
Bu yazı çeşitli medya ortamları, ulusal ve yerel görsel ve yazılı basın için hazırlanmıştır. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir.
Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com
Sıcak Gündemler & Gündelik Yansımalar
Bugün Esra Kopaner’in İzmit Saraybahçe Düğün Salonu’nda saat 15:30’da nikahı var
(1). Bengisu erkenden kalkıp dershanesine gitmişti. Akşamdan kalma olduğum halde erken uyanmıştım. Bahardan olmalı dedim. Aslında bundan sonraki hafta sonlarında sürekli erkenden kalkıp yaşamı titreşen kanat uçlarından yakalamak günü doya doya yaşamak istiyordum. Geçen senenin baharı sürekli yağmurlu, rüzgarlı ve serin geçmişti. Yeterince gezip dolaşamamıştım.Aybüke Beren her hafta sonu erkeden kalkıp TV karşısına geçip çizgi filmleri izlerken bu sabah pestil gibi uyuyordu. Akşam geç saatlerde yatmıştı. Uykusunu yeterince almamıştı. Hanife’nin mutfağa geçip hazırladığı harika kahvaltı sofrasına davet etmesine dek ben Metal Fırtına kitabına kaptırmıştım kendimi. Bu arada Aybüke Beren de uyanmış elini yüzünü kokulu sabunla yıkamıştı. Yanıma gelip mis gibi gül kokan yanaklarından öptürüyordu. Alışkanlık edinmişlerdi. Ellerini yüzlerini yıkadıktan sonra babalarına gelip yanak verirlerdi.
Kahvaltı Masası’nda kare dilimlere bölünmüş patates kızartması üzerine Omlet, Beyaz Peynir, Siyah Zeytin, Kaşar Peyniri, Kiraz Reçeli, Sarelle Çokokrem ve Sarelle Fındık Ezmesi. Yanında buharı üzerinde fincanda mis gibi demli çay. Elimde Metal Fırtına masaya geldim.masada gazete yada kitap okuma alışkanlığı bir ayrıcalık ve zevke dönüşmüştü bende. Kahvaltının ardından TV karşısına geçip günün gazetelerinden başlıklar ve kısa haberler okuma bölümünü izlemeye başladım.
Türkiye’de gündem ne de hızlı akıp değişiyordu. Buna bir de ülkemizi ilgilendiren olayların yıldönümü de ekleniyordu. Çanakkale Savaşı’nın yıldönümü, İstanbul’un İşgali, İngilizlerin İstanbul’u İşgali’nin 47. Yıldönümü’nün 1957’lerden beri ilk kez anılması, Ahmet Necdet Sezer’in Suriye ziyareti, Lübnan başbakanı Refik Hariri’nin süikaste kurban gitmesinin ardından gelişen olaylar ve ABD ve uluslararası baskı sonucu Suriye’nin Taif Anlaşması gereği 14 yıldır Lübnan’da tuttuğu askerlerini hemen ve koşulsuz çekmesi ve bugün Irak’ın “Kitle İmha Silahları” bahanesiyle ABD ve müttefikleri tarafından 19-20 Mart 2003 gecesi işgali ve ardından gelişen ABD-Irak Savaşı... Bir de Türkiye’nin sürekli değişen yada değiştirilen sıcak gündemleri vardı. Yakalayabilene aşk olsun..
Suriye’ye programlı resmi bir ziyaret yapacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in gezisiyle ilgili basın mensuplarına geçenlerde talihsiz ve haddini aşan açıklama yapan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Yahudi asıllı Eric Edelman
(2) görevden alınmış. Ülkesine geri çağrılan büyükelçinin George W. Bush’a danışmanlık yapacağı yorumları vardı. Adam Türkiye’de bir tür İstenmeye Adam (3) durumuna düştüğünden ABD yetkilileri adamı geri çağırtmış olmalılar. ABD adına basına yapılan açıklamada söz konusu gezinin Suriye ve Türkiye arasında olan bir konu olduğu vurgulanıyordu. Doğrusu da budur. Bir Türk yetkili Başkan George W. Bush’un politikaları ve programları hakkında olumsuz bir imada dahi bulunabilir mi acaba Amerika’da!Eski ABD başkanlarında olan ve 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde Türkiye’ye yaptığı gezide İzmit Mehmet Alipaşa Prefabrikleri’ne de gelen ve “Erkan bebeği kucağına alan” Bill Clinton ölüm döşeğinde diye bilgiler geçiyordu. Ardı ardına geçirdiği ameliyatlar ve tedavilerde altı ayda 10 yaşlanan Bill Clinton’un mallarını hangi varislerine bırakacağı açıklamaları vardı.
Dünya Petrol Fiyatları’nda yaşanan hızlı yükselişin ardından AKP Hükümeti akaryakıt bedellerine hemen sayısını herkesin ama özellikle AKP’ye oy verenlerin unuttuğu bilmem kaçıncı zammı yapıştırıvermiş. Zamlı tarifelerde gece yarısı 00:00’dan itibaren uygulanmaya başlamış. Hayırlı uğurlu olsun sevenlerine ve biz zavallı araba sahiplerine.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanları’ndan olan ve hakkında bir sürü yolsuzluk savları ardından Askeri Mahkeme’de yargılanmaya başlayan İlhami Erdil ve eşi Füsun Erdil’in yargılanmasına devam edilmiş. Mahkemeye sunulan delillerin açıklanması ilgi çekiciydi. Tonlarca çikolata, yüzlerce süs eşyası filan. Böyle bir olay acaba gelmiş geçmiş siyasilerden her hangi birisinin başına gelse ve mahkemede çeşitli deliller açıklansa karşımıza neler çıkar ki! Füsun Erdil’in milyonlarca TL değerinde sahte fatura kullandığı ve kendilerine ait olmayan paraları kendi çıkarlarına kullandıkları, sahte faturalar karşılığında onları temin eden esnafın oğlunun Deniz Harp Akademisi’ne kaydettirdiği filan açıklanıyordu. Askeri Mahkeme’de bir eski komutanın yargılanmasına benzer sivil mahkemelerde her hangi bir siyasi benzer biçimde yargılana bilir mi acaba ülkemizde?
Suriye’nin 14 senedir askerlerini tuttuğu ve son zamanlarda ABD’nin açık bastırması ve savaş tehditleri sonucu askerlerini geri çektiği Lübnan’da büyük bir intihar saldırısı gerçekleştirilmiş. Beyrut’un Hıristiyan kökenlilerinin yaşadığı bir mahalleye gelip park eden bomba yüklü bir kamyon büyük bir patlamaya yol açmış. İlk belirlemelere göre 7 kişi ağır yaralanmış. Olay yerinde büyük bir çukur açılmış.
Evden çıkmadan önce Barış Aykan aradı cep telefonumuzda. İzmit’e geliyormuş. İzmit kentiçinde görüşürüz dedi ve kapattı. Bengisuda dershanesinden geri döndü. Çok yorulmuş. Yorgunum ben sizinle gelmiyorum dedi. Anneleri Bengisu ve Aybüke Beren’in karınlarını doyurdu. Ortalıkta gezinen Ece Odabaş iki ev arasında mekik dokumaktaydı.
Zor bela geç güç de olsa evden çıktık. Sabahki çöp poşetlerini Hanife köşedeki çöp konteynerine boca etti. Arabayı terkedilmiş Gulfstar
(4) otoparkına bıraktık. Üst köprüyle karşıya geçecektik. Aradaki gösterge ısıyı 20 göstermişti ama kötü rüzgar vardı. Aybüke Beren ise sadece yeleğini almıştı. Bir yerlere bakar üzerine bir şey alırız dedi Hanife. Valilik Konutu’nun D-100 tarafından Uğur Mumcu Parkı’na doğru yürümeye başladık. Parkta canlanma başlamıştı. Park havuzu kenarından geçerken, boş havuzun içindeki çalışmayan fiskıye sistemini gösterip “Bu ne babacığım?” diye soran kızıma “Birilerinin birilerini zengin etmek için kullandığı düzenek” dedim. Anlamasına olanak yoktu elbette. Anlayabildiği gördüğünün çalışmayan su fışkırtma düzeneği olduğuydu.Ankara Caddesi’ne geçip Menekşe Ticaret’e uğradık. Barış Aykan gelmiş babasına uğramıştı. Büro bölümünde İsmail Menekşe bayanlı erkekli konuklanırı ağırlamaktaydı.Bir ara dışarı çıkıp Hanife’ye son zamanlarda yaptığı Suluboya bir tabloyu gösterdi. Resimde Hanife’ve yanında Aybüke Beren vardı. Yağmurlu bir hafta sonunda İzmit’te Tarihi Mekanlar Gezisi’nin bir ayağında Derecamii’nin [Akçakoca] batı tarafından Mehmetbey Hamam Kalıntısı’na inen yokuş yolda resimlerini çekmiştim. Resimleri de Aydın Menekşe ile paylaşmıştım. İsmail Menekşe resmi çok beğenmiş ve suluboya resmini yapmış. Birkaç renkli tıpkıbasımını da aldırmış.
Hal hatır hoş sohbetten sonra karnımızın aç olduğunu, kıza bir şey almak istediğimizi ve ardından Saraybahçe Düğün Salonu’nda bir arkadaşın nikahına gideceğimizi söyleyip ayrıldık. Alemdar Caddesi üzerindeki Çınar Lokantası’na girdik. Sadece Barış Aykan ve ben açtık. İkimiz de Kurufasulye ve Pilav söyledik. Geleneksel yemeğimizi. Barış Aykan ilaveten salata istedi. Aybüke Beren’in sütdişlerinin bir tanesi ağzında asılı duruyordu.
İştahı kabardı ve benim Pilavı ona verdim. Yerken pirinç tanesi dişine takıldı. Ağlamaya başladı. Ne çektiriyor ne de kendisi asılıyordu dişetine takılı duran gevşek dişini. Yemeğin ardından keyif çayımızı içtik ve ödemeyi yaptım
(5). Vakit kalmamıştı. Eski Demiryolu Bulvarı üzerinden Nazif Yardımcı Yapısı’na doğru yürümeye başladık. Bugün kent inanılmaz kalabalıktı. Hava da hem sıcak hem de rüzgarlıydı. Yani bunaltıcı. Biz ise lahanalar gibi giyiniktik. Aybüke Beren dışında.Şimdilerde Belmar Alışveriş Merkezi olan birinci katının merdivenlerine yönelmiştim ki gerilere doğru baktığımda Numan Gülşah’ı fark ettim. O da nikaha geliyor olmalı dedim içimden. Tam bu sırada cep telefonum çaldı. Arayan Numan Gülşah’ın kankisi Soner Kılıç’tı. Görüşemediğimizi söylüyordu. Radyo KYÖD Gecesi’nde görüşürüz deyince.Biz Mustafa Küpçü ile Bodrum’a gidiyoruz. Yokuz dedi. Sizi Radyo KYÖD’ün Numan Gülşah’la İzmit Tarihi programlarında dinliyorum dedim. Konuşma bittiğinde Numan Gülşah da yanıma erişmişti. Birlikte düğün salonuna çıktık. Oda damat tarafını tanımaktaymış. Birlikte merdivenleri tırmandık.
Nikah salonda ardı ardına yapılan nikah törenlerinin karmaşası vardı. İçerisi havasız ve buram buram sıcaktı. Kalabalık hangi nikaha geldiğini bilmez gibiydi. Ayaktakiler, oturanlar, gezinenler ve bir yerlerde kümeleşmiş insanlar. Tanıdık yüzler yoktu. Salonun en doğu ucunda Alp Yıldırımalp’i gördük.Yanına gittik. Giderken birde Emrah Halıcı ve eşine rastladık. Hepsi buydu.Başka gelen yoktu.ne ToyotaSa’dan ne de Toyota Adapazarı’ndan. Nikah 15:30’daydı. Bir önceki törenin karmaşası devam ediyordu. Yapılan anonsla salonun terk edilmesi rica edildi ve Esra Kopaner’lerin nikahı başladı. Tören bitti. Sıraya girip tebrik ettik ve salondan ayrıldık.
Eski Demiryolu Bulvarı’dan Alemdar Caddesi’ne dek yürüdük. İlkin LCW Mağazası’na gittik
(5). Çocuk reyonu 1.kattaydı. İçerisi bir karmaşa.Ortaya konulmuş sepetlere atılmış giysiler, bıkkınlık geçiren çalışanlar ve uğultu içinde alışveriş yapmaya çalışan tüketiciler. Hanife sepetlerden bir şey beğendi. 10 numarası var mı diye bir görevliye sordu. Oda gidip gerilerdeki başka bir görevliye sordu. Ben öylece bakıyordum. Sorduğu görevli eliyle boş ver işareti yapıp “sepeti karıştırsınlar ne halleri varsa görsünler..” bezeri sözler edince tellerimin ısındığını fark ettim. “Ne yani” dedim; “Hem para vereceğiz hem de sıradan pazardaki ki giysiler arasında eşeleneceğiz. Biz burada ne arıyoruz ki! varsın Pazar ortamından hoşlanan ve ısrarla mağaza sahiplerine para kazandırmak isteyenler bu zevki alsınlar. Bizim burada işimiz yok”. “Çıkalım”.İstiklal Caddesi merkez postane yapısı önünden ilerledik. Ara yolla Sanat Sokağı’na doğru çıktık. Akbaşlar Giyim diye bir mağaza vardı. Burada Hanife istediği bir şey bulamadı. İleride sola göndük. Ara sokağa girdik. Bu sokak Fethiye Caddesi’ne çıkıyordu. Sokağı ucunda seyyar simitçi arabasından bir simit
(6) aldı annesi Aybüke Beren’e. Ardından Ünsallar Gıda’ya girdiler. Başka istekleri vardı kızımızın (7). Caddenin sonunca deprem öncesi oturduğumuz Plajyolu Bahar Sitesi’nden iyi görüştüğümüz Ahmet Ferlibaş Ailesi’ne rastladık. Onlar da çoluk çocuk salkım saçaktı. Havanın sıcaklına Ahmet Ferlibaş bir de oğlunu kucaklamıştı.İlerledik. Dar Sokak’a döndük. Sümer Tekstil’e
(7) taksit ödememiz olduğunu belirtti Hanife. Giden para yine benim cebimdendi. Son “Yirmilik” de uçup gidivermişti. İçeri girdik. Aybüke Beren’e birkaç takım çorap alındı. Barış Aykan da kendisine Aytuğ ve LCW marka çoraplar bakıyordu. Bedelleri iyiydi. %80 Pamuk ve %20 Polyester karışımı çorap bedelleri markaya göre tepe yapıyordu. Woolland ve Mısırlı marka çoraplar YTL 8 ile 10 arası bedellerde geziniyordu. Ürünlerin karışımında ise bir değişiklik yoktu. Ben yorgunluktan telef olmuş kıçımı koyacak bir yer arıyordum. İkinci kata çıkıncı ayakkabı reyonu arasında bir sandalye bulup oturdum. Gözlerim kapanıp açılıyordu istemdışı. Bana sormaksızın.Sokakta ilerlerken bacaklarımdaki yorgunluk ayaklarıma dek indi. Bıraksalar sokağın ortasına uzanıp yatacağım. Böyle gezmelerden sıkılıyorum. Hele salkım saçak kalabalıklar bana göre değil artık. İzmit’in bir özelliğidir. Sadece belli yerler aşırı kalabalıktır. Başka yere insanların ilgisi asla yönlendirilemez. Mağazalar da hep bu kalabalık cadde ve sokaklardadır. Annesi kızımıza Sümer Tekstil’de okula giderken giyebileceği spor bir ayakkabı bakmıştı ama ayak numarasına uygun bir tane bulamamıştı. Sokağın ilerisinde küçük bir ayakkabı dükkanı vardı. İki sene öncesine dek sahibini tanırdık. Dükkanı başka birisine devretmişlerdi. Dükkana girdik. Vitrinde eskilerde bizlerin “Kes” dediği türden ayakkabılar yine moda olmuştu. Düztaban ayakkabılar. Rengarenk. Cıvıl cıvıl. Mavi renkli bir ayakkabı seçti Aybüke Beren. 33 numara Sindy Sport. Ayakkabıları giydi. Eskilerini kutuya koydu satıcı. Ödemeyi yapıp dışarı çıktık
(8).Menekşe Ticaret’e geri döndük. Burada bir süre soluklandık. Dükkanı kapatıncaya dek oturduk. Ali Osman Aykan bizden ayrı gideceğini söyledi eve. Gelirken size ne alayım dedi. Ben Şekerpare Barış Aykan ise Tulumba Tatlısı istedi. Kayın baba kalabalık cadde ve sokaklardan geçecek piyasasını yapacak, birkaç satır makineye sayısal lotosunu oynatacak ve alışverişini yapıp Çocuk Parkı’ndan Şirintepe giden belediye otobüsüne binip evine gelecekti.
Eve geldikten sonra kendime gelmem için sıcak bir küvet yapmam gerekti. Haşlanmış sıcaklıkta dolan küvete köpük de eklendik. Sıcak suda vücudumun tüm yorgunluk ve döküntülüğü akıp gitti adeta. Banyodan çıkıp üzerimde beyaz bornoz salonda üçlü koltuğa uzandım. Bir süre TV izlemek için direndim ama nafileydi. Bir süre sonra derin ve tatlı bir şekerlemenin kollarına bıraktım kendimi. Saatleri ilerlemiş Ana Haber Saati’ne gelmişti zaman.
Ali Osman Aykan gelirken elleri dolu gelmişti. İki paket tatlı ve bir paket Hazır Mantı. Barış Aykan ve ablası Hanife mutfağa geçtiler. Kendilerine Mantı hazırlayacaklardı. Ali Osman Aykan benim dizüstü bilgisayarda “Toplar”oyununa başlayacaktı. Bizimkiler kendilerine mantı partisi hazırlamış ve tıkınmışlardı. mantıyı oldum olası sevmezdim. Canım sadece soyulmuş elma ve dilimlenmiş portakal çekiyordu. Sağ olsun Hanife yalvar yakar hazırlayıp yanıma sehpa üzerine bıraktı silme dolu tabağı.
An Haber Bülteni’ni izlemeye başladık. Türkiye ve dünya olayları her bir kanalda ayrı bakış açılarına göre aktarılıyordu;
Sivas Koyulhisar’a bağlı dağlık bir köy olan Sugözü Köyü’nde geçenlerde meydana gelen büyük bir toprak kaymasında arama çalışmalarına kötü hava koşulları nedeniyle ara verilmiş. Toprak altında 17 kişinin kaldığı aktarılıyordu. Felaketzedeler için Kızılay’ın kurduğu çadırlar soğuk ve kar koşulları altındaki köylülere yapılabilen yegane şey. Kurtarama çalışmalarında harcanan parayla köylülerin heyelanlı yamaçlara kurdukları konutların yoksulluğu çelişkiliydi. İnsanlar yaşarken devlet onların refahına dönük masraf yapmazken felaketlerinde her tür masrafa katlanıyordu.
Önümüzdeki hafta Pazar gününden itibaren yeni bir soğuk ve yağışlı hava koşullarına girecekmiş. Isı düşecek, rüzgar ve sulu kara benzer yağışların olduğu hava etkin olacakmış.
Zonguldak Ereğli’de bir maden ocağında meydana gelen patlamada bir işçi yaşamını yitirmiş. Siirt’te STK’ların öncülüğünde terör ve Ermeni Mezalimi’ni protesto eden bir yürüyüş yapılmış. Herkes teröre lanet okumuş. BDDK’nin
(11). Bankacılık Düzenleme Yasası diye teklif ettiği düzenlemeye göre 31 Mart 2005 tarihinden itibaren gıda ve akaryakıt satışlarında taksitli ödeme yapılamayacak bunların dışındaki alışverişlerde ise taksit sayısı en fazla 6 olabilecekmiş.ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgalinin 2. yılında Amerikan işgali çeşitli kitle yürüyüşleriyle protesto edilmiş. Türkiye’de iki yerde gösteri yapılmış. İstanbul’da Kadıköy ve Dolmabahçe’de. Yaşam durmuş. Trafik kilitlenmiş. Yollar tümden kesilmiş. Ankara’daki gösteriler de Ziya Gökalp Caddesi’nde yapılmış. İngiltere’de, İtalya Roma’da, Japonya’da, Belçika Brüksel’de ve Yunanistan’ın başkenti Atina’da binlerce kişi sokaklara dökülmüş. Bundan tamiki yıl önce ABD Irak’taki Saddam Hüseyin Rejimi’nin Kitle İmha Silahları üretiyor ve bulunduruyor diye sıkıştırmasının ardından 19-20 Mart 2003 gecesi işgale başlamıştı. İşgal güçleri iki senedir Irak’talar ve ellerinde söylemlerini kanıtlayacak tek bir delil bile yok.
Haberlerin ardından tekrar uyumuşum. Barış Aykan bengisu ile annesinin evine giderken beni de uyandırdı.kalkıp yerine yatsan iyi olur diyordu. Uykulu gözler ve uyuşuk beyinle melülü melül bakıyordum ona. Kendime geldim. Onları kapıdan uğurladım ve canlandım. Uykum kaçmıştı. Saat gecenin yarısını çoktan geçmişti.
Açıklamalar & Dipnotlar