
Bu yazı çeşitli medya ortamları, ulusal ve yerel görsel ve yazılı basın için hazırlanmıştır. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir. Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com
Bu sabah ta Hanife, Bengisu ile erkenden kalmıştı.ben yatakta uyuklamaktaydım. Bengisu’nun huysuzluğu yine üzerindeydi. Annesiyle tartışıyor ve asla dinlemiyordu. Bir sürü ağza alınmayacak laf söylüyordu.Annesiyse sabırla ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gerildim. Kızgınlığıma yenildim. Kalktım. Mutfağa gittim. Bengisu’ya elimin tersiyle vurdum. Hanife’yi tersledim. İtip kaktım. Onunla böyle konuşma seni dinlemiyor dedim. Denetimden çıkmıştım. Çocuklarıma hep söylüyorum. Anne babanızı dinleyin. Onlara kulak verin diye. Ama tersi oluyor. Özellikle annelerini hiç sayıp dinlemiyorlar. O da sabırla onlara bir şeyler anlatıp öğretmeye uğraşıyor.
Bengisu kursuna otobüsle gitti. Hanife kalkıp kızların odasına gitti. Ben de yatağa döndüm. Nafile. Uyumak zor. Kızğınlığımdan dolayı üzüntülüyüm ama hala da ısım üzerimde. Hanife surat yapıyor haklı olarak. Kalktım. Giyindim. İlaç çantasıyla sayısal fotoğraf makinesini aldım. Cep telefonumu da tabii. Evden uzaklaşmam lazımdı. Aylardır Kentsa eviyle meşgul olmuştum.hafta sonları hiç çıkıp dolaşamamıştım. Bir yerlere gideyim dedim. İzmit Körfezi’nin güneyine. Eylül ayı renk döngüsü ayıdır diye düşünüyordum. Yer belirgin değil. Rast gele bir plan.
Yeşillik, oksijeni bol, dağlık tepelik yerler. Kentin betonundan ve güvenin kaybolduğu kalabalıktan ırakta bir yerler diye düşünüyordum.
Karnım aç. İki sigara içmişim. Kar-çit yanındaki büfeden bir sigara ve iki gazete alıp eve döndüm. Gazeteleri eve bıraktım (1). İzmit kentiçine girdim. Alemdar Caddesi üzerine arabayı park edip Belediye Plaza altındaki Sarıyer Börekçisi’nin merkezinde karnımı doyurdum (2). Çocuk Parkı’na çıktım. Akça Camii’nin önünden dönüp Yürüyüş Yolu’nun güney tarafına indim. Leyla Atakan Caddesi’nden D-100’e çıktım.Buradan Sefa Sirmen Bulvarı’na döndüm. Bu kesimde, KOÜ Veziroğlu Kampüsü’nden itibaren sabah erken saatlerde trafik polisleri radara yatıyorlardı. Hızım 80’i aşmıyordu.
D-100 ile Sefa Sirmen Bulvarı bağlantısında çalışma vardı. Gidişte yol açıktı ama dönüşte kapalıydı. Bu saatlerde trafik sakindi. Yolun sağından yavaş ilerliyordum. Gölcük’e değin yol ikileme çalışmaları bitirilmişti. İkileme çalışmaları Seymen’den başlatılmıştı. Bu yolda ne su akak sitemi, ne yolun güneyine bağlantı kavşakları ne de üst geçitler planlanmıştı. Hepsi sonradan uydur kaydır yapılacaktı. Arabada benzin azalmıştı. Hep benzin aldığım Opet’e yanaştım. Depoyu 95 oktan kurşunsuz benzinle doldurttum (3). Arabayı ücretsiz yıkatabilecektim. Yanaştırdım yıkama yerine. Üstten yıkadı görevli. Bahşişini verince beş dakika daha bekle arabaya sabun vurayım dedi genç adam (!) (4). Gerek var mı diye sorunca var dedi. Arabayı durdurdum. Aşağıya indim. Arabayı bir güzel yıkadı. Arabaya binerken bir bahşiş daha verdim. Verdin.gerek yok dedi. Olsun hak ettin dedim ben de (5).
Yolda aklıma deprem sonrası dahi çok söz edilen Kavaklı’ya hiç gitmediğim geldi. Anıların sadece gençlik günlerime aitti. O zamanlar Kavaklı çok küçük bir yerdi. İğreti bir iskelesi vardı. Aşağı İhsaniye yoluna saptım. Buraları ise hiç bilmiyordum. Denize doğru bulvar gibi cadde oluşmuş. Ara yollarla ilerledim ve kendimi Ford Otomotiv Fabrikası’nın deniz tarafındaki kapısının önünde buldum. Batı tarafındaki geniş ve bataklık alanda çalışmalar vardı. Geri döndüm. Dörtyoldan doğuya dönünce bu yolun da beni fabrikanın kapısına götürdüğünü anladım. Giderken elma bahçeleri içinde terk edilmiş ve bakımsızlıktan yıkılmak üzere olan bir yapı gördüm. Alman tarzında yapılmış taştan bir yapı. Buranın Seka’ya (6) ait olan Fidanlık (7) alanı olduğunu Fidanlık İlköğretim Okulu’nun tabelasını okuyunca anladım.
Kavaklı’nın ana caddesinden sahile indim. Meğer gelmediğim yıllarda ne değişmişti Kavaklı. Sahilin doğu tarafına dek genişlemiş. Bir zamanlar bataklık olan alanlar 7-8 katlı apartmanlarla dolmuş. Ama deniz tarafında, sahilde beton mendireklere dek geniş bir alan boştu. Bu kesimde çok apartman yıkılmış ve çökmüştü. Depremin izleri var ama o denli belli değil artık. İhsaniye Deresi lağım kusuyor. Mendirek benzeri yerin batı ucunda bir dozer inşaat artıklarıyla denizi doldurmaktaydı. Demek hiçbir şeyden ders alınmamıştı. Bu uçtan Petrol Ofisi, Derince Makasbaşı ve Derince Limanı, Derince Makine Sınıf Okulu, Derince sahilleri, Tütünçiftlik sahilleri ve Tüpraş inanılmaz temiz ve berrak görünmekteydi. Resimler çektim. İnceledim. Lağım kokuları duydum. Denizin içinden üç sıra halinde kanalizasyon geçirmişlerdi.
Arabaya binip asıl Kavaklı sahiline gittim. Yaşam eski biçimine dönmüş gibiydi. Sıra sıra çay bahçeleri. Ama içleri boş. Üç beş kişi ya var ya yok. Batı tarafta Donanma Komutanlığı’na bağlı, limanda yanaşık bekleyen savaş gemileri. Tersaneye doğru resim çekmemeye özen gösteriyorum. Yıkım izleri boşa arsalardan belli. Oturup bir bardak çay içtim (8). Arabamı Gölcük Orman İşletme Müdürlüğü ile Barbaros Hayrettin Lisesi önünde park etmiştim. Askeri Lojmanları’nın önünden Donanma Komutanlığı önüne ulaştım. Batı Kapısı’ndan dönüp D-130’a çıktım. Şimdi Değirmedere’ye (9) uğrayacaktım.
Değimendere’de de yaşam eski canlılığını asla yakalayamayacak. Korkular kolay silinmeyecek. Ama yerleşikler konutlarında. Yaşam sürüyor. Asla eski ilgi olmayacak. Pazar günü böyle mi olurdu buralar! Yüzbaşılar Sahili’ne (10) gidiyorum. Burada da denizle konutlar arasında geniş bir alan hala boş. Birkaç tane de boş apartman. Terk edilmiş. Yıkılmamışlar da. Sahilde küçük bir Boğaz Köprüsü örneği var. Askeri bölge kıyısına yakın yerde balık tutanlar var. Her bir kyı bir sürü lağım aktaran borular ve kanallarla dolu. Deniz tuz ve yosun kokacağına lağım kokuyor. Lüks konutlar ama arıtma sistemleri yok.
Değirmendere vapur iskelesi yerinde deniz ve kum var. Çınarlık Parkı’da “Beton Park” olmuş. Ortaya, dere kıyısına abuk bir yapı kondurmuşlar. Çevresine de beş basamaklı bir oto park. Yeşilliğe ve ağaçlara gereksinim varken deprem dersine rağmen betondan gerekli dersi almamışız. Yeni bir iskele yapılmış. Bir tekne yanaşık. Muammer Kaptan yazıyor üzerinde. Bir de İzmit Büyükşehir Belediyesi. İskelenin batı tarafında yan yana dört beş çay bahçesi var. Hemen diplerinden lağım akan borular denize boşalıyor. Ortalık koku dolu ama insanlar masalarda Pazar keyfi yapıyorlar (!). çay içiyorlar. Gazete okuyorlar. İlerleyip batı taraftaki kesime geçiyorum. Sonra ara sokaklara birkaç eski yapının görüntüsünü alıyorum. Geriye dönüyorum. Arabayı bıraktığım yerden almam gerek. Sıra şimdi Halıdere’de.
Nerede şimdi o eski Halıdere. Efsunlu, gizemli ve çekici halıdere. Tam bir beton yığını. Halıdere’ye en doğu ucundan giriyorum. Burada bir Halk Plajı vardı. Tütün depoları ve eski yapılar. Ağaçlı bir sahil. Şimdi hiçbir şey yok. Sadece Halıdere İlköğretim Okulu. Sahilde kazık çakan bir Şahmerden var. Kıyıda da paslı çelik kazık borlar. İskele yapılıyor. Sahil yolunda Pazar Pazarı kurulmuş. Pazar içinden geçiyorum. Halıdere merkeze gideceğim. Burası da toparlanamamış.Ama depremden önce de burasının tüm güzelliğini sıra sıra apartmanlarla almışlardı.O denli ki sahilde yer kalmamıştı.Yol deniz doldurularak yapılmıştı burada da. Depremin ardından apartmanların çoğun denizin içinde kalmıştı.Yine deniz doldurulmuş. Yol ve sahil şeridi yapılmış. Bir aparman hala neredeyse denizin içinde. Yıkılmamış.
Geri dönüşte ara sokaklardan eski yalıları arıyorum.Bir kaça tane kalmış. Terk edilmiş. Bakımsız ama görkemli. Bahçeli olanlardan.bahçesinde tür tür ağaç ve süs bitkileri dolu olanlardan. Resimleri çekiyorum. Pazardan geçerken Halıdere kestanesi, inciri, taze fasulyesinden birer kilo alıyorum (11).
Halıdere’den sonra Konca (12) geliyor. Burası deniz birliğine bağlı. Ünlü olması tarihi geçmişinde. Çok eski bir yer. Askeri bölgede kalması yeşilliğini korumasını sağlamış. Kentleşme alanları içinde tüm yeşil alanlar ya kamu firması alanı yada askeri bölge. Biz siviller yaşanası yerleri oluşturuyor ve koruyoruz. Çok iyi yerleşim planı yapıyoruz. Konca 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin ardından bir çok siyasi, gazete köşe yazarı, sağcısı solcusu, milliyetçisi, TKP’lisi ve sosyalistlerinin yattığı, gözetim altında kaldığı bir hapishane adı olarak belleklere kazınmış durumda. Tarihi adı Defne. Buradan tırmanıp çıkan ve kıvrılarak ilerleyen yol ağaçlardan bir tünelden geçer gibi geçiyor. Bu alanda durma ve yavaşlama yasak. Bölge sonunda Ulaşlı (13) başlıyor.
Niyetim Yukarı Ulaşlı’da yer alan toprak kayması gölünü gezmek. Daha önce Yavuz Ulugün (14) Muhittin Bakan ve ablam Heyecan Kiraz ile Karamürsel Tepeköy’den (15) gittiğimiz Tepeköy ‘ün güney sırtları ve Sünni Baba Türbesi Mesire Alanı gezimiz vardı. O zaman geri dönüşü Yukarı Ulaşlı yoluyla yapmıştık. Ağaçlıklar ve bağ bahçeler arasında kalan bu küçük gölü ziyaret edememiştik. Yol üzerinde araba bırakacak yer yoktu. Başka bir fırsatta demiştim. İşte o zaman geldi. Şimdi çevre sakin. Sadece zevk sahipleri benzer alanları dolaşıyor. D-130’dan giriş sokağını bulamayınca bir köylüden yardım istiyorum. Bu sokak da sizi götürür diyor. Yardım almadan önce girdiğim sokak beni Ulaşlı Belediyesi’nin güney sokaklarına atmıştı.
D-130’den yaklaşık beş dakikalık bir yerde göl. Apaçık belli ki göl büyük bir heyelan sonucu oluşmuş. Tıpkı Tavşansuyu sırtlarında kalan Sülüklü Göl gibi. Ama o denli büyük değil. Yoldan göl görünmüyor. Ahşap köprüden geçip göl kıyısı restorana girdim. Gölün batı tarafına küçük barakalar yapılmış. Birisinde bir gurup asker mangal yapmaktaydı. Girişin önünde park halinde dört beş araç vardı. Bazı aileler pikniğe gelmişler. Resim çekerek gölün kıyısından ilerledim. Gölün kenarında yüzmekte olan kazlar, ördekler ve Tokat Ördekleri özgün sesleriyle ortama ahenk katıyorlardı. Göl kenarında uçmakta olan renkli kuşlar vardı. Merakımı çekmişlerdi.
Resim çekip geri döndüm. Bir masa gurubunda oturmuş muhabbet edenlerin yanına sokuldum. Selam verdim. Birisi konuk diğeri ise gölün bulunduğu arazinin ve restoranın sahibiymiş (16). Şans işte. Göle ait her tür bilgiyi aldım. Bir heyelan sonucu vadi 1985 yılında yukarıdan aşağıya doğru kaymaya başlamış. Sonra kademe oluşturan vadide durmuş. Akmakta olan derenin önünü tıkamış. Göl oluşmaya başlamış. Restoranda mangal servisi, masa tahsisi ve gerekirse tabak takımı hizmeti de veriliyormuş (17). Her şeyin restorandan alınması durumunda kişi başı maliyet ortalama 10 milyon TL filan tutarmış. İki kardeş işletiyormuş mekanı. Diğer kardeşle de tanıştım. Yanlarında yakınları olan genç bir doktor da vardı (18).
Saklıgöl’den ayrılıp Yukarı Ulaşlı’ya (19) doğru yola çıktım. Yol kısım kısım bozuktu. Ağaçlıklar arasından ilerliyor, döne dolaşa çıkıyordu. Bir yerde durup vadinin görüntülerini alıp, heyelanın izlerini gözlemledim. Daha yukarılarda yol iyice bozulmuş. Arabayı bu yola vurmak akıl işi değil aslında. Yukarı Ulaşlı’da mezarlık kıyısı küçük bir cami vardı. Caminin hemen alt tarafında yapım halinde bir iki konut vardı. Daha aşağılarda ise birbirlerinden uzak bazı yapılar. Önlerinde araçlar. Cami önünde 85 yaşında olduğunu söyleyen bir Laz Amca. Muhabbet ettik. Kardeşi Osmaniye Köyü’ndeymiş.
Sünni Dede Mesire Alanı’na ulaştım. Buradan yardımsız Osmaniye Köyü yolunu bulacaktım. Alanda bir sürü piknikçi keyiflerine bakıyordu. Yol sorduğum kişilerde çevreyi bilmiyorlardı. Kavşak tam bir sarmaldı ve yolların nereye gittiğini belirten levhalardan da eser yoktu. Daha önce Tepeköy tarafından geldiğimiz yola girmedim. Hemen onun kuzeyinde yer alan yol Ereğli’ye gidiyordur dedim. Geriye iki yol kalmıştı. Birisi daha düzgündü. Düz ilerleyen yolda ısrar ettim. Yol dağlara tırmandı. Sola döndü. Kıvrılarak ilerliyordu doğuya doğru. Yolun eğimi artmaya başladı. Sonunda vadinin kuzey tarafında bir minare ve caminin çevresinde bir birinden uzak bir kaç konuttan oluşan Osmaniye Köyü göründü. Camin bahçesinde oturan yaşılar bana pek ilgi göstermediler. Aralarında Mohti Lazca yada Mohti Gürcüce konuşuyorlardı. Osmaniye, Akpınar, Safiye ve Serindere köyleri 1878 Kırım Savaşı (93 Harbi) göçmen köyleriydi.
Geri dönüp Tepeköy tarafından gelen yola girdim. Bu yol beni bir yerlere götürecekti ama nereye! Yukarılara doğru tırmanan yol dağlar arasında bir platonun kıyısından geçip ilerledi. Karşıma çıkan iki yoldan sola döneni saptım. Çok ileride başka bir sapakla karşılaştım. Üç yol ağzında Safiye, Akpınar ve Serindere adları yazılıydı. Devam ettim. Başka bir ayrım vardı. Ben sağ yolu aldım. Sol yol Akpınar Köyü’ne gidiyordu. Köyler bir birlerinden çok uzakta. Yolda durup uzaktan Akpınar Köyü’nün resimlerini aldım. Devam edince kendimi Safiye Köyü’nün meydanında buldum. On hane var yada yok. Arabamı köy derneği önünde bırakıp resim çekiyorum. Bir köylüden bilgi alıyorum. Tarihi bir yapıya benzeyen taştan bir konut var. Diğer konutlardan oldukça afrklı. Güneydeki vadiye doğru inen yol çevresinde kümelenmiş konutlar. Hazır para yediklerini söylüyordu köylü!. Bir şey ekip biçmiyor ve hayvanda beslemiyorlarmış? Serindere Köyü güneye inen yolun devamındaymış. Bu yol beni Karamürsel-Akçat yolu üzerindeki Başdeğirmen Konaklama Tesisleri’ne (20) götürecekmiş.
Yokuş aşağıya inmeye başladım. Yol üzerinde sadece bir tavuk çiftliği gördüm. Ne insan ne de hayvan. Sadece kuşlar var canlı olarak. Yol ilerliyor. Vadinin dibine doğru. Serindere Köyü bir çayın kenarında kurulmuş. Dere kıyısında camisi var. Mezarlığını duvarlarını henüz yenilemişler. Evler bir birinden uzak. Merkezi bir yeri yok. Yol vadinin güzeyine geçip devam ediyordu. Diğer köylere göre farklı bir alanı tercih etmiş yerleşikleri. Ama harika bir köşe. Yamaçlara oturtulmuş konutlar inanılmaz güzel. İki yada üç katlı ahşap konutlar. Bir ara mola verip dinleniyorum. Tek başıma dolaştığımdan pek zaman harcamak istemiyorum. Bu köyleri dolaşmak planımda yoktu. Yoluma devam ediyorum. Yol vadinin içinden tepelere doğru tırmanmaya başladı. Çıktıkça çıktım. Vadiye hakim tepelere ulaştım. Manzarayı izlemek için bir yerde mola verdim. Vadinin görüntülerini aldım. Fundalıkta yer alan yabanıl ağaç türlerini görüntüledim.
Yol döndü dolaştı ve Başdeğirmen’in kuzey tepelerine ulaştı ve Akçat-Karamürsel Yolu’na bağlandı. Sonrası Karaahmetli Köyü, Çamkonak ve Çamçukur sapakları ve kendimi Karamürsel Cezaevi arkalarında buldum. Buradan sonrası D-130.
Eve geldiğimde kızlar Kentsa evimize gidelim dediler. Tamam dedik. Hanife ise bir yerden deterjan ve terlik alalım diyordu. Yahya Kaptan Migros’a (21) uğradık. Alışveriş yapıp çıktık. Ama kızlar neler istemediler ki! Ne amaçla girmiştik markete neler alıp çıkmıştık!.
Huriye (Kiraz)–Bekir Ofluoğlu’lar gelecekti Kentsa evimize. Bengisu, biz Yahya Kaptan Migros’tan çıkınca telefon edip bilgi vermişti. Hanife eve gitmeden önce temizlik için deterjan ve iki adet terlik almamız gerek diyordu. En uygun yer gidişte Yahya Kaptan Migros’tu. Çocuklar yiyecek istediler. Huriye’ler gelecek diye meyve de aldık. Bunlara bir de çikolata gofret eklenince hesap şişti. Benim kredi kartının borcunu ödemiştik ve limit genişlemesi olmuştu. Dönüşte Real’e de uğrayacak ve bir sürü masraf yapacaktık (22).
Kentsa Sitesi’ne girerken kapıda güvenliğe beyaz bir Uno ile ziyaretçimiz gelecek diye bilgi verdik. Huriye-Bekir Ofluoğlu’lar bize ve hediyesi almışlar. Gıda saklama kavanozları. Biz ise onlara hala bir hediye alamadık. Oturup salonda TV izledik. Üç dört sandalyemiz vardı. Kelebek Mobilya’dan da henüz ses seda çıkmamıştı mobilyalarımızın teslimatıyla ilgili olarak.
(J) Yazıda sözü geçen yerleşim yerleri İzmit Körfezi’nin güneyinde yer alır. Körfez’in en doğu ucu Seymen’le başlar. Bahçecik Sapağı, Yazlık Sapağı, Yeniköy, Hisareyn, İhsaniye, Kavaklı, Gölcük, Yüzbaşılar, Değirmendere, Halıdere, Konca, Ulaşlı, Ereğli ve Tepeköy, Karamürsel diye batıya doğru sürer. Bu yerler İzmit’e bağlıdır. Altınova, Yalakdere, Hersek Burnu Sapağı, Subaşı Sapağı, Topçular ve ilerisi, il olmasının ardından Yalova’ya bağlanmıştır.
(20). Real Hipermarketler Zinciri A.Ş.; Körfez Mah. Ankara Karayolu No: 37, İzmit. Tel: +90-262-332 11 55 Pbx, Fax: +90-262-332 11 54. 19.09.04, Saat: 20:16, Fiş No: 188, TL. 187,313,800
(J) Yazım hataları, yanlışlıklar ve her tür bilgi eksiklikleri müstesnadır.
Erkan Kiraz, 19.09.2004 Pazar, Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com, erkankiraz@superposta.com
http://www.gezinotlari.net/ky_asp
http://community.webshots.com/user/erkankiraz
den başlayıp ardışık alarak devam edip
http://community.webshots.com/user/erkankiraz30
‘e kadar
http://www.mydalyan.com/erkankiraz
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik
http://www.trainweb.org/demiryolu/
site: Jean-Patrick Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan Kiraz
© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.
© Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Written & Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 19/09/04.