı tarafta “Asker
Hastanesi”nin giriş kapısı vardı. “Bayram Torlak”ın bakkal
dükkanının bulunduğu kulübe, çok zamandır “Eczane” olmuştu.
Onların hemen kuzey köşesinde kalan iki katlı “Köse Mustafa Altan”
ve “Melek” teyzenin evlerinin yerinde, tek-blok bir apartman yükselmekteydi.
Çevrede hastane olunca, dükkanların çoğunun eczane, tıbbı malzeme satan dükkan
olması, bakkal ve çakkalın yan yana bulunması normaldir bizde. Burada da böyle
gelişmişti işler. “Köse Mustafa” amcanın evinden bir sonraki
evde de, kiracılar otururlardı. Onun arkasında ise iki katlı bir konut vardı.
Bu sokağın tabelasını bir duvara asmışlardı; “Aktop Sokak“.
Eskilerde “Aktop Sokağı”nın kuzey-batı tarafı, yarısına dek boştu.
Hala da öyle. İlk ev “Pepe Mustafa Deniz”e aitti. Dört çocukları
vardı. Ablalarının adını anımsamıyorum. “Ali”, “Kibar”
ve “Topal Bekir”. Onların evinin aşağısında “Köylü
Mustafa”nın konutu yer alırdı. Şimdi ta “süslü ve ışıklı
ev”e dek tüm evler terk edilmiş durumda. En dipteki iki katlı, yeşil
renkli evin doğu köşesinde bir bakkal dükkanı barakası vardı. Sonraları
bu dükkanı, mahallemizin ilk “LPG Tpçüsü” de olan Kamil işletmeye
başlamıştı. Pek pasaklıydı. Yada ilk zamanlar öyle değildi de sonraları
böyle olmuştu. Alçak gönüllü, kendi yağı ile kavrulan bir bireydi. Bir motor bisiklet
almıştı, sürekli yollarda kalan. Kamil’in yağ pas içinde, tamir etmeye
çabaladığı. Motor bisikletten sonra zor çalışan bir pikap aldığında da
durum değişmemişti. Her şey satardı “Kamil”.
Çok
sonralarıydı ilk bakkal dükkanını işleten “Bakkal Osman”ın dükkanına
rakiplerin çıkması. İlk dükkanı “Kamil”in devraldığı dükkanının
sahipleriydi. Onlar “İzmit Bagçeşme”de otururlardı. Sonraki yıllarda,
bir kaç yıl gelip oturmuşlar ve buralarda yapamayınca tekrar geri dönmüşlerdi
İzmit’e. Bir kızları vardı. Güzel mi güzel. Dünya tatlısı. Gözleri
mi neydi bir içim suydu. Saçları dalga dalga, gür ve siyahtı sanırım. İyi,
şık ve uyumlu da giyinirdi. Biz yoksul semtin gençleri için, vitrin
gerisinden izlenecek nesnelere benzerdi. Kim bilir evlenip çoluk çocuğa karışmış
mıdır yoksa onca güz<elliğine, şıklığına ve çevresindeki hayran
kitlesine koşut, hiç evlenememiş midir! İkinci bakkalı “Hocalar”
açmıştı E-5 tarafında. Üçüncü bakkal ise yine “Hocalar”ın
damatları, “Sucu Ferhat”ın evinin tam kuzey-doğu köşesinde, boş
alanın ortasındaki konutun altında açmıştı. Çok çok sonraları ise,
mahallenin doğu tarafındaki boş alanın yol tarafının konutlaşmasıyla, Doğu’dan
gelen “Karslılar” açmıştı dükkanı.
Sokağın
güney-doğu ucundaki son ev, “Vedat”ların eviydi. Babası Belediye
Fen İşleri’nde “Su İşleri”ne bakardı. Elinde uzun bir vana açma
“T” anahtarı olurdu hep. “Sucu Ferhat” derlerdi. Tesadüf
o ki küçük kardeş “Ramis”, evin yan tarafına park etmiş bir
aracın başında, birileriyle konuşuyordu. “Sucu Ferhat”ın çok çocuğu
vardı. Anımsadıklarım “Vedat” ve “Ramis”. Kınalı saçlı
bir kardeşleri de vardı. Altı kardeş filan olmalıydılar. “Sucu Ferhat”lar
E-5’e cephe tarafta oturmakta olan, “Fahri-Sümer Karaduman’lara
akrabaydılar. Fahri Karaduman’ın İzmit Kapanönü’nün hemen kuzey
tarafında, “Kalaycılar Çarşısı”nın köşesinde “Sakataçı”
dükkanı vardı. Fahri Karaduman’ın oğulları nasıl babalarının işini yürütmeye
başlamışlarsa, “Vedat” ve “Ramis” de aynı işe sarılmışlardı
meslek olarak. “Vedat”, İzmit Belediyesi kesimevinde işe başlamıştı.
“Ramis” ise çeşitli dükkanlarda kasap yamağı olarak çalışırdı.
Arabama
binip yavaş yavaş “Denizciler Caddesi”nden Derince’ye doğru
ilerlemeye başladım. “Pirireis İlkokulu”nun hemen kuzeyinde kalan
sokağa girdim. Sokağın doğu köşesindeki tek katlı, bahçe içinde yer
alan ve ön tarafında “su tulumbası” olan ev, “Yoğurtçu Mehmet”in
eviydi. “Hatice” adında tek bir kızları vardı. Zayıf ve çelimsiz.
Biraz “badi badi yürür gibiydi. Okumuş, bir bankaya girmişti büyüdüğünde.
Evlenmesini ve damadı da yüz olarak anımsıyorum. Su tulumbasından ilkokula
giderken çok su içmişliğimiz vardır. Sokağın içine doğru, boş arsadan
sonraki ev, “Balılar”ın eviydi. İki katlıydı galiba. Çocukları
“Murat”, “Metin”, “Zafer” ve uzun boylu olan,
en küçük kardeşleri. “Metin” benim sınıf arkadaşımdı.
Hep
bu sokakta otururlardı “Ali Fuat”, babaları başçavuş olan “Pepe
Ali” ve “İsmail Hakkı Köse”ler, “İsmail” ve “Memet
Yılmaz” kardeşler, “Enver”. Sağ kolda, ortalık yerde, tek
katlı bir evde oturmakta olan “Foto Yavuz” vardı. Bulundukları
yere ve Derince’ye göre, oldukça alımlı, şık giyimli, biraz etine dolgun
bir eşi vardı. Bir de bir sürü kızı. En büyük kızı dillere destan olmuştu
ilkin. Güzelliği, alımlılığı ve giyiniş tarzı ile pek ilgi odağıydı,
dolmuş sürücülerinin neredeyse hepsi tanırlardı onu. Diğerleri de büyüdüklerinde
ablalarını izlemişlerdi. Gelişip serpilmişler ve alımlı olmuşlardı. Bu
sokak biraz daha ileride “Turan Sokak” ile birleşmekteydi. Orta
yerde, geniş bir alan sahipsizdi. Hala da bu kesim boş durmaktadır. Alanın
kuzey tarafında, tam orta yerde “Marngoz Vahdettin Turan’ların
kirada oturdukları ev vardı. Oğlu “Bahtiyar” ile geçlik dönemlerimizde
iyi anlaşırdık. O okumamış, kaynakçı olmuştu. Uzun yıllar “Kaşkaldere”deki
“Pres Sanayi’de çalışmıştı. Onlar da çok kardeştiler. Diğerlerini
hayal mey al anımsamaktayım. “Vahdettin Turan” amca kumar oynamasını
pek severdi. Babamın “Derince Limanı Marangozhane”de iş arkadaşıydı.
Ailecek gidip gelmişliğimiz olmuştu. Sokağın güney tarafında, köşede kırlaşmış
saçları ile uzun boylu “Mehmet Akın”ı gördüm bir ara. Evine doğru
gitmekteydi. “Turan Sokak”ta hala yaşamayı sürdüren nadir kişilerdendir.
Bir süre
tereddütlü duraladım ve “Çenedere” boyunca, kuzeye doğru
ilerleyen sokağa daldım. Burada tüm ara sokaklar, yeni asfaltlanmıştı. Bir
zamanlar sık çınar ağaçlarının gölgesinde, “dere balığı”
tuttuğumuz, “Nato Akaryakıt Boru Hattı”nın geçtiği yere dek
gittim. Arabayı durdurdum. Derenin hemen doğu tarafında, iğreti köprünün
yanında demir kapaklı bir su besleme kuyusu vardı. Şimdi bu köprü beton
olmuş. Batı tarafta kalan yamaçlar, konutlarla dolmuş. Temeli atılıp da,
tamamlanmayan hastane hafriyatından taşınan toprağın döküldüğü ve üzerinde
bizim çimento torbaları ile kaydığımız yere doğru baktım. Şimdi çocukluk
günlerindeydim. Arkadaşlarla itiş kakış, kayma savaşı veriyorduk. “Mustafa
Kubanç”,” Vedat”, “Feridun”, ben ve diğerleri. Diğerleri
kimlerdi sahi!
“Turan
Sokak”ın
(11) durumu “44 Evler”den
ayrı değildi. Terk edilmiş, tek katlı konutlar, yıkık dökük. Sokak
asfaltı çukurlarla dolu. Tamirat görmemiş. İlgisiz ve bakımsız, kıyıları
köşeleri çer çöp dolu bir yer. Nerede çocukluğumun en seçkin, güzide ve
imrenilerek anlatılan “Subay Mahallesi”! Sokaktan çıkıp “Çenedere
Köprüsü”nü geçtim. “Laz Hüseyin Keskin Bakkal”ın bir
zamanlar var olduğu sokağın, bir doğu tarafında oluşturulan yeni sokağın
en yokuş kısmına aracımı park ettim. Hava güneşli olduğu için kabanımı
bagajda bıraktım. Ama yanlış yapmışım. Kabanımı almadığıma, dişlerim
tangırdayana dek üşüdüğümde ilenecektim.
Yürüyerek
“Recep Aslantaş”ın
(12), tavukçu dükkanına
gittim. Vitrinden baktım içeriye. Bir tavuk toptancısı ürün getirmiş,
onları dolaba yerleştirmekle meşguldü. Beni görünce, gel ağbi içeriye
dedi. Toptancı ile işini bitirince selamlaştık. Ondan bundan söz ettik. Ağbisi
“Beytullah Aslantaş”a (13),
telefon ettik. Çalışıyormuş. Benim geldiğimi söyledi. Ne var ne yok
dedim. Çocuklarını ve eşini sordum. Biz ayrıldık ağbi dedi. Şimdi boşanma
işleri mahkemede. O çocukları alıp “Doğantepe”deki (14),
annesinin yanına gitti. Ben çocukları vermek
istemiyorum. Ama en azından kızım bende kalsın. Onun için “Doğantepe”
iyi olmaz büyüdüğünde diyordu (!). Allah'ım! İnsanın çocukları arasında
seçim yapma durumunda kalması ne dayanılmaz bir olaydı! İlk boşanan salt
ben değilim. Bir sürü kişi var benzer olayı yaşayan. Buna da ayak
uydurabilirim. Ama sorunlarımızı tek başımıza çözmemize izin vermediler.
Bizimkiler ve onun tarafı. Biliyorsun eşim halamın kızıydı. Burada dükkanın
arka tarafında, altlı üstlü oturuyorduk. Annem ve babam sürekli bizim aile
işlerine müdail oldular. Ben başlarda pek aldırmadım. İş işten geçtinğinde
ise yapacak bir şeyim kalmadı. Eşim alıp çocukları gitti. Asıl sorun
halam ile babamın arasında oluşan anlaşmazlık diyordu “Recep Aslantaş”.
Ne söylenir,
nasıl avutulur böylesi tatsızlıkları yaşayan bir yakını insanın? Var mı
bu çetrefil sorunun yanıtı! İçinden dilenen ise, sadece inşallah her şey
daha iyiye gider, bölünmüş aileler bir araya gelir dilekleri oluyor. Ondan
bundan konuşmaya çabaladık. Ne denli konu değiştirmeye çabalasam, gelip
dolanıp Derince’nin yaşam ve kültürel ortamına damlıyorduk.
Derince’deki “değişmez zincir”i kırıp buralardan gidenlerin,
kendilerini kurtardığını belirtiyordu arkadaşım. Ben de ayaklarımın üzerinde
duramadım. Ekonomik olarak babamlara bağımlı kaldım. Oturduğum ev, bu dükkan
babamın. Onu atlamam olanaksız. Ama bu kıt kanaat yaşamda pek anlamlı değil.
Esnaflık işi ölmüş. Yada bize göre değil diye yakınmaktaydı. Karşıda
çok katlı apartmanın, yani “Biriketçi Kamil” amcanın diye bildiğimiz
yapının alt katında, “Asım Amca”nın kitapçı dükkanı vardı.
Dükkanı oğlu aMetina işletiyormuş. Asım ama felçe benzer bir rahatsızlık
geçirmiş ve evine çakılıp kalmış. Ne iç burkucu bir bilgiydi duyduğum!
“Asım” amca, “baba yadigarı” dostumuzdu. Sağlıklı günlerinde
sürekli görüşürdük. Hatırşinas, iyi bir adamdı. Sohbetine doyum olmazdı.
Ben annemlerin evinin altında büfe açıncaya dek, hep günlük “Milliyet
Gazetesi”ni ondan alırdım. Yanına davet eder, bir süre laflardık hep.
Evine, çocuklarına bağlı, onların geleceğine kafa yoran birisiydi. Sohbeti
dinlenir, karşısındaki adama, adam olduğu için değer veren, beş vakit
namazında birisiydi. Her ne kadar çocukları gençliklerinde “ayrı düşünecler”in
peşinde koşmuşlarsa da, o evlatlarını hep evlatları olarak sevmiş ve
onlara, hem iyi hem de kötü günlerinde kol kanat germişti.
“Recep
Aslantaş”ın yanından ayrıldıktan sonra, yoluma devam etmiştim.
Caddeden gelip geçenlerin giyiniş tarzları, konuşma biçimleri, “Derince’de
zamanın durduğu”nu gösteriyordu adeta. Burası Anadolu’nun karması
olmuş bir yerdi. Çocukluğumuzda bıraktığımız yerdeydi. Değişen sadece
beton yapılar, yapıların caddeye sıfır dükkanları ve dükkanların içini
tıka basa doldurmuş ve yaya kaldırımlarını işgal etmiş eşyalardı.
Bayburtlular, Gümüşhaneliler, Karslılar, Erzurumlular, Urfalılar, Diyarbakırlılar
ve büyük kentlerden sonra, kasaba ve köylerinde de “kültür ve dayanaşma
dernekleri”nde adı geçen bir sürü yerden sökün edip Derince’yi yurt
edinmiş bir sürü farklı insan. Bir zamanlar Derince’de var olan Tatarlar,
Tatarlar’dan Nogaylar ve Akaylar, Çingeneler, Çankırılılar, Yarımca Taşköprü
köylerinden gelme Manavlar, Romanya ve Bulgaristan Muhacirleri, İzmit Körfezi’nin
güney dağ yamaçlarındaki “Laz” ve “Gürcü” köylerinden buralara
gelip yerleşmiş Lazlar, Gürcüler ve bir zamanlar “Göçer” Yörükler ve
diğerleri, sinip bir yerlere kısılmışlardı adeta. Eskilerden kimler varsa,
hep farklı yerlere taşınmışlar ve yaşamlarını, kendilerine göre daha
iyi yerlerde, çocukları için daha ayrımlı ortamlarda sürdürmek istemişlerdi.
Öyle demekteydi görüşüp dertleştiklerim.
“Zafer’in
Kahvesi”ne uzanayım dedim, belki orada bildik bir iki yüz görme şansım
olur. Gençliğimizde, sandalye çekip güneşlendiğimiz, betondan çıkma kısım
da kapatılmıştı, sokak tarafındaki. Yaylı kapıyı itip, içeriye göz atınca,
maslardan bir çok kafa bana dönmüştü. Boş boş bakıyorlardı. Karşıdaki
masada, oynadıkları oyunu yeni dağıtmış guruptan, sırtı kahvenin içine
doğru oturmakta olan, iri kıyım, başında “PO” harfleri yazılı
beresi ve sırtında kabanı ile “Osman Yalçınkaya”yı
(15) gördüm. Yüzü aydınlandı
beni görünce. Gidip sol tarafına oturdum, çektiğim bir sandalye tepesinde.
Hal hatır sorma ve naaber sözleri ardından, kahveyi hala “Zafer Balı”
mı işletiyor deyince, güldü. Muzip muzip. Meğer “Zafer Balı”,
oyunda onun karşısında ortağı olarak oturmaktaymış ve biz konuşurken o
da kağıtları toplamaktaydı. Daha sonra ağabeyi “Metin Balı” da
yanımıza gelecek ve sohbetimiz tatlı bir “geçmiş zamanlarda dolanmaya dönüşecekti.
Aktarılanlar, anlatılanlar hep bir türlü yakalanamayan güzellikler,
iyilikler ve samimiyetlere dairdi. Şimdilerde herkesin kendisini yalnız
duyumsadığı Derince’nin değişen yüzüne ve biçimine dairdi. Dün, “Adnan
Yüksel Çevik” (16) de
buradaydı. Belki bugün de gelir. Annesine ziyarete gelmiş olmalıydılar dedi
“Osman Yalçınkaya”. Osman Yalçınkaya da, “Adnan Yüksel Çevik”
gibi benim ilkokul arkadaşımdı. “Osman Yalçınka”nın iki çocuğu
varmış. Biri kız diğeri erkek. Oğlu basketbol oynamaktaymış. Basketbol
sayesinde çeşitli kentleri dolaşmış. En son Derince Belediyesi kanalı ile
Japonya’ya göndermişler onu. Okumaya istekli, iyi bir üniversite kazanmak için
çalışıyormuş. İyi bir yaşam elde etmek için, neyin yapılması gerektiğinin
bilincinde diyordu “Osman Yalçınkaya” oğlu ve kızı için. Onlar
okumayı istedikçe, ben var gücümle onların ardında olacağım. Bizler,
Derince’deki “zinciri kıramadık” ve buraya kısılıp kaldık. “Adnan
Yüksel Çevik”, sen ve bazı diğer arkadaşlar, hep uzaklaştınız
buradan. Ama biz kaldık. Burası yaşanacak yer değil artık. Hele çocuklarımızın
büyüyüp gelişecekleri ortam hiç değil!
Sıcak
sobanın yanı başında, eskilerin dehlizinde tatlı bir muhabbete dalıp gitmiştik.
“Osman Yalçınkaya” sürekli, bir şey iç demekteydi. Yemek yememiştim.
Çay içmek istemiyordum. “Ihlamur” seçeneğim de yoktu. Yerine “Oralet”
denilen, sıcak suya, sarı renkli içeceği yeğledim durdum. Ama ardı ardına
içtiğim sigaralar da baymıştı midemi. Saatler ilerlemiş, akşamın alaca
karanlığına doğru yol alıyordu gün. Başka arkadaşlar var mı ayrı
kahvelerde oturan dedim. Yok dedi. Gelen olursa mutlaka buraya gelir. Ayrı
yerlere giden yok. Zaten kaç kişi kaldı kahveye çıkan. “Osman Yalçınkaya”
dört sene önce emekli olmuş. Şimdi “Kuruçeşme Şirinevler’’deki
“Federal Mogul”un (17)
sahiplerinden, rahmetli “Muammer Dereli”nin
oğullarının işlettiği, bir yat üretim firmasında formen olarak çalışıyormuş.
Adını ne demişti, “Sinan”dı sanırım. Patronum o demişti “Osman
Yalçınkaya”. Bana karşı iyiler. İyi de maaş alıyorum. Zaten emekli
gelirimle nasıl okuturdum çocuklarımı! Üç kuruş paraya, nasıl sürerdi
yaşamımız! Dediklerine katılmamak olanaksızdı. Konuşulanlar, aktarılanlar
hep üzüntü vericiydi. Öğünebileceğimiz, gurur duyduğuımuz, içimizi açan
her hangi bir konudan söz edememiştik. Yoktu aslında böyle şeyler. “Osman
Yalçınkaya”dan izin alıp, dışarı çıkmıştım. Hava iyice soğumuştu
ama ben geri dönmeyip ileriye doğru gittim. İnadına. Kimeyse inadım! Dostum
“Muammer Direk”in “Çerezci Dükkanı”na ve yine ilkokul
arkadaşım “Berber Hacı Mustafa Direk”in dükkanına uğramak
istiyordum. Onların dükkanları yan yanaydı. “Muammer Direk”, “Mustafa
Direk”in dükkanında, beni tıraş ederdi babam daha sağ iken. O
zamanlarda Derince’ye sık sık giderdim.
“Muammer
Direk”, beni
dükkanının önünde görünce çok memnun olmuşa benziyordu. Yüzü gülüvermişti.
Bir aydınlık ve sevinç gelmişti bedenine. Bunu ayrımsayabiliyordum. Uzun
zaman olmuştu görüşmeyeli. Hele yan tarafta, hala hizmet veren “Hacı
Mustafa Direk”! Koltukta bir çocuk vardı tıraş ettiği. İçerideki müşterilerden
birisi de huylu “Mustafa Direk”e dokunmaya çalışıyordu. Adam, yıllar
içinde hiç değişmemişti. Esprili, neşeli ve yaşam dolu birisiydi. “Muammer
Direk”, dükkanını genişletmiş, içeriye biraz daha fazla malzeme yığmıştı.
Evlenip ayrılmış bu arada. Esnaflığın yapılacak iş olmadığını söylüyordu.
Tatilim yok, hafta sonum ve gecem gündüzüm yok diye dertleniyordu. Kazancı
ise verilenin hiç karşılığı değil. Herkes ticarete yükleniyor. Halk
yoksul. Alım güçleri yok. Ayakta durma savaşımı veriyoruz. Bu cadde
hareketli, trafik yoğun ama ceplerde bize akacak para yok diyordu. Keşke ayda
üç yüz milyon liralık bir işim olsaydı da bu işle uğraşmasaydım.
Biliyorsun “Berlin”de bir yakınım vardı. Kuaför olarak onun yanında
gitmeyi düşlemiştim hep. O da elinden geleni yapmıştı beni oraya alabilmek
için. Ama “Almanya Konsolosluğu”ndan vize alamadım. İşler yattı.
Ben de burada kısılıp kaldım. Tüm yaşamım, şu gördüğün küçük dükkan
ve onu çevresi. İşi bırakıp uzaklaşmaya
gelmiyor. Müşteri seni görmek istiyor karşısında. Geleni gideni. Bana ısrarla,
“Kal biraz. Takıl. Sana bir şeyler ikram edeyim” demekteydi. Toyota’dan
“Adil Taşkın”ı soruyordu. “Adil Taşkın”, askerdeyken,
onun asteğmeniymiş. İyi de görüşmekteymişler. Askerlik bitip, eve dönünce,
“Adil Taşkın”, onu ziyarete gitmiş bir süre. Son zamanlara dek görüşüyorduk
ama bu aralar pek temasımız olmadı diyordu “Muammer Direk”. Sıcak
ıhlamurunu içtim. İki paket “Camel” sigaramı aldım ve izin
istedim. Artık geri dönüş zamanı dedim. İyi de üşümüştüm.
Hüzünlenmiş
miydim, değişime ayak uyduramayanlardan mıydım bilmiyorum! Yada soğuk içime
işlemiş de kabanımı arabada bıraktığıma mı ilenmekteydim acaba! Ama neşem
kaçmıştı. Keyfim yerinde değildi artık. Fazla gelmişti kötü haberleri
duymak, sıradan yaşamlarda, içimizden birilerinin neler yaşadığını yakından
dinlemek ağır mı gelmişti bana! Evet öyle olmuştu aslında. Derince ilçe
olalı pek fazla olmamıştı. İlkin “Halit Altuntaş”
(18),
Belediye Başkanı olmuş ardından “Nihat Ergün”
(19) ve tekrar “Halit Altıntaş.”
Şimdi yeni bir seçim dönemi yaklaşmaktaydı. Belki de yeni bir başkan
yönetecekti sürekli çeperlerini zorlayan bu yeni ilçeyi. Derince, ilçe
olalı neler yapılmıştı onun için? Yapılanlar yeterli miydi başkanlar için?
Olasılıkla siyasetin bakış açısından yapılanlar çok fazlaydı. Ama ya
beklentisi bir türlü bitmeyen, değişen zamanlarla sürekli başka
beklentiler içinde olan Derince’nin kadim ve yeni yeni yerleşikleri için
durum nasıldı? Buna kulak vermek yanıtın ne denli ayrımlı olduğunu olasılıkla
ortaya dökecektir! Anadolu’nun ayrı mekanlarından buraya akın edenler ve
burada doğup büyüyenlere, Derince’nin şimdiki genişleme alanı
yetmeyecekti. Derince, kuzeye doğru, “Çenedağ”ın (20)
yamaçlarına doğru ilerleyecek ve belki de ileriki
zamanlarda “Çenedağ” aşılıp gerilere gidilecektir.
“Derince’de
şöyle bir dolanayım” isteğim, ta çocukluğumdan beri belleğimde, tek mısrası
dolanıp duran şiire götürmüştü düşüncelerimi. “Affan dedeye para
saydım sattı bana çocukluğumu”. İlkokul sıralarında olsa gerek.
Kitabımızın birisinde bu şiir vardı. Ezberlemiştik onu hemencecik. Neden
acaba? Belki de, o zamanlardaki çocukluğumuzun her şeyi ile uyuştuğu, örtüştüğü
ve özlemlerimizi ifade ettiği için. Ben, adeta şiirdeki çocuktum. Hani şu
“Cahit Sıtkı Tarancı”nın “Çocukluk” şiiri (21). Şimdi kaç kişi
biliyordur acaba benim gibi bu şiiri! Bir çoktur bilen. Gerçekten de bir çok
kişi biliyordur bu şiiri. Gelin sizi zamanda yolculuk yaptırayım dedim. “Cahit
Sıtkı Tarancı”ın yapıtına benzer güzellikte elbette olamazdı. Ama
lezzet duyarsınız. “Düş ve zaman gezgini” olarak, zamanın adeta
durduğu “Derince”nin sokaklarında, bireylerin arasında, sıradan
yaşamların kıyılarında dolaştırdım sizi. Kendimle birlikte. Mutlaka bir
şeyler örtüşmüşdür okuduklarınızda. İçinizde ılık bir şeyler alıp
götürmüştür sizi de bir yerlere. O güzelliklere kanat açıvermişsinizdir
hemen. “Hiç de öyle değil!” der gibi misiniz? Ne yapalım öyle olsun. (J)
Açıklamalar
ve Dipnotlar
(1). “Derince’nin
Geçmişi” adlı bitmemiş
deneme yazım http://www.mtuncel.com
sitesinde yayınlanmaktadır.
(2). Sarıyer Börekçisi;
Kocaeli Gıda Ltd. Şti. Belsa Plaza 5,6 Blok No: 2, İzmit.
(3). Güçlü
Bakkaliye; Fevzi Güçlü. Şirin tepe
Güven Sok. Bir Sitesi, A Blok. Şirintepe-İzmit.
(4). “Kişi
ve Yer Adresleri, Gezip Gördüklerim Duyup İşittiklerim”, Yazan & Düzenleyen
Erkan Kiraz, 15/09/2003, Yayınlanmamış çalışma.
(5). Derince,
İzmit’n 8 km kadar doğusunda kalan, kuruluşu oldukça eski, “Çenedağ”ı
ve “Çenesuyu” ile namlı, “Haydarpaşa-İzmit Demiryolu Hattı”nın
geçişi ile “ad” kazanan ve o zamanlarda “Derince Limanı”nın
yapılması ile biçimlenen, “Cevat Abbas Paşa Köşkü” ile bilinen
ve çok yenilerde ilçe olmuş bir yerleşim yeridir. Doğusunda İzmit Şirintepe
ve Kuruçeşme vardır. Batısında Tütün çiftlik. Kuzey sınırı
Karadeniz’e dek uzanır ama güney tarafını İzmit Körfezi keser. Görüntülerine
erişmek için “Arama Motorları”nın (Search Engines) “Arama Kutusu”na
(Search Box) “Derince” yazmanız yeterlidir. Her tür görüntüsüne erişirsiniz.
Görüntülerin neredeyse tamamı tarafımdan İnternet ortamına aktarılmıştır.
Yada http://community.webshots.com/user/erkankiraz
sitesine tıklayın.
(6). Roche
ilaç firmasının İnternet sitesinde yada İnternet ortamına yapılacak
aramada ocağın görüntüleri görülebilir.
(7). “44
Evler”in her tür görüntüsü
İnternet’te vardır. http://community.webshots.com/user/erkankiraz6
(8). Caddeye adını
veren aile “Halil-Hatice Çavdar” ailesi 44 Evler’in batı-güney köşedeki
iki katlı konutun sahipleriydi.
(9). “Kırkdört
Evler” Sakinleri;
1960’lı yıllar sıralarında Batıdan doğuya ve güneyden kuzeye doğru;
Halil-Hatice Çavdar (Ayten-Muzaffer); X -X X (Arif -X); Mehmet-X Özdil
(Fuat-X); Mehmet-Emine Altan (X, Necdet, Necmi); Hocalar (X, X, Ali Kemal X,);
Ali Deveci (Trenci, X, İhsan); Bahri-Sümer Karaduman (Fuat, Nurcan, X); Ziya-Ömrüye
X (X, Ersin); X X Ağaçkakan(?); (Yılmaz, Kadir, Adviye); (Ormancı) X Kitapçı
(Yaşar, X, X); Ömer Özkan-X (X, X); Yunus-Şaziye Kubanç (Ali, Hüseyin,
Mustafa, Hasan); Süleyman-Fahriye Sülün (Sadık, Sadun, Nusret); Hasan-X
Altan (Ülfet, Ümit), Şevket-Muhsine Bilgintürk (Cezmi, Nezih, Cevdet); X-Ömrüye
Kayalar (X, Semra); Cemal-Zehra Deveci (Refik Bıçak), Hayrettin-Cemile Özkan
(X, X); Osman-Emine Kitapçı (Turan, Osman, Zafer); Murat-Seher Yahşi (Hacer,
X); Melek X; Mehmet X; X X; (Avcı) Yusuf X (); Necmi-Zekiye X (Şenol, X);
(Necmettinler); Bayram-Ayşe Torlak (Adile, Sıtkı, Nesrin); Recep- X Altan (İbrahim,
X, X, X); Ömer-Emine Özkan (Feridun, Öner); (Kumcu) Yusuf-Emine Akbaş
(Fikri, Zikri, X); Kadir-Neriman Özmut (); (Köse) Mustafa-Melek Altan;
(Geyvelilerin evi); Şükrü X; Mahmut-X Altan (); Yaşar Kitapçı; Numan-X
Alkan (Recep, ); Ferhat-Hafize Karaduman (Vedat, Ramis, X, X, X);
Mustafa-Neriman Deniz (Ali, Kibar, Bekir); Kadem-X Altan ( ); (Köylü)
Mustafa-X Alkan (Ahmet, Muammer); (Bakkal Kamil’in Dükkanı). Görüldüğü
gibi listede çok eksikler var.
(10). “Derince
Pirireis İlkokulu”, 3. sınıftan
itibaren sınıf arkaşları listesi, 1960’lı yılların sonlarına doğru;
Öğretmen: Arif Yıldız;
Adnan Deniz, Adnan Yüksel Çevik, Ayhan X, Bahadır
Ay, Fatma Akın, Feridun İlhan, Feridun Özkan, Günay X,
X Güreli, Hasan Saraç, Hüseyin Aloğlu, İhsan
X, İsmail İlhan, Kemal X,
Mehmet Bostan, Metin Balı, Metin Uysal, Mustafa Atmaca, Mustafa Demirkol,
Mustafa Kubanç, Nermin Akyol, Osman X, Osman Yalçınkaya,
Refik Bıçak, Sabriye X, Şaban Poyraz, Vesile
Tunalı. Görüldüğü
gibi listede çok eksikler var.
(11). “Derince
Turan Sokak”ın Adnan Yüksel Çevik ve diğer mahalle yerleşiklerinin
desteği ile çıkardığım listesi, Word dosyası biçine dönüşmedi. Bunu
daha sonra ekleyeceğim.
(12). Recep
Aslantaş; Derinceli, Babası
Mehmet Ali, annesi Emine (Seher), ağbisi Nihat, erkek kardeşi Beytullah ve kız
kardeşi Seher. Eşi Hülya (ayrılmış) ve çocukları Kayahan
(1992), Derya (1996). İş; Çiftlik Kasabı,
M.Ali Aslantaş, Sırrıpaşa Mah. Denizciler Cad. Derince-İzmit. Tel: 0262-224
86 84.
(13). Beytullah
Aslantaş; Babası Mehmet
Ali, annesi Emine (Seher), ağbisi Nihat, erkek kardeşi Recep ve kız kardeşi
Seher. Eşi Sevgi ve çocukları Seyhan, Reyhan ve Nihan. Gümrük Memuru,
Derinceli. Home: Bölge Trafik Hilal
Apt. Arkası. Hacı Osman Mah. Zeytinlik Sk. Eminağa Sitesi, B Blok, Kat 4, D
13, Yarımca-İzmit. Ev Tel: 0262-528 00 41. GSM: 536-560 01 65,
(14). Doğantepe’ye
Kullar’ın içinden de gidilmektedir. Ama Yuvacık’tan da, gezip dolaştoğım
zamanlarda, pek kullanışlı ve düzgün olmasa da bağlantı vardı. Doğantepe’den
geçen “Kullar Deresi” üzerine Almanlar tarafından yapıldığı söylenen
harika bir elektrik üretme sisteminin beton ve makine kalıntıları yer
almaktadır. Yazın harika bir gezinti güzergahıdır. Görüntüleri için http://community.webshots.com/user/erkankiraz
adresine tıklayın. İyi izlemeler dilerim.
(15). Vakti zamanında
Derince’nin içme ve kullanım suyunu sağlayan sayılı yerler vardı. “Ahmetağa
Kaynağı”, “Kaynak”, “Elektrik Trafosu yanı Çenesuyu
deposu”, “İtfaiye Yapısı yanı Çene suyu çeşmeleri”, “Merkez
Cami yani artezyen kuyu tulumbası”, “Ali
Osman Suyu”. “İstasyon Çeşmesi”, Derince’nin E-5 altı kısmı,
tümden “Ahmetağa Suyu”ndan temin ederdi sularını.
“Kaynak” ve “Çenesuyu Deposu” Derince’nin merkez
ve kUzey sırtlarında oturanların yararalndığı sulardı. “Ali Osman
Suyu” ise, Osman Yalçınkaya’nın babasının evinin, hemen doğu
köşesinde yer alırdı. Adını da Osman Yalçınkaya’nın babasının
adı, “Ali Osman”dan alırdı. Buraya Hasan Yalçınkaya’nın
evi ile Hanis Günaydın amcanın kiraz-üzüm bağının arasından sağlanmış,
kör bir geçitle ulaşılırdı.
(16). Adnan
Yüksel Çevik; Annesi X ve
babası X. Ağabeyi “Piç” Osman. Pirireis İlkokulu’ndan “Profesör”
lakaplı çocukluk arkadaşım. Derince’de, şimdiki Derince Lisesi karşısında
kalan Turan Sokak’ta oturmaktaydılar. Eşi Gülçin ile askerden döndükten
sonra evlendi. Bir kızı (Nihal) ve bir oğlu (Doğancan)
var. Değirmendere-İzmit. Ev Tel: 0262-427 13 19.
(17). Şimdiki
adı “Federal Mogul” olan, çok önceleri “İstanbul Mahle
Pim ve Piston Sanayi A.Ş.” olan firmanın sahibi rahmetli Muammer
Dereli idi. Sağlığında, İzmit Şirin evler’in E-5 kıyısında kalan
boş alana, harika bir sağlıkocağının yapımını sağlamıştı. Eski
firma adının yazılı olduğu, demirden bir üst geçit yaptırmışlardı İzmit,
Yeni doğan’a (Manastır Mahallesi). Sonra firmanın adı kaldırılmıştı köprüden.
(18). Halit
Aluntaş; sınıf arkadaşımdır.
Şu anda Derince Belediyesi’nin Saadet Partisi’nden Başkanı’dır. Aslen
Sivaslı’dırlar. Çok kişinin hocası olan Salim Çalışkan amcasıdır.
Salim Çalışkan uzun yıllar T.C. Milli Eğitim Bakanlığı emrinde Belçika’da
öğretmenlik yapmış ve sanırım oradan emekli olarak Derince’ye dönmüştür.
Hali Altuntaş, çocukluk ve gençliğini tamamen Derince’de geçirmiştir.
(19).
Nihat Ergün;
geçen dönem Derince Belediye Başkanlığı görevini yürütmüştür. Aslen
eskiden Yarımca’ya bağlı ama Derince’nin ilçe olmasından sonra Derince
sınırları içinde kalan, Kayalar Köyü’ndendir. İshakçılar Köyü’ne
gidişte, sapaktan sonra içinden gelinip geçilen ilk köydür. Yokuşta
kurulmuştur.
(20). “Çenedağ”
Derince’nin kuzey tarafında yer alan ve bölgenin en yüksek yeridir. Ünlü
“Çenesuyu” işte bu dağın kuzey taraflarında bir vadiden
kaynaklanmaktadır. Çenesuyu hakkında işte kısa bilgiler; “Roma İmparatoru
Severius Alexander. M.S. 222. Nikomedya’yı M.S. 238 yılında ziyaret etmiştir.
Bu ziyaret mermer yazıtla anılmak, onurunu sikke basılmak suretiyle Nikomedya
meclisince tescil edilmiştir. Annesi Ivlia Namea, Alexander’ın öldürülmesinden
sonra Nikomedya’dan ayrılmayıp, tüm servetini Nikomedya tapınaklarına
adamıştır. Çenesuyu’nun kollarından biri olan ve sonraları Kilisecik
Suyu olarak tanımlanan su tesisilerinin kurucusu
olmak şerefini kazanmıştır. Nikomedyalı’lar onu sonraları ermişlik
mertebesine çıkarmışlardır. (Nicomedia Yöresinde
Yeni Bulgularla İzmit Tarihi, Avni Öztüre, Sf:47)”, “Çenesuyu
1860’li yıllarda lezzetiyle şairlerin mısralarına konu olmuş, adı İzmit’le
özdeşleşmiş tarihi ve şifalı bir sudur. 1863 yılında Sultan Abdülaziz
tarafından İzmit’te yaptırılan Kasr-ı Hümayun’nun en önemli bölümlerinden
birisi de Saat Kulesi yanındaki Taç Kapısı’dır. Bu kapının üzerinde
bulunan yazıtta İzmit’li şair Safvet tarafından yazılmış 22 dizelik
kaside bulunmaktadır. Çenesuyu bu kasidede lezzetiyle kendisine yer bulmuştur.
Acebi sözlerim olup Çenesuyu gibi ihla (Toy sözlerim Çenesuyu gibi tatlı
oldu), Ricam oldur o hakan-ı serir-i mülk ihsana (dileğim odur, o ülke tahtını
bağışlaya hakana), o yıllarda at sırtında kente getirilerek dağıtımı
yapılırmış Çenesuyu’nun. (Derince
Belediyesi Çenesuyu Tesisleri reklam dosya arakasında yer alan açıklayıcı
bilgiler, 04/05/2002)”,
(21). Cahit Sıtkı Tarancı, “Çocukluk”;
“Affan babaya para saydım
/ Sattı bana çocukluğumu” diye uzayıp giden harika şiiri.
(J).
Hata ve yanlışlıklar müstesna. Yazı metni içinde ve Açıklamalar
ve dipnotları” kısmında bir çok eksik, gedik yada yanlış anımsama söz
konusudur. Yazıyı okuma şansı olanlar yada yazıdan bir biçinde haberdar
olanlar daha ayrıntılı bilgilere sahipseler, bana email adresimle erişebilirler.
Değerli katkılarına minnettar kalırım Derince ve kendisini Derinceli
addedenler adına.
Erkan Kiraz,
17.01.2004 Cumartesi, Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com,
erkankiraz@superposta.com