-
Derince’den Yola Çıkış
- Telefon çaldı. Kalkıp
açtım. Arayan ablamdı. Tamam uyandım, gelip seni alacağım dedim. Kapattım.
Saate baktım. Saat sabahın 05:05’i. Ablamı aradım. Beni saat 06:00’da kaldır
dedim. Yattım. Dökülüyorum. Uykusuzum. Uyudum mu uyumadım mı bilmiyorum.
Eskişehir Tepreç’e [1] gidecek
otobüs Derince’den [2] saat
06:30’da kalkacaktı.
-
- Dün akşam Derince
Kırım Türkleri Derneği başkanı Ferit Toplu telefon etmişti.
Otobüste yer vardı. Ablam Heyecan Kiraz ve kayın pederim Ali Osman
Aykan da gelecekti benimle. Ferit Toplu ile geçen haftalarda
konuşmuştuk. İstanbul Çatalca’da düzenlenen Tepreç’e gidebilir
miyiz diye. Yer bize ulaşım açısından çok tersti. Merak ediyordum. Çeşitli
gurupların bahara ait kutlama ve şenlikleri vardı ama Tepreç’e hiç
katılmamıştım.
-
- Eskişehir Kırım
Derneği
[3] Kaymaz
[4] ilçesine bağlı Karakaya Yörük
Köyü’nde düzenleyecekmiş şenliği. İnternet’te yer alan Kırım
Tatarları’na ait liste guruplardan izliyordum haberleri. Derince Kırım
Derneği katılacaktı bu şenliğe. Derince Kırım Derneği ise bu
yıl şenliği Gebze Kırım Derneği ile ortaklaşa Eski İstanbul Yolu
üzerinde Gebze’ye bağlı Denizli Köyü’nde 26 Haziran 2005
Pazar günü yapacakmış.
-
- Dün akşam
kayınpederlerin evinde konuktuk. Salkım saçak. İstanbul’dan kayın
birader gelmişti. Dizüstü bilgisayarımı, sayısal makinemi, şarj gereçlerini ne
varsa toparlamış gitmiştik. Gün içinde dostum Soner Kılıç beni peşine
sürükleyip çekim yapmak için Gölcük’e bağlı Saraylı Köyü’ne
götürmüştü. En fazla iki saatimizi alır dediği dolanmadan yakamızı saatlerce
kurtaramamıştık. Evde adeta dökülüyordum. Kayınpederlerde de adeta ziyafet
vardı. Yediğin önünde yemediğin arkanda örneği.. Ben de derman yok. Yeme
içmeyi bırak çözümlemem gereken dertler vardı. Resimler aktarılacak,
işlenecek, gereçler şarj edilecek.. Muhabbet, şekerleme, yeme içme ve çalışma.
Saatler ilerlemiş. Çoluk çocuk sessizleşmiş. Herkes bir köşede uyuyup kalmış.
Saat olmuş 03:00. Kalkıp eve gittim.Sabah 06:00’da kalkıp Derince 44 Evler’den
ablam Heyecan Kiraz’ı alacağım. Kayınpederim Ali Osman Aykan’ı
de toparlayıp Çenesuyu üst köprüsüne gideceğiz...
-
- Ablamı Derince’den
aldım. Çenesuyu’nda onu arabadan indirip kayınpederi de yoldan aldım.
Arabayı İsmetpaşa Stadyumu hizalarında bir ara sokağa bıraktım. Köprüye
geldiğimizde otobüs ufukta görüntü. Derince’den zamanından önce
kalkmıştı otobüs. Arka tarafta boş koltuklara yerleştik. Gezginler arasında
torunlardan nine ve dedelere dek her yaş gurubu vardı. İzmitli Kırım
Tatarları sayısına göre gidenler çok azınlık bir guruptu ama kültürü
yaşatmak isteyen gönüllülerdi bunlar. Biz ise merak giderecek olan
serüvenciler. Maceracıydık ama geçmişimiz de Kırım Tatarları ile iç içe
geçmişti. Bu kültüre hiç de uzak değildik hani..
-
-
Tan Dinlenme Tesisleri
- Koltuğa yığıldığımı
anımsıyorum. Hepsi bu. İzmit’te kimler nereden bindi. Otobüs nerede ne
kadar bekledi. Kim zamanında duraktaydı, kimler nerede beklendi. Bilmiyorum.
Bunu Ferit Toplu’dan sonradan öğreneceğim
[5]. Bir ara otoyoldan çıkıp Bilecik Yolu’na dönüldüğünde
uyandım. Sonrası ise Pamukova Turgutlu’dan önce Tan Tesisleri’nde
[6] mola verildiğinde uykuma ara
verdim. Tesisler yolun iki tarafında da var. Alifuatpaşa ile
Pamukova arasında birden fazla, çeşitli güzellik ve nitelikte dinlenme
tesisleri yer alıyor. Her yer ışıl ışıl. “Yeme içme ve ihtiyaç molası”.
-
- Kahvaltı yapmamışız.
Yanımıza ne çanta var ne de gıda. Öylece çıkmışız. Yolda bir yerlerden alırız
dedim. Ne gerekiyorsa. Restoran iki bölüm. Kahvaltı ve yemek bölümü. Börek
yok. Kuru kekler ve açmalar var. Hepsi bayat. Zorunlu alacağız. Kaça ne
satılıyor. Soruyorum. Fiyatlar kabul edilebilir. Ya çaylar! Küçücük kahvehane
bardaklarında servis yapılıyor. Bir köşeye geçiyor bizimkiler. Çayları
başkası, kek ve börekleri başkası servis yapıyor. Ödemeleri ayrı filan!!
Çaylar geliyor. İlk yudum. Berbat. Ama içeceğiz. İstemezsen gazlı içecekler
ve ayran var. Kahvaltıda içebilirsen tabii! Diş kıran üzümlü kekimizi yiyoruz
bayat çayların eşliğinde.
-
- Tesiste bir
aldırmazlık var. Her şey mükemmel görünüyor ama bazı şeyler ters. Sabahın bu
saatinde kimin umurunda. Benden başka! Tuvaletler yıkanıyor. Hortumla.
Yerlerde sular. Çalışanlar işi yapacak. Ama hangi uygun zamanda. Tesis 24 saat
açık. Bu da yönetimin derdi diyorum. Ama ben şıpır şıpır suların olduğunu
yerde olmak istemiyorum.
-
-
Bilecik-İstasyon Mahallesi
- Bilecik İstasyon
Mahallesi’ne
dek uyuyamıyorum. Gün ısınmaya başlamış. Bereket otobüste klima var. Fazla
açık kalınca da hapşırıyoruz o başka. Ayarı bozuk meretin. Sırasıyla
Osmaneli, Bayırköy, Vezirhan ve Bilecik’e erişiyoruz.
Ablam buraları hep anımsıyor. Kaç kez üçümüz gezip dolaşmıştık bölgeyi. Geçen
sene ablam Heyecan Kiraz ve Bengisu ile Şeyh Edebali Türbesi’ne
ziyaret için gelmiştik Bilecik’e. İki sene öncesi mi neydi Söğüt’e
gitmiştik İstasyon Mahallesi’nden geçip giden yolla. Bozüyük
[7] ve Eskişehir’e yıllar olmuştu
gitmemiştim. Bildiğim Bozüyük’ten sonra ayrılan Kütahya-Afyon
yolunu kullanmamızdı yazları. Bu yöreyi dolaşmayı ötelemiştik hep. Kütahya
ve Eskişehir’i başka zamanda gezeriz deyip durmuştum hep. Eskişehir
Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Okulu eleme sınavlarına girmiştim
seneler öncesinde.
-
- Eskişehir’e
en son gittiğim zaman 1985’ler olmalıydı. Aradan 20 sene geçmişti.
Anılarımda kalanlar halam Nazife Şahin ve eniştem Halil Şahin’in
kardeşlerinin oturduğu semtin adı Alacahöyük, Sütlüce,
İstasyon ve çevresi, Eski Otobüs Garajı, Porsuk Çayı,
Porsuk’taki sandallar, Yediler Parkı, Kalabak İçme Suyu,
Köprübaşı, Bademlik, Yüzme Havuzu, Odunpazarı,
Endüstri Meslek Lisesi, merkezde bir yerde yer alan doğal sıcak sulu
hamamları, babamın muhabere askeri olarak askerliğini yaptığı
hava birliği filandı. En son zamanlardan aklımda kalan ise Anadolu
Üniversitesi Kampusu yapıları, ağaçlık ve yeşillik alanı, okula çıkan ve kışın
buzlanan yollarda kalan otobüsler ve üniversitenin tam önünden geçirilen çevre
yoluydu.
-
- Birkaç yerde
okumuştum. Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen Eskişehir’e
inanılmaz bir yüz kazandırmıştı. Kentiçi yeni düzen verilmiş, Porsuk Çayı
temizlenmiş, çevresi yeşillendirilmiş, parklar, bahçeler, Bademlik, kentiçi
ulaşımı filan. Olmuş bir Avrupa kenti gibi bir yer diye yazıyordu. Kenti gidip
görenler de benzer konulardan söz ediyordu.
-
-
Bilecik Rampaları
- Bilecik’e
tırmanan ünlü yokuş çıkışta ikili yola kavuşturulmuştu ama Bilecik’te
rampa mı eksik. Bilecik’le İstasyon Mahallesi tam zıt
konumdalar. Bilecik’in rakımı [8]
yüksek bir yerde. İstasyon Mahallesi ise Sakarya Vadisi
yataklarında. Bilecik’ten İstasyon Mahallesi’ne inen bir rampa
var ki dillere şenlik. Bilmeyen yok. Bozüyük ise daha yukarılarda.
Vadiden Bozüyük’ün yer aldığı platoya erişmek için bir sürü rampa
tırmanılır. Bozüyük’ten Eskişehir ve Ankara’ya dek en
üstlerde yer alan plato rakım olarak çok yüksek. Her yer dağ taş. Kaya, mermer
ve granit taş. İstasyon Mahallesi’nden sonra yol vadide doğuya doğru
ilerler ve güneye döner. Köprü denilen yerden sonra başlar tırmanmaya.
1870’lerde İzmit-Eskişehir arasında demiryolunu yapan
Almanlar demiryolunu almışlar vadinin batı yamaçlarına tırmandırmışlar.
İnanmak kolay değil. 130 seneleri öncesi. Her geçitte bir demir köprü yanında
ise sonraları yapılmış harika taş köprüler. Bir çok yerde tüneller. Kaş’a
gidişimizde mola verdiğimiz Şelale Dinlenme Tesisleri. Yine harika ve
şırıl şırıl akan suların sesi içinde olmalı.
-
- Yol kenarındaki
tabelaları önemli kuruluş ve dinlenme tesislerinin adlarını küçük bir kağıda
kısa notlar biçiminde yazıyorum. Araba sürerken bunlara dikkat etmek zor.
Çevreyi bir otobüsün penceresinden izlemek çok güzel. Bu yöre taş ve kaya
yönünden mebzul. Mermer ve Granit yatakları. Her köşede yüzeyin
hemen üstünde kesilmeye başlanmış peynir kalıbı biçiminde mermer ocakları var.
Yıllarca unutulmuş ve önem verilmemiş üç şey günümüzde çok değer taşıyor.
Mermer, Granit ve Seramik yapımına uygun koyu renkli
Toprak. İlk keşfedilen Bozüyük olmuştu. Bilecik’e bağlı bu
ilçe kentin üç kat ötesine geçmişti büyümede.
-
- Bilecik
yıllar yılı 10 bin nüfusu aşamamıştı. Kente ekmek ve aş sağlayan sadece
Jandarma Garnizonu ve Demiryolları olmuştu. Son yıllarda kentin
güney tepelerine açılan Organize Sanayi Sitesi ve devletin sağladığı
yatırım teşvikleri ile kentin yaşamı değişmişti. OSB’de birçok ünlü
markaların tekstil firmaları ve belli sanayi kuruluşları yatırım yapmışlardı.
-
-
Seramik Diyarı: Bozüyük
- Pazaryeri-Bilecik
Kavşağını geçiyoruz. Bozüyük’ü ortadan geçen ikili yol beldeyi bölüyor.
Yol üzeri yerler dükkan dolu. Park etmiş araçlar her yerde. Seramik
fabrikaları çoğunlukla yolun kuzey tarafında. Heyula firmalar. Silikonlu
Kiremit, Boztaş Kiremit, Büyük Ertuğrul Gazi Hastanesi, Küre Kardeşler Damper
Sanayi, Artema, ABS, Eczacıbaşı Vitra Seramik, Karel kablo ve Toprak
Seramik’in tesisleri. İleride Kütahya yol ayrımı.
-
- Otobüsümüz
Eskişehir’e doğru ilerleyen yolda gidiyor. Artık dağların yaşlanıp
düzleştiği bir platodayız. Ucu bucağı belli olmayan ve tepelikleri fazla
yüksek olmayan bir vadi burası. Eskişehir Vadisi. Ova. Pazar. Yazı.
Düzlük alanlar. Anadolu insanı ovalara ve düzlük alanlara böyle demiştir hep.
Ağaç yok. Romanlılar zamanına dek Eskişehir ve Ankara çevresinde
yer alan ormanlarda filler kaybolurmuş. Aksak Timur’un Anadolu
istilasında Ankara’ya gelişinde de fillerinin ormanlarda kaybolduğu
anlatılır. Ekili alanlar. Sarı ve koyu yeşil. Yeni sürülmüş koyu toprak
renginin egemen olduğu iç içe geçmiş renkler cümbüşü. Aralarda yüzlerini
güneşe döndüren Gündöndü tarlaları.
-
- Bu bölgede Kara
İklimi egemendir. Yazları sıcak ve kurak kışları ise rüzgar, ayaz ve
kemiklere işleyen soğuk. Güneşin ışınlarından koruyacak ağaç yok çevrede.
İnsan inanamıyor ama öyle. Bodur bitkiler, çalılıklar, fundalıklar en doruk
yerlerde bile yok. Doruklarda yok zaten. En güney-batı taraflarda bir dağ var.
Tepesinde TV yada benzeri yayın kulesi. Bir de en doğu-güney taraflarda bir
dağ var. Hepsi bu. Gerisi insan eliyle biçimlenmiş gibi duran farklı
düzeylerde toprak yapısı. Hep ekili. Buğday ekili alanlar. Bir birlerine
oldukça uzak köyler ve çevrelerinde kümelenmiş ağaçlar. Ağaç türleri de fazla
değil. Kanada Kavağı, Dallı Kavak, Servi Kavak ve yemişi küçük yaprakları ufak
bir tür Akasya. Ama Akasyaların çoğu dalları kurumuş.
-
- Eskişehir’in
varoşlarına erişiyoruz. Küçüklüğümde babamla bazı bayramlarda trenle
gelişimizi anımsadım birden. Halalarıma gelirdik buralara. Trenle yolculuk
yapmak çok memnun ederdi bizi. Bilecik İstasyon Mahallesi’nde uzun süre
bekler oyalanırdı tren. Trene bir çok meyve sandıkları yüklenirdi. Buradan
Bozüyük’e tırmanmak için tren ne zorlanırdı. Bilecik İstasyon Mahallesi’nden
sonra karayolu ile demiryolu ayrı güzergahlardan giderdi Bozüyük’e dek. Arada
bir yerde Karaköy diye bir istasyon vardı. Karaköy’den sonra yer
alan rampayı çıkması için trene arkadan iki makine bağlanırdı. Milim milim
çıkardı rampayı. Kaç tünelden kaç demir köprüden aşıp geçer giderdi tren
Eskişehir’e dek. Bozüyük’ten sonra dümdüz alanlarda Eskişehir’in
varoşlarına vardığımızda ne sevinirdik. Konutların arasından ilerleyip,
İzmit’in garına kıyasla görkemli Eskişehir Garı’na erişirdik. Garın
güney tarafında geniş bir alan vardı. Parklı, bahçeli bir yer. Buradan bir
biçimde Alacahöyük Sütlüce’ye giderdik.
-
- Otobüste hep Tatar
Türküleri çalındı. Gezginlerden Tatar Şivesini ve
Türkülerini bilenler aralarında eşlik ederek söylediler hep. Tabelaları
okuyorum. Toprak Tesisleri, Eskişehir Çimento Fabrikası, fabrikanın
gerilerinde yığılı toprak malzemeler. Atışkan Alçı, Ertuğrul Gazi Lisesi,
Ortasında havuzu bulunan tuğla rengindeki özel Yunusköy villalar, Batıkent-Tepebaşı.
-
-
Eskişehir
- Eskişehir’e
girmeden önce bir BP Benzin İstasyonu’nda ihtiyaç molası verildi.
Baksan Küçük Sanayi Sitesi’nin hemen kuzey tarafında. Bir iki görüntü
alıyorum. Mola uzayacağa benziyor. İstasyonda WC fazla değil. Marketten
alışveriş yapanlar var. Biz ne yaparız diye Ferit Toplu’ya soruyorum.
Yolda uygun bir yerde alışveriş yapma olanağı olur mu acaba!
-
- Eskişehir’in bu
taraflarında ve çevresinde çok katlı apartman blokları var. Eskişehir
göç alan bir kent olmuş ama gecekondulaşma yok gibi İzmit ve
İstanbul’la karşılaştırıldığında. Burada kent yapısına egemen olan ev
biçimi çocukluğumuzun Derince’sinde olanlar gibi hala. Dış avlulu
kerpiç evler. Evlerin sırtları sokaklara bakıyor. Evler bahçelerin gerisinde
yada sokaklara sırtları dönük. Çevre Yolu yada Ankara Yolu
Anadolu Üniversitesi’nin ana kapısın önünden geçip gidiyordu sanırım
diyorum. Evet öyle. Sütlüce semti de Ankara Yolu’nun daha doğu-güney
tarafında yer almalı diyorum.
-
- Çevre yolu,
Kütahya’yı yalayıp dışarıdan geçip gitmesi gibi Eskişehir kent
merkezine girmeden geçip gidiyor. Yolun kuzey ve güney taraflarına bakıyorum.
Sırasıyla Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Polisevi, Hava Kuvvetleri
Komutanlığı, Kanlıpınar Şehitliği, devasa Toprak Tesisleri, gerilerde DSİ
Barajı filan. Kent taşmış. Kent merkezine erişen ikinci bir bağlantı yolunu
geçiyoruz. Buradan marangozlar ve Galericiler Sitesi ve Hal’e giden yola
geliyoruz. Eskişehir düzlük bir alanda kurulu. Tepeler kentin güney
taraflarında. Bu tepelerde çok katlı apartmanlarla kaplanmış. Kent içinin
konumunu kafamda canlandırıyorum. Aşağı yukarı görüntü oturmuş durumda.
-
-
Kaymaz
- Sonuçta kent
gerilerimizde kalıyor. Platonun düzlüğünde ilerleyen yolda devam ediyor
otobüsümüz. Ben sürekli şekerleme yapıyorum. Uyandıkça da çevremi izliyorum.
Yolcular sürekli hareketli, neşeli ve Tatar Türküleri söylüyorlar. Bir de
sarsılmayla uyanınca bir yerleşim yerine girdiğimizi görüyorum. Kaymaz
beldesiymiş girdiğimiz yer. Alışveriş için. Yol üzerinde bir market var. Ben
de iniyorum. Bir şeyler alacağım.
-
- Marketin içi birden
hareketleniyor. Her şey var markette. Ben üç ekmek alıyorum. Ortalarından
kesiyorum bunları. Bir küçük teker Kaşar. Kaşarı da dilimliyorum. Dört adet
kutu Coca Cola. Bir kutu cappy Meyve Suyu. Bir şişe de 1,5 Lt. su. Birer paket
de Tuzlu Fıstık ve Tuzlu Leblebi. Ödememi yapıp otobüse biniyorum
[9]. Otobüs yine ana yola giriyor ve
yoluna devam ediyor. Kaymaz Eskişehir’den sonra 45 km kadar
Ankara tarafındaymış. Kırım Tatar Tepreş Şenlikleri ise Karakaya
Köyü alanında bir yerde yapılacakmış. Bilecik ve çevresindeki
görkemli dağlık ve kayalık alanlardan çok farklı buraları. Yükseklikleri pek
fazla olmayan tepelik olanların doruk sayılacak tepelerinde süs gibi duran
kayalık kısımlar var. Bir de aniden ortaya çıkan, topraktan sıkıştırılarak
fırlamış gibi duran kayalık çıkıntılar. Çok ilginç geliyor bu insana.
-
- Eskişehir Ovası
İzmit’in yüksek dağlarını kuzeyde aştığımızda eriştiğimiz yüksek plato
ovasına beziyor adeta. Farkı ise İzmit’in Taşköprü, Akçaova
ve Kandıra çevresi ovaları ormanlar, yeşillikler ve koyu yeşil
fundalıklarla bezelidir. Şırıl şırıl akan derler ve çaylar ve bir sürü
göletlerle canlanıp yeşerir her taraf. Buralarda ise ne bir yeşil ne bir akan
dere ve çay nede ormanlık alan var. Kaymaz’dan fazla ilerlemedik
Ankara’ya doğru. Yolun kuzey-doğu taraflarında bir kayalık alan belirdi. Çok
ilginçti. Uzun ve geniş bir kesim bu biçimi tanım dışı kayalık alanla
kaplıydı. Yıllar yıllar içinde rüzgar, soğuk ve güneş ışınları kayaların
uçlarını ve yüzeylerini yuvarlak biçime getirmiş olmalıydı. Bazı kaya
parçaları en tepelerde inanılmaz biçimler almıştı. Kayaların bu biçime
dönüşmesi kaç bin yıl almıştır bilemiyorum.
-
-
Karakaya Tepreç Şenlikleri
- Bir süre sonra
otobüsümüz yavaşladı. Bir yol ayrımı. Yolunucunda bir Jandarma Cipi duruyor.
Önünde ise iki Jandarma eri. Tabelada Karakaya Köyü, Tepreç
Şenlikleri yazıyor. Geldik diyorum. Yol doğuya doğru ilerliyor. Doğu
taraflarda birbirine yanaşık daha yüksek ama dorukları yuvarlak tepeler var.
Kayalıklar yolun kuzeyinde kalıyor. Kayalık alanın genel görüntüsü bir
baklavayı andırıyor. Kuzey güney doğrultusunda. İki ucu daha dar. Ortalarda
genişliyor ve yüksekliği arıyor. Alan kıraç. Sadece dikenler, uzaklardan ufak
insan biçimine benzeyen bitkiler ve ara ara yeşillik alanlar var. Gerisi
buğday ekili sonsuz tarlalar. Buğdayların boyları da bodur.
-
- Doğu taraflarda yer
alan tepelerle Kayalık alan arasında vadi biçiminde bir yer var.
Karakaya Köyü vadi ile tepelerin doğu yamaçlarında kurulmuş. Bir Kırım
Tatar Köyü. Tahıl tarımı ve koyun hayvancılığı ile geçiniyor olmalılar.
Meyvecilik ve başka tarımın izleri yok çevrede. Yerleşim için harika bir yer
diyorum. Ferit Toplu Kayalık Alan’ın Sit alanı olarak
korunduğunu söylüyor. Bu da iyi bir karar diyorum. İlerleyen yol ikiye
ayrılıyor. Birisi köyün içine doğru gidiyor. Bizim döndüğümüz yol ise tekrar
kuzeye kayalık alanın ortalarına doğru kıvrılıyor. Görüntü inanılmaz.
Kayalık alanın doğu taraflarında ağaçlık bir alan var. Kayalıklar
kademe kademe. Orta yerlerde bir yerlere afişler, Türk ve Kırım
Bayrakları asılmış. Her kaya dibinde ve tepesinde insan kümeleri var.
Kayalık alanın ilk genişleyen kesiminde otobüsler, binek araçlar ve kamyonlar
park etmiş. Ortalarda kımıl kımıl insan kümeleri. Devingen, hareketli ve cıvıl
cıvıl.
-
- Otobüsümüz bir yere
park ediyor. Aşağıya iniyoruz. Ferit Toplu akşam üzeri saat 18:00’de
burada olacağız diyor ilkin. Sonra saat 18:30’a çekiliyor. Toplanacağımız
saati Allah bilir. Bizi Gebze’den gelen guruba yakın bir yere
yerleştireceğini söyleyen birisi geliyor yanımıza. Hemen doğu tarafta terk
edilmiş köy okulu ve Öğretmen Lojman yapıları var ağaçları arasında.
Taşımalı Sistem yurdum köylerini bilimden ve öğretmenlerden uzaklaştırdı.
Çam ve Kavak ağaçları. Bazı Kavaklar dallı türden.
Polenleri salkım salkım olanlardan. Buna Kanada Kavağı mı ne
diyorlardı. Köy Camisi okulun hemen daha doğu güney köşesinde. Daha
sonra gelir dolaşırım diyorum. Bir iki resim çekerim. Köy Camisi ve
Köy Çeşmesi ne denli eski belgelerim diyorum içimden. Kısmet. Bakalım.
-
-
Şenlik Alanı
- Tepreç Şenlikleri
Akasya Ağaçları altında kutlanacak. Akasyalık alanla Kayalık
alan arasında bir yerde protokol kısmı ve etrafı çevrili eğlence alanı
oluşturulmuş. Ağaçların altı Hıdrellez kutlamalarına gelmiş insan
guruplarıyla dolu. Çoğunluk Tatar. Ama yüzlerden bir kısmının kırma
bazılarının da bizim gibi tarar olmadığı belli. Akasyalık alanın ilk girişinde
erkekler ve bayanlar için genel tuvaletler yapılmış. Ortada bir çeşme var.
Çevresi yığma taşlarla çevrili dikdörtgen bir yerin hemen kuzey tarafına yeme
içme yerleri ve satıcı tezgahları dizilmiş. Her şey var. Köfte.
Çibörek [Çiğ Börek], meyve tezgahında kiraz ve başka meyveler. Çay ve
soğuk içecekler. Giysi ve el eşyası satan yerler. Kayalık alan tarafında ise
dizi dizi tarım gereçleri; Traktörler, römorklar ve ekim ve hasat gereçleri..
-
- İnsanlar beğendikleri
yerlere kurulmuşlar. Kilimler, minderler, Werzalit oturaklar ve sandalyeler.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olmalı her tür destek ve düzenleme yardımında
bulunmuş. Alanda itfaiye aracı, ambulans var. Güvenliği yürüten Jandarma
erleri dolaşıyor ortalarda. Tatarlar kutlama ve cemiyetlerini Haremlik
Selamlık biçiminde yapmıyorlar. Yörükler gibi. Hiçbir aşırı
ses,gürültü, çılgınlık, bağrışma ve kavga sesi çıkmıyor. Arabalardan avazı
çıktığı kadar yükselen müzik sesi de yok. Ne güzel. Kutlamalar başlamış.
İran Büyükelçisi ve Eskişehir Büyük Şehir Belediye Başkanı Yılmaz
Büyükerşen de katılmış şenliklere. Protokolde yer alan başkalarının da
adları sıralanıyor. Benim için önemli değil kimlerin katıldığı.
-
- Biz Ali Osman
Aykan’ı malzemelerimizin yanında bırakıp insanların kımıl kımıl tırmandığı
Kayalıkların çıkabileceğimi yüksekliğine çıkacağız. İzmit Kırım Tarar
Derneği üyeleri belli bir yere yerleşti. Her bir gurup kendi aralarında
yeme içme işinin düzenlenmesi işine giriştiler. Erkeler koyu bir muhabbete
daldılar. Ablamla başlıyoruz kayalığa tırmanmaya. Kayalı zemin yanlamasına
dilimler biçiminde oluşmuş gibi. Yüzeyleri yuvarlak. Üzerleri kaygan olmayan
yeşil-gri yosun kütleleriyle kaplanmış. Kayaların en doruklarına dek tırmanmış
gençler var. Gölgelik yerlere yerleşmiş guruplar. Aşağılarını izliyorlar. Ara
sıra konuşmaları alkışlayıp bağırıyorlar. Sesler kayalara vurup geri dönüyor.
İlginç yankıları oluşuyordu.
-
-
Karakayalar
- Yuvarlak kaya
kütleleri arasında yer alan geçiş yerlerinden dikkatle tırmanmaya başladık.
Duraklamalarda aşağılarının görüntülerini aldık. Baklava biçiminde görünen
kayalık alanın ortalarından sonra daha kuzeyde ikinci bir baklava biçimi
oluşmuştu. Bu uzantının ucu güney tarafa doğru uzanıyor, köy doğru olan
yerlerde belli bir yükseltiye erişiyordu. Dorukların uçlarında duran kaya
parçalarının biçimleri çok ilginçleşiyordu. Ürgüp’te oluşmuş Peri
Bacaları’nı andıran biçimler oluşmuştu. Durması olanaksız denilen kaya
kütleleri diplerinde incecik bağlantılarla ayakta duruyordu. Doğa Harikasıydı
alan. Tırmandıkça aralarda çeşitli çiçeklerin renk renk açtığını, harika
kokularından Kekiklerin pembe çiçeklerini görüyorduk.
-
- Dikenli bodur ama bol
yapraklı ağaçları ilkin Yabani Badem ağaçlarına benzetmiştim.
Ama Yabani Kayısı ağaçlarıymış rastladıklarımız. Bir de dikenli başka
tür bir ağaç kütlesi vardı yer yer. Kayalıkların aralarında kalan toprak zemin
sürüyle çöp ama özellikle kırık bira şişe parçalarıyla doluydu. Şenliklerde
buralara tırmanan insanlar getirdiklerini düşüncesizce etrafa atıyorlardı.
Sıcak havalarda cam parçalarının yangınlara yol açmasının yanında çöplerin
doğada eriyip yok olmaları da olanaksızdı. Çevreyi kirletenlerin çoğu gençti.
Gençlerin beğenip hoşlandıkları bu harika alanı düşüncesizce kirletmeleri
anlayamadım.
-
- Kayalık alanın
ortalarında en dorukların dibine eriştiğimizde bu kadar yeter dedim ablama
Heyecan Kiraz’a. Ablam bayılmıştı. Karakayalar Köyü, daha gerilerde
yuvarlak tepeler ve ekin ekili sonsuz tarlalar kuşbakışı göz önündeydi. Ablamı
daha güvenli yerden geri gönderip ben bir üst kademede yer alan dar geçitten
ilerledim. Burası dikenli ağaçlar ve yabanı kayısı ağaçlarıyla kapalıydı. Daha
aşağılarda iki kaya arasında kalan bir geçit vardı. Sırasıyla geçti inenler ve
çıkanlar. Burasını aştım. Daha aşağıda ileriye doğru çıkıntı yapmış üç
bölümlük kaya kütleleri üzerinden görüntüler aldım. Artık iniş rahatlamıştı.
Son bir dar geçit kısmı kalmıştı geriye.
-
-
Ayağımı Burkuyorum
- Buraya doğru
ilerledim. Aşağıdan genç kızlar ve erkekler geliyordu. Onlara öncelik verdim.
Arkamda bekleyen başka gençler vardı. Sıra bana gelince sol ayağımın ucunu
yuvarlak kayanın ucuna koydum. Bu sırada aşağıdan bir genç atılıverdi yukarıya
doğru. Ben sağ ayağımı atmada tereddüt edince sendeledim. Ama ayağımın ucuna
da ağırlığımı vermiştim diğer yandan. Birden sol ayak bileğimin dönüverdiğini
ve acı bir sızlanmanın bileğini kavradığını anladım. Ayağım kötü burkulmuştu.
Oraya yığılıverdim. Arkadan gelen gençlerden birisi ilgilendi. Pek fazla
zayiat yok gibiydi. Ayağa kalktım. Ama bilek çevresine aniden kan
toplandığını duyumsuyordum. Tekrar yere çömeldim. Bir süre bekledim. Yapacak
bir şey yoktu. Ayağından vurulmuş birisi gibi sağ ayağıma yaslanıp sol
ayağımın ucunda sekerek aşağıya indim.
-
- Öğleden sonrası
berbat olmuştu benim için. Yerimize gidip uzanacaktım toprağın üzerine.
Ambulansa gidip burkulan ayağıma ne yapabileceklerini sordum genç doktor ve
hastabakıcısına. Bir şey yapamazlarmış. Kayıtsızca bakıyordu doktor bana. Bak
başının derdine diyordu gözleri. Acil Müdahale amacıyla getirilmiş ambulansta
müdahale edecek ne bir sprey, ne bir buz kalıbı vardı anlaşılan. O zaman ne
gibi olaylara müdahale etmek amacıyla getirilmişti ambulans ve içindeki
görevliler!
-
- Ablam Heyecan
Kiraz’dan rica ettim. Satış kısmında içecek satan bir yerden bir miktar
buz rica etsen dedim. Yanına bir torba al öyle git. Ben uzandım toprağın
üzerine. Altıma montumu koydum. Yastık olarak da Ali Osman Aykan’ın
yeleğini katladım. Bir süre sonra torbada buzla döndü ablam. Ayakkabımı ve
çorabımı çıkartıp buz torbasını işen bilek ve parmak çevresine koydum. İlkin
yaktı buz şişen kısımları. Daha sonra ise sızlama yavaşlamaya başladı.
İnsanlar eğleniyor bense şişen ayağımla boylu boyunca yatıyordum ağaçların
altında.
-
- Yaslandığımız iki
akasya ağacına bir baba oğul getirdikleri hamakları sergiliyorlardı. İlkin
yavaş giden hamaklara olan istek saatler ilerledikçe artmıştı. Geldiklerinde
50 adet olan üründen neredeyse 45 tanesini satmışlardı. Her satış sonrası
seviniyordu ablamla muhabbete dalan genç çocuk. Belçika’dan geldiğini söyleyen
bir adam da bizim oralarda bunlardan Arjantinliler satıyor. Öğünüyorlardı
yaptıklarıyla. Ben de alıp götüreceğim ve bakın bu da benim ülkemin
insanlarının el emeği diyeceğim diyordu satıcıya. Ben uzandıktan sonra
kayınpedere bize köfte almasını rica ettim. Gitti. Alıp geldi bir süre sonra.
Ekmek içlerine yerleştirdik köfteleri. İçeceklerle karnımızı doyurduk.
Karnımız doyunca Ali Osman Aykan şimdi sıra bende dedi. Fotoğraf
makinesini yüklenip gitti Kayalıklar’a tırmanmaya. Ben uzanıp yattım
saatlerce. Ablam çevresindeki Derinceli Tatarlarla muhabbete daldı.
-
- Saatler ilerledi. Ben
hala yerde boylu boyunca. Ayağımda şişlik parmaklarıma doğru ilerledi. Parmak
uçlarına basarak biraz dolaşıp gezinmek istedim ama olmadı. Geri dönüp yine
yattım toprağın üzerine. Hava sıcak. Nem ise yok. Akasya gölgeleri yeterli
serinliği sağlıyor. Terleme yok. Bedenlerimiz rahat. Bir de ayağımdaki sızlama
olmasa. Akşama doğru gelenlerin sayısı arttı adeta. Alanda ortalama 4-5 bin
kişi varmış. Mavi gözlü sarı saçlı Tatarlara rastlamak ilginç.
Evliliklerin karışmasından olmalı. Aralarda Eskişehir çevresine özgü
insan yüzleri var Yörük ve Manav yüzleri bunlar. Biliyorum.
Eskişehir ve Bilecik çevresinin kendine özgü bir şivesi vardır.
Eskişehir Şivesi daha çok hoşuma gider. Konuşmalarda bu egemen. Ortalık
cıvıl cıvıl. Hiçbir olay, kargaşa ve kavga yaşanmadı. Alkol tüketilmesine
rağmen.
-
-
Karakayalar Köyü İncelemesi
- Akşam saat 18:00’e
yaklaşırken saatler biz kalkalım dedim bizimkilere. Ben Topal Karga ancak
gideriz otobüsün bulunduğu alana seke seke. Bir de gidebilirsem köy alanına
ineriz. Köy Camisi varsa Köy Çeşmesi’ni inceleriz. Uzaktan
caminin kırmızı tuğladan örme minaresi oldukça eskiye benziyordu. Otobüse zor
ulaştım. Ayağım kötü sızlamaya başladı. Kendimi otobüsün içine attım. İçerisi
alev alev durmak olanaksız. Duramadım dışarı çıktım. Ablama Heyecan Kiraz
ile Ali Osman Aykan ek görüntüler almak için dışarı çıkmışlardı.
Dışarı çıkınca topallayarak terk edilmiş köy okulunun yanından köy alanına
doğru ilerledim. Ardım sıra diğerleri de geliyorlardı. Köyün ortasından geçen
toprak yola doğru bir koyun sürü geliyordu. Çobanın yanında boyunlarında
dikenli tasmalar olan iri çoban köpekleri vardı. İri köpeklerden birisi
önümüzdeki Köy Çeşmesi’nin su yalağına doğru seğirtip su içmeye
başladı. Biz olduğumuz yerde kalakaldık.
-
- Çoban gelip köpeği
uzaklaştırdı. Çeşmesinin üstünde bir yazıt vardı. Osmanlıca. Yazının
tarih kısmı silikti. Beyaz mermere yazılmış bir yazıt. Köyün eski zamanlarda
kurulduğuna işaretti. Çeşmenin önündeki yalak güneye doğru uzanıp gidiyordu.
Bu uzunluk koyunların toplu biçimde su içmelerine olanak sağlamak için
yapılıyordu. Ancak çeşmenin hemen dibindeki mermer yalak bir Roma Mezar
Sandukası’ydı. Sandukanın ön sağ köşesinde bir figür vardı. Bir rölyef.
Rölyefin sadece ucu görünüyordu. Resmini çektim. Köy camisi dik dörtgen yapıda
bir camiydi. Koyu yeşil renge boyanmış. Bahçesinde ise polen salkımlı Kavak
ağaçları vardı. Bahçenin her köşesi Kavak polenlerine bürünmüştü.
-
-
Geri Dönüş & Çiğ Börek Evi
- Otobüse dönüş saat
18:30 sularında ancak gerçekleşti. Kalkışımız ise saat 19:00’u bulacaktı.
Zevkli bir Tatar Hıdrellez Şenliği Tepreş’nden geri dönüşe
başlamıştık. Ben köyün bulunduğu alandan, Karakayalar denilen
Kayalıklar’dan ve hava koşullarından memnundum. Hava 27°’lere erişen
ısıdaydı ama hiç terleme olmuyordu. Nem yoktu adeta. Otobüsün penceresinden
düzlükleri ve sonsuz biçimde uzanan tarlaları izlemeye başladım. Ara sıra
gözüme gökte daireler çizere uçak Doğan ve Atmacalar, Tarla
Kuşları ve başlarının önünde beyaz benek bulunan tektük Kargalar
takılıyordu.
-
- Eskişehir’in
dışına eriştikten sonra bir otelin kenarında yola yakın bir yerde Çiğ Börek
Tesisi’nde mola verdik. Isı 17°’ye düşmüştü. Üstümüze mont almazsak esen
rüzgar insanı ürpertiyordu. Burası Eskişehir’di. Geceleri serin
oluyordu. Uzunlamasına bir bahçeye çevreleri plastik kaplı bungalovlar
dizilmişti. Dizildik bunların içine. Siparişler alındı. Birerli ikişerli yada
üçerli Çiğ Börekler söylendi. Kısa sürede servisler yapıldı. Çaylar da
iyiydi. Bayat ve beklemiş çay değildi. Ödemelerimizi yapıp ayrıldık
tesislerden [10].
-
- Vezirhan,
Bayırköy ve Osmaneli. Osmaneli’ne eriştiğimizde hava iyice
kararmıştı. Osmaneli’ne tırmanan son yokuşta trafik durdu bir süre.
Yola bir sıvı sızmıştı. Onun üzerine toprak atıyordu birileri. Yolda oluşan
kayganlaşma engellenmek için. Son molamızı Pamukova’yı geçtikten yine
Alifuatpaşa’ya yakın Turgutlu’yu geçtikten sonra dizi dizi bir
sürü Dinlenme Tesisleri’nin yer aldığı alanda İlhan Tan Tesisleri’nde
verecektik. Pamukova ile Alifuatpaşa arasında bir sürü kamyon ve
otobüs dinlenme tesisleri yer alır. Bunlara ek olarak da bir sürü benzin
istasyonu vardır. Benzer durum Doğançay ile Yukarı Kirazca’ya
dek alanda davardır. Geceleri bu çevre ışıl ışıldır.
-
- İzmit’e
Kandıra Sapağı’ndan giriş yapıldı. Yahya Kaptan’da oturtanlar
mahallenin içine girilerek evlerinin önünden bırakıldı. Şirintepe’de
oturanlar için de Kuruçeşme’den Şirintepe Yolu’na girildi.
Burada inenler indi. Biz ise İsmetpaşa Stadyumu’nun idman sahası önünde indik
otobüsten. Sabahın körü 06:25’de başlayan Eskişehir Tepreç Gezisi
ertesigünün00:45’de sona ermişti. Arabamızı sabah burada bırakmıştık. Saat
00:45 olmuştu. Kapıdan içeri girdiğimizde ise saat 01:00’di. Ayaklarımı soğuk
su altına tuttum. Şişmiş sol ayağımı biraz olsun rahatlamıştı. Aybüke Beren’in
ayağı incinip kan topladığında Dolgit adlı bir merhem sürmüştük ayağına. Bu
merhemden sürdüm ayağıma ve yattım. Ablam Heyecan Kiraz bizde kalmıştı.
Evine yarın sabah Hanife ile birlikte çıkar gidersin demiştim.
-
- Açıklamalar & Dipnotlar
- [1].
Tepreç: Eskiden Kırım Türkleri’nde Hıdrellez'den sonra gelen ilk Cuma
günü "Tepreç" günü olarak kararlaştırılmıştı. Hıdrellez Cuma gününe rastlarsa,
bu pek iyi bir alâmet addedilirdi. "Kıdırlez Cuması" dahi derlerdi bu güne. "Tepreç"
kelimesinin canlanmak, hareketlenmek manasına gelen depreşmek (tepreşmek)
fiilinden türediği düşünülmektedir. Ayrıca bir başka fikre göre Arapça’da,
kırlara çıkarak gezinti yapmak, ferahlamak anlamına gelen "teferrüc" sözü
Kırım Türkleri şivesine "tepreç" şeklinde girmiş ve yerleşmiş olacak ki, bu da
aynı manayı ifade eder. Günümüzde Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği
şubelerinin organizasyonu ile Haziran ayı içinde Türkiye'nin pek çok yerinde
binlerce vatandaşımızın katıldığı Tepreç Şenlikleri düzenlenmektedir. Senenin
en güzel günlerinden birinde yeşillikler ve türlü renkte hoş kokulu çiçekler
arasında dönüp dolaşmak, gezinmek elbette neşelendirir insanı... Yeşil çimen
üstünde temiz ilkbahar havasını, kır havasını doya doya teneffüs etmek elbette
ferahlandırır yürekleri... Yeşillenmiş ve çiçek açmış ağaçların gölgesinde
uzanarak, kuşların güzel sesini, tatlı cıvıltılarını dinlemek elbette coşturur
gönülleri... İşte, tepreç budur... Neşe günüdür, ferahlanma, sevinme günüdür.
[Kırım-List-Group]
- [2].
Derince: İzmit’in 8 km kadar doğusunda yer alır. Yeni ilçe olmuştur.
Adını demiryolu ve limanla ön yüze çıkarmıştır. İlk yerleşikleri işçi
göçmenlerinden sonra Romanya’dan gelen 1936 Kırım Tatarları, Türkmenler ve
Romanya Göçmenleri ve ardından Yunanistan ve Bulgaristan gelen göçmenler
oluşturmuştur.
- [3].
Eskişehir Kırım Derneği:
Mamure Mah. Yüceler Sk. No: 41, Tel: 222-220 20 90, Fax: 222-221 26 01,
Eskişehir.
- [4].
Kaymas:
Eskişehir’den
Ankara’ya gidişide 45. km’de. İzmit’te de vaktiyle iki Kaymaz [Kaymas,
Kaimas]] yer alırmış. Şimdilerde Kaymaz diye bilinen ve yörede Araman
diye tanınan köy Sakarya’ya aittir. İzmit’e bağlı olanın adı
Kocakaymaz’dır.
- [5].
Derince Kırım Derneği
Üyeleri’nden Eskişehir Tepreç’e katılanlar. Abecesel dizinle;
- [6].
Metin Dinlenme Tesisleri:
Cemil Canbulat. Tel: 0264-517 54 80, Geyve-Adapazarı. 12.06.05, Saat: 08:08,
Fiş No: 11, YTL 4,50.
- [7].
Bozüyük:
İsmin özgün biçimi
Boz Höyük’tür. Zamanla yuvarlanmış son biçimini almıştır. Bilecik,
Eskişehir ve çevresinde anlamlı yada anlamsız tepelere Höyük
denir genelde.
- [8].
Rakım: Bir
yerin deniz düzeyinden olan yüksekliği.
- [9].
Altınçay Gıda;
Aysel Yakışkan. Cumhuriyet Meydanı, No: 1, Tel: 222-721 20 17,
Kaymaz-Eskişehir. 12.06.05, Saat: 11:17, Fiş No: 7, YTL 13,40.
- [10].
Eskişehir Çiğ Börek Evi:
Tetik İnş. San. Tic. Ltd. Şti. Bursa Yolu Karayolları Karşısı, Eskişehir.
12.06.05, Saat: 19:09, Fiş No: 32, YTL 9.
- [10].
Eskişehir
Karakayalar Köyü Tepreç Şenlikleri’ne ait özgün resimler tarafımdan
çekilmiştir. Sadece tanıtım ve bilgi paylamışımı amacıyla istendiği takdirde
tarafımdan isteyen kişilere aktarılabilir.
- (J).
Hata ve yanlışlıklar müstesna.
-
- Erkan Kiraz,
13.06.2005 Pazartesi, Şirintepe-İzmit,
erkankiraz@yahoo.com,
-
- den başlayıp
ardışık alarak devam edip
- ‘e kadar
-
http://www.mydalyan.com/erkankiraz
- site:
Jean-Patrick Charrey,
contributions & translation into Turkish by
Erkan
Kiraz
-
- ©
Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
- Bu
yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada
dağıtılabilir.
- ©
Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
- This
study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its
Author.