17 Aralık 2004; Türkiye’nin 41 yıldır süren üyelik sevdası 17 Aralık 2004 günü sona erecek. Bu tarihte AB Türkiye ile Üyelik Görüşmeleri başlamış olacak ve Türkiye’nin üyeliği ile ilgili kararı bildirilecek. Türkiye’nin isteği kıza sürede topluluğa üye olmak. ABD’nin de görüşü bu yönde. Yunanistan bile Türkiye’nin üyeliğini destekliyor. En fazla ayak sürüyen ülke Fransa görünüyor. Almanya ise bir öyle bir böyle görünüyor. İngiltere destekliyor. Bazı küçük ülkeler ve topluluğa yeni katılan bazı eski Doğu Avrupa ülkeleri farklı davranıyor. Hırvatistan kaçakların yakalanması koşulunu ileri sürerken Ermenistan ise Türkiye-Ermenistan sınırının açılması için Türkiye’ye baskı yapılmasını istiyor. Fener Rum Patrikhanesi Patriği Barthelemeos ise geçenlerde Yunanistan’ın başkenti Atina’da yaptığı bir açıklamada hiç bir isteklerinin yerine getirilmediğini, düş kırıklığına uğradıklarını ileri sürerek bir tür Türkiye’yi ABD ve Batılı ülkelere şikayet etmişti [Kayıt; Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, 11.12.04, Cuma, Şirintepe-İzmit].

Ahmet Necdet Sezer; Ilımlı İslam, Köktendinci Rejime Dönüşüyor; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İslam ülkelerinin dünyaya katkıda bulunabilmesinin yolunun bireysel özgürlükten geçtiğini söyledi. Sezer, dün Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki konferansta şöyle dedi: Laik Devlet; Bölge için Türkiye mutlaka örnek gösterilecekse ancak laik, demokratik ve hukuk devleti niteliği ile örnek oluşturabilir. Yakın tarihe bakıldığında, çevremizde geçiş dönemi örneği olarak, ‘ılımlı İslam’ modeliyle sıkça öne çıkartılan kimi ülkelerin, daha sonra kaçınılmaz biçimde radikal bir değişikliğe uğrayarak köktendinci bir rejime dönüştüğü görülmüştür. Bugün, Türkiye’yi örnek ülke olarak gösteren ülkelerin, ‘ılımlı İslam’ övgülerine karşın, bizi diğer Müslüman ülkelerden farklı kılan asıl değer, dinsel yorumumuzdan çok, laik devlet ve toplum yapımızdır. İsim Vermeden Eleştirdi; Sezer son aylarda sözde soykırım savlarının hızını artırdığını ve bu yıl doruk noktasına ulaştığını belirterek isim vermeden başta yazar Orhan Pamuk olmak üzere bu konudaki Ermeni iddialarını destekleyen açıklamalar yapan çevreleri eleştirdi. Sezer şunları söyledi: Bu savlar, Türk ulusunu üzmekte ve rencide etmektedir. Toplumumuzda kimi kanaat önderlerinin, tarihsel doğruluğunu hiçbir biçimde sorgulamadan, en aşırı iddia sahiplerinin yanında çekincesiz yer almayı seçmiş olmaları, üzüntü vericidir. Tarihsel olayları yorumlarken bilimsel nesnellikten uzaklaşmak, aydın dürüstlüğü ve tutarlılığıyla bğdaşmaz. Eller Temizdir; Değerli devlet adamı İsmet İnönü’nün Lozan’da kendisini itham eden İngiliz Başdelegesi Lord Curzon’a hitaben söylediği, ‘Türk milletinin elleri bilhassa temizdir’ cümlesinin arkasındayız. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, ancak soruna adil ve kalıcı bir çözüm bulunduğu, Ada’da iki toplumun bir arada yaşayacakları yeni bir ortaklık devleti kurulduğunda tanıyabilir. ABD’nin Sorumluluğu; PKK/Kongra-Gel adlı terör örgütünün Kuzey Irak’taki varlığının, bizim için açık bir rahatsızlık nedeni olduğunu bir kez daha yinelemek istiyorum. ABD’nin sorumluluğunun gereklerini artık yerine getirmesini bekliyoruz. Kritik bir dönemeçten geçmekte olan bölgemizde, istikrarın korunması ve gerginlikleri azaltıcı politikalar üretilmesi yönünden, bölge ülkelerine özel bir görev düşmektedir. Suriye ve ilgili tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunmayı sürdüreceğiz.  [Hürriyet Gazetesi, Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 08.04.05, Şirintepe-İzmit].

Ankara Caddesi, İzmit: Bu caddenin tarihi adı X olmalı. Osmanlı zamanlarında bu cadde Rum kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak bulundukları bir sokakmış. Daha çok manifaturacı, perdeci ve konfeksiyoncu dükkanları bu cadde üzerinde yer alırmış. Cadde Pertev Paşa Camii önlerinde son bulur, daha doğu tarafta ise İzmit Hapishanesi, eklenti yapıları ve büyük Tütün Depoları yer alırmış. Hapishanenin bugünlerin Uğur Mumcu Parkı civarında olduğu söylenir. Caddede bugün dahi sayıları pek az da olsa Rum tarzı kırmızı blok tuğla örmeli, iki yada üç katlı yapılar geriye kalmıştır. Üçgen biçiminde ön taraf alınlıkları bulunan yapıların bu alınlarına Osmanlı harfleri ile yazıtlar yer almaktadır. Ancak geriye pek yazıt kalmamıştır. Benzer yapılar Demiryolu Caddesi ve İstiklal Caddesi üzerinde de yer almaktadır. Cumhuriyetin ilanından sonra bu caddede İzmit’in ilk ve son genelevinin işletildiği eskiler tarafından anlatılırdı. 1970’li yıllardan itibaren bu caddede daha çok zahireciler, inşaat malzeme satan dükkanlar ve çelik-saç satıcıları konumlanmışlardı. Çelik-saç satıcıları İzmit’in 2. Oto Garı olan va sonraları Gıda Toptancı ve Parekendecileri ile CarrefourSa Alışveriş Merkezi’ne dönüşen alanın gerilerine gönderildikten sonra bu cadde tamamen inşaat malzeme satıcılarına ayrılmış alan oldu. [Derleme: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 12.04.05, Şirintepe-İzmit].

Annesini Türk Subayın Kurtardığı Bakan Geliyor; Kurtuluş Savaşı sırasında annesi Agapi’yi, Kemalettin adlı bir Türk subayının kurtardığı Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın ‘casus belli’ ile ilgili açıklamaları Atina’da hala etkisini sürdürürken, bugün Ankara’ya geliyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak bir çalışma ziyareti için Ankara’ya gelecek olan Molivyatis, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger ve Türkiye’nin Atina büyükelçisi iken MGK Genel Sekreterliği’ne atanan Yiğit Alpogan ile görüşecek. Molivyatis’in Ankara temaslarında Ege anlaşmazlıkları ve Kıbrıs konularında önemli bir karar alınması beklenmiyor. Atina’da Karamanlis’in mayıs ya da haziran aylarında Ankara’yı ziyaretinde sözediliyor. Yarım asırdan fazla bir süredir hiçbir Yunan başbakanı Ankara’ya gitmedi. Molivyatis’in annesi Agapi Molivyatis 1981 yılında ‘10 günün günlüğü’ adlı kitapta, Kurtuluş Savaşı sırasında Kemalettin isimli bir Türk subay tarafından kurtarılıp Midilli’ye yollandığını anlatmıştı. [Yorgo Kirbaki-Atina, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 12.04.05, Şirintepe-İzmit].

Ayazma: Ortodoks Hıristiyanlarca kutsal olarak kabul edilen pınara denir. Genelde yanında küçük bir kilise olur. Pınar ya üstü kapatılarak içinden eğilip yürünerek gidilebilenbir yer altı kanalı ile kilisenin eklenti yapısına dek getirilir yada ayrı bir mekana kavuşturulur. Türkler böyle yerlere Rumca adıyla Ayazma demişlerdir. Cumhuriyet’ten sonra çoğunlukla Ilıca yada Soğuksu olarak adları değiştirilmiştir. Adları değiştirlmeyen ve aynan anılan bir çok benzer pınar vardır. İzmit ve çevresinde Ayazma olarak bilinen ve yöreye de adını veren üç yer varmış. Yalova’nın il olmasının ardından Altınova Ayazması (Soğuksu) il sınırları dışında kalmıştır. Birincisi Gündoğdu Köyü’nün doğusnda kalan ve mahalleye adını veren Gündoğdu Ayazması’dır. İkincisi Yeniköy’ün güney-doğusunda, yamaçların dibinde bulunan ve yarı kükürtlü olan Ayazma’dır (Yeniköy). Diğerleri ise Bekirdere Aya Faustina Ayazması, Turgut Mahallesi’ndeki Çınar Pınarı (Aya Vasiliyeva Ayazması), Bahçecik sırtlarında yer alan Soğuksu ve bizim Yavuz Ulugün, Muhittin Bakan, Heyecan Kiraz, Ali Osman Aykan gezgin grubu olarak Ulaşlı’dan sonra Tepeköy’deki köylülerin yardım ve yönlendirmeleriyle belirlediğimiz Yukarı Ereğli’nn tepelerinde yer alan Pınar’dır. Burada sadece hamam kalıntısı vardır.

Çökertme’nin Öyküsü: Bodrum'un daha Bodrum olmadigi zamanlarda, yöre insani turizmden bir haber iken buralardaki geçim kaynaklarindan biri de hemen karsidaki Yunan adasindan (KOS-İstanköy) yasadisi ticaret yapmakmis.Türkünün kahramani Halil'de hayatini bu sekilde kazananlardanmis. Buradan oraya tütün götürür, oradan da mastika rakisi Uzo aslinda bir markadir, Tekirdag rakisi gibi, Balkanlar'da Yunanistan disindaki ülkelerde bu içki hala Mastika diye bilinir ) gibi mallar getirirmis. Halil'in yavuklusu da güzelligi Bodrum'da dillere destan olan Gülsüm'müs, ama Bodrum'un Çerkez kaymakaminin da gözü Gülsüm'deymis. Bu yüzden kaçakta Halil'i yakalamak için tüm gücünü ortaya koyuyormus kaymakam. Yine bir gün Halil kaçaga çikmadan dönüste Bitez Yalisi’na çikacaklari haberini salmis ki muhbirleri yaniltsin. Aslinda arkadaslari Aspat koyunda bekleyeceklermis. Kaçak dönüsünde Halil ve can arkadasi Ibrahim Çavus yolu sasirip karanlikta Aspat diye Bitez yalisina girince kiyamet kopmus. Pusudaki kaymakam önderligindeki kolcular basmislar kursunu. Çatisma sirasinda bir kolcu tarafindan hançerlenerek öldürülmüs Halil. Gülsüm basta olmak üzere tüm Bodrum yasa bürünmüs ve adina bu türkü yakilmis. Mugla/Bodrum. Düzenleme: Rüstü Gür - Muzaffer Sarisözen Çökertme: Çökertme'den çiktim da Halil'im aman basim selâmet / Bitez de yalisina varmadan Halil'im aman koptu kiyamet. / Arkadasim Ibram Çavus Allah'ima emanet, / Burasi da Aspat degil Halil'im aman Bitez yalisi, / Cigerime ates sardi, telli kursun yarasi. Güverte de gezer iken aman kunduram kaydi, / Ipekliden mendilim Halil'im aman örüzgâr aldi. / Çakir da gözlü Gülsüm'ümü aman kolcular aldi, / Burasi da Aspat degil Halil'im aman Bitez yalisi, / Cigerime ates sardi, telli kursun yarasi. Gidelim gidelim Halil'im Çökertme'ye varalim, / Kolcular gelirse Halil'im nerelere kaçalim. / Teslim olmayalim Halil'im aman kursun atalim, / Burasi da Aspat degil Halil'im aman Bitez yalisi, / Cigerime ates sardi, telli kursun yarasi.

Dalgakıran Kompresörleri: İstanbul Perşembe Pazarı’nda Rum ustaların yanında 1950’ler bir makines ustası olan Ömer Dalgakıran’ın firması basınçı kompresör alanında dünya çapında marka yaratmış. Ürünlerini 30 yakın ülkeya sevkmetmekteymişler. İki oğlu ile bu işi bugünlere getiren Ömer Dalgakıran mesleğinin inceliklerini Rum Sarandis Usta’dan öğrenmiş. Aslen İnebolulu olan Ömer Dalgakıran 1952 yılında 15 yaşındayken Perşembe Pazarı’na gelmiş. 1965’ler de ise 30 mlik bir dükkanı varmış sadece. Bugün ise Çin’e de ihracat başlatacaklarmış. 2005 yılında Cezayir, Rusya, İran, Almanya ve Dubai’de kompresör montaj işine başlayacaklarmış. 08.06.04.

Dışişleri Bakanı’ndan Arınç’a Düzeltme; Meclis Başkanı Bülent Arınç ilginç bir kişilik. İyi bir demagog. Bu yeteneğini de bugüne kadar iyi kullandı. Bu özelliği nedeniyle kısa zamanda Erbakan’ın prensliğine yükseldi, parti kademelerinde önemli yerlere geldi. Erbakan’ın siyaseten tükendiğini görünce onu terk edip AKP’yi kuranlara katıldı ve bu partinin Erdoğan’dan ve Gül’den sonra üçüncü adamı oldu. Sivri dili nedeniyle parti içinde bir sorun yaratmaması için Erdoğan tarafından Meclis Başkanlığı’na önerildi ve bu göreve seçildi. Bülent Bey, dinsel bakımdan katı bir kişi olarak tanınır. Meclis Başkanlığı aslında aktif politika yapmaktan hoşlanan Arınç için saygın bir makam olmasına karşın biraz durağan bir görev sayılabilir. Zaten böyle olduğu için zaman zaman tartışma yaratacak demeçler vermekten kendini alıkoyamaz. Son yaptığı açıklamalar da böyle... Meclis Başkanı, Türkiye’nin devlet politikası olan Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki karasularını 12 mile çıkarması durumunda bunun ‘savaş nedeni’ sayılacağı kararının değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Arınç bu kararın iki ülke arasındaki dostluğu engellediği kanısında. Bu konuda bir Meclis kararı da olmadığını iddia etti. Acaba Meclis Başkanı, bu ilginç ve şaşırtıcı görüşlerini açıklarken Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması durumunda Ege’nin Türkiye’ye kapanacağını biliyor mu? Böyle hassas bir konuda, radikal bir söylemde bulunurken Dışişleri Bakanlığı’yla bir görüş alışverişinde bulundu mu? Sanmıyorum. Çünkü bildiğim kadarıyla Dışişleri’nin böyle bir yaklaşımı yok. Zaten Dışişleri Bakanı da dün ‘Ege politikamızda bir değişiklik yok’ dedi. O zaman Meclis Başkanı durup dururken ve hiç gereği yokken niçin böyle bir açıklama yaptı? Meclis Başkanı, birkaç gün önce bir gazeteye verdiği demeçte de türban konusunda ilginç sözler söyledi. Arınç’a göre Anayasa’da ve yasalarda, üniversitelerde türbanlı olarak eğitim görülmeyeceğine dair bir hüküm yok. Ama fiili bir durumla türbanlıların eğitimine engel olunuyor. Yani rektörler kendi kafalarına göre böyle bir yasak koyuyorlar! (Dikkat, bunu Meclis Başkanı söylüyor.) Arınç tüm kamusal alanlar için de aynı mantığa sahip. Kadınların tesettürlü bir şekilde her yerde boy göstermesinden yana. Ancak Arınç’ın bu mantığı nedense sadece kadınlar için geçerli. Erkekler için bir şey söylemiyor. Ben merak ediyorum, kadınlar için savunduğu İslami kıyafetleri acaba neden erkekler için de savunmuyor? Yani kadınların tesettürlü olarak girmesini istediği yerlere erkeklerin de sarıkla, poturla, cüppeyle girmesi gerektiğini niye söylemiyor? Örneğin, kendileri Meclis Başkanı olarak neden takım elbise, gömlek ve kravatla makamına geliyor. Oturumları yönetirken neden frak giyiyor? Erkeklerin çağın giysilerini giymelerini öngören kuralların neden kadınlar için değiştirilmesini istiyor? Modern kıyafetlere bürünmek erkekler için hak da kadınlar için neden değil? Bunun yanıtını ve kafaların arkasındaki niyetleri Arınç da biliyor, ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. [Hürriyet Gazetesi, Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 13.04.05, Şirintepe-İzmit].

Erguvan Zamanı: Erguvan rengi Bizans İmparatorluğu’nun simgesel rengiydi.

Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi: İstanbul Fener’deki Bulgar Kilisesi eski papazı Konstantin Kostof’unn ruhani yetkilerini haksız yere elinden aldıkları savıyla dava açtığı, Kutsal Meclis Sen Sinod üyesi 12 kişiyle birlikte 1 yıla dek hapis istemiyle yargılanan Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi patriği Barthelemos, ilk kez mahkemeye gelerek iafade vermiş. Barthelemos, Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi’nin Türkiye’de yaşayan tüm Ortodaoksların en üst makamı olduğunu, Türkiye’deki tüm Ortodaoksların meclislerinden biri olan Bılgar Kilisesi’nin de başkanı bulunduğunu, Bulgar Kiliesi papazı Konstantin Kostof’a yaptığı tüm uyarılara karşın, ayinler sırasına Barthelemeas adını anmadığını, onun cemaatinden gelen şikayetler üzerine Konstantin Kostof’un ruhani yetkilerini aldığını ileri sürmüş. Konstantin Kostof ise Barthelemeos kendisini tüm Ortoksların önderi zannediyor, bathelemeos benim dini önderim değil. O sadece Türkiye’de yaşayan Rum Ortadokslarının dini önderidir. Bu nedenle ayinlerimde onun adını anma gereği duymadım. Şayet birisinin adını anacaksam bu Bulgar Patriğinin adı olur demiş. Yasalar ne diyor acaba? Mahkeme fatih 3. Asliye Ceza mahkemesi’nde görülmekteymiş. 08.06.04.

Ferner Rum Patrikhanesi; Patrikhanenin kütüphanesinde Yunanistan’ın İstanbul Başkonsolosu Aleksis Aleksandris‘in da katıldığı bir etkinlikte konuşan Ortodoks Patrik Bathelemeos, Belek’te yapılan Üç Dinin Buluştuğu yer toplantısında Başbakan RTE ile baş başa bir görüşme yaptığını ve isteklerinin yerine getirilmesi konusunu dile getirdiğini ve sabretmeleri gerektiği yanıtı aldığını belirtmiş. Partikhane’nin temsilcisi Diositheos tüm sorunların çözümleneceğini, kendilerinden sabretmelerinin istendiğini, şimdiye dek hep sabrettiklerini ve yakın gelecekte de sabredeceklerini, ümitle bekledikleri ve hak ettikleri iyi günlerin gecikmemesi için dua ettiklerini belirtmiş. Patrik geçenlerde Ermenilerin açılışını yaptıkları Surp Pıgriç Ermeni Hastanesi Müzesi’nin açılışına Başbakan’ın katılarak Ermenilere değer ve dikkat verdiğini ve benzer bir itinanın da Rum azınlığa karşı da verilmesini beklediklerini belirtmiş [11.12.04].

Gül'den 'Casus Belli'de U Dönüşü; Yunan To Vima gazetesine göre, 'casus belli' tartışmasında TBMM Başkanı Arınç'a katılmayan Dışişleri Bakanı Gül, görüş değiştirdi. Gül, gazeteye, 'Savaş nedeni kararının kaldırılmasına itirazımız yok' dedi. TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarması üzerine Türkiye'nin bunu savaş nedeni (casus belli) saymasının geride kalan bir yaklaşım olduğu ve değiştirilebileceği yolundaki mesajını önce "Böyle bir çalışmamız yok" diyerek benimsemeyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Yunan "To Vima" gazetesine yaptığı açıklamada, farklı bir söylem ortaya koydu ve Arınç'ın yaklaşımına karşı olmadığını söyledi. Gül, Yunanistan'a karşı 'casus belli'nin kaldırılması içerikli TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın açıklamaları hakkında, "İtirazımız yok, bu konuda Türkiye ile Yunanistan arasında karşılıklı anlayış mevcut" dedi. Türk - Yunan ilişkilerinde mevcut karşılıklı anlayış ortamının devamının gerektiğini ifade eden Abdullah Gül açıklamalarında, "casus belli" (savaş nedeni) kararının çekilmesi, Ege'de ihlal iddialarının karşılıklı olarak denetimi, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması ve Kıbrıs konularına değindi. "Casus belli" kararının, eski duyguları yansıttığını söyleyen Dışişleri Bakanı, "TBMM Başkanı, Türkiye ile Yunanistan arasında işbirliği ve dostluk isteğini dile getirdi. Bu yönde önemli adımlar attık, buna devam edeceğiz. TBMM Başkanı'nın tavrı, Meclis'in ve halkın duygularını ortaya koyuyor" diye konuştu. [Milliyet Gazetesi, Taki Berberakis-Atina. Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 13.04.05, Şirintepe-İzmit].

Gündoğdu [Mihalıç], İzmit: Osmanlı zamanlarında adı Mihaliç olan bir Rum Köyü’dür. Köy neredeyse 400-450 yıllık bir geçmişe sahiptir. Köyün doğusunda ve batısında kalan vadilerde iki adet Paşasuyu Su Kemeri vardır. Rumlar zamanında yörenin en gelişmiş ve merkezi bir yeriymiş köy. Kendisine ait büyük bir kilisesi ve onun hemen bitişiğinde mezarlığı varmış. Köyün doğu tarafında kalan ve olasılıkla yanında küçük bir kilisenin de olduğu Ayazma’sı hala yerinde durmaktadır. Ama yapılar dışında sadece pınar olarak. Köyün her sokağına üzerinde yapım yılı ve yaptıranlara ait bilgilerin yer aldığı kemerli ve hazneli çeşmeler yapılmış. Günümüzde bölgeye deprem konutlarının yapılmasıyla hızla konutlaşmıştır. Köy Gündoğdu Mahallesi adını almıştır. Doğusunda Ayazma Mahallesi batısında ise Malta Mahallesi yer alır. [Mehmet Müftüoğlu (1934), İsmail Müftüoğlu (1936). Hazım Eriş (1953) Seka, 3. Kağıt’tan emekli. Osman Sabri Keskin, İzmit İmam Hatip Okulu, II. Sınıftan terk. Seka’dan emekli.]. [Derleme; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].

Heybeliada Ruhban Okulu: Fener Rum Ortodosk Patrikhanesi’ne bağlı Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılabilmesi için Dışişleri Bakanlığı’nda bir dizi çalışma yapılıyormuş. Okulun açılış konusu Süleyman Demirel^’in Cumhurbaşkanlı döneminde de gündeme gelmiş. Okul açılırsa İstanbul Üniversitesi’ne bağlı bir kürsü olarak açılacakmış. Okulun açık olmamasından dolayı Türk kökenli öğrenci yetiştirilemediği ve bu nedenle Sen Sinod’a Türk kökenli olmayan 6 yabancı metropolit alındıması üzerine Türkiye kolları sıvamış olmalı. Dışişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ortaklaşa nasıl hareket edeceklerini planlamaktaymış. Mevcut yasalar okulun 1971 yılı öncesi gibibağımsız bir okul olarak açılmasına olanak tanımıyormuş. Engelin açılşması için AKP Hükümeti yasal düzenlemeler peşindeymiş. 08.06.04.

İzmir: Eski adı Symirna’dır. Tarih boyunca önemli bir kent olmuştur. Ancak denizcilik ve ticaret kenti olması 1800’lü yılarda olmuştur. Hemen hemen tüm Avrupa develtlerinin büyükelçiliklerinin bulunduğu bu kentte büyük bir Yahudi, Dönme Yahudi, Rum, Ermeni ve Levantenler yaşarmış. Özellikle Devrim Fransası’ndan kaçanlarla Hollanda’dan gelen Batılılar kentin ticari yaşamında önemli rol oynamıştır. Ege bölgesinin en önemli ticaret ve sanayi kenti olması özelliğini korumasının yanında sahil kasaba ve köyleriyle bir gezgin cennetidir de. Manisa-Bornova arasında kalan dağın adı “Sipil Dağı”dır.

İzmit; “Müstakilen (bağımsız) idâre olunur sancak merkezi bu şehir olub, Dersa’âdet’in (İstanbul’un) 85 kilometre şark-ı cenûbîyesinde (güneydoğusunda) ve Bursa’nın 96 kilometre şimâl-i şarkîyesinde (kuzeydoğusunda), Marmara Denizi’nden Anadolu’nun içine sokulmuş dar ve uzun bir körfezin müntehâsında (sonunda) vâki´dir. Bir tepenin garbî (batı) eteğinde vâki´ olub (bulunup), sahil bahre (denize) kadar muhtâd olmağla, manzarası güzel olub, evleri ahşab ve bağçeler içindedir. Tepenin üzerinde bir eski kal’a (kale) harabeleri mevcuddur. 23 mahâlleye münkasım (ayrılmış) olub, 19’u İslâm, 3’ü Hristiyân ve biri Yahudi mahâllesidir. Takriben 15000 ahâlisi olub, kısm-ı a’zâmı (büyük çoğunluğu) İslâm ve Hristiyânların ekserisi (çoğu) Ermeni’dir. Anadolu kıt’asının birçok yerlerinin iskelesi olmağla, ehemmiyet-i ticâriyesi (ticari önemi) ziyâde olub, bir tarafdan Dersa´âdetle demir yolla merbût (bağlı) bulunduğu halde, bu hattın Ankara ve Bağdad’a tahdîdi dahi derdest (tutulu) bulunduğundan, ileride ehemmiyeti (önemi) daha çok ziyâde artarak bütün Anadolu’nun bir büyük iskelesi hükmüne geçecektir. Gemilerin imâliyçün birkaç destgâhı (tersanesi) olub, Marmara’da işleyen küçük gemilerin ekserisi orada yapılmaktadır. Büyük çarşısı olub, beher cuma günü civâr köylere mahsûs pazarı dahi vardır. Şehrin ortasında Yenicuma ve haricinde (dışında) Eskicuma isimleriyle iki büyük cami-yi şerîfle birkaç cami ve mescidi, bir Rum ve bir Ermeni kilisesi, şehrin haricinde[Pandlamyon [ﭙاﻨﺪﻠﻤﻴﻮﻦ]] ismiyle büyük bir Rum Manastırı, yeni yapılmış bir güzel kışlası, bir i’dâdi (lise), bir rüşdiye (ortaokul) ve birkaç sübyân mektebleri (ilkokul) vardır. Etrafında bağ ve bağçe ve bostanları çok olub, Dersa´âdete dahi kilitli (sandıklanmış) sebze nakl ve fürûht (satışı) olunur. Şimal (kuzey) ve şark (batı) tarafı kapalı olub, hava iyi cereyân (hareket) etmediğinden, ve etrafında bazı durgun sular bulunduğundan, havası yazın ağırcadır. İzmid şehri pek eski olub, en evvelki ismi [Astakos]’dur. Bu Astakos şehrinin ne vakit ve kimler tarafından binâ olunduğu (yapıldığı) mechûl olub (bilinmemekle), Büyük İskender’in serdârlarından [Traky] hükümdârı olan Lisimahos tarafından tahrîb olunmuş (yıkılmış) idi. Ba´de (bundan sonra) yani milâd-ı İsâ’dan iki buçuk asır evvel (M.Ö. 2. yüzyıldan önce) [Bitinya] yani Kocaeli ve Bursa ve Karesi cihetinin (tarafının) hükümdârı birinci Nikomad mezkûr (yukarıda belirtilen) Astakos şehrinin harabeleri üzerinde kendi ismine nisbetle [Nikomedya] ismiyle yeni bir şehir te’sîs (kurmuş) ve payitâht (başkent) ittihâz etmiş (yapmış) idi. Bunun neslinden üçüncü Nikomad tarafından Roma Devleti’ne teslîm olunmağla, İmparator Konstantin bir aralık bu şehri payitâht ittihâz etmek niyetinde bulunmuş ise de, ba´de (bundan sonra) Konstantiniyye’nin (İstanbul’un) te’sîsi (kurulması) fikri kendisini bu niyetinden vaz geçirmiş idi. Mu’ahharen (sonradan) İmparator Diyoklatiyan tarafından payitâht (başkent) olunmuş idi. Meşhûr Anibal bu şehirde vefat, ve kudemâ-yı mevrâhîn ve coğrafîyûndan Aryan bundan tevellüd etmişdir (doğmuştur). Mu’ahhâren (sonradan) [Got]lar tarafından tahrîb (yıkılmış) olunub, milâdın 358 tarihinde vuku´ bulan (gerçekleşen) büyük bir zelzeleden dahi hayli zedelenmiş olduğu halde, Konstantiniyye imparatorlarından [Yustinyanus (Jüstinyanus)] tarafından ta´mîr ve tecdîd olunmuşdur. 723 tarih-i hicrîsinde Sultan Orhan Gazi hazretlerinin bazu-yı celâdetiyle (cesaretinin gücüyle) feth olunarak, zimemâ-yı memâlik-i Osmâniye (Osmanlı toprağı) olmuşdur [Sâmî, Şemseddîn (Fraşerî), Kâmûs-ı Türkî, s..5-16, Zafer Matbaacılık, İstanbul, 1995].

Kitap Fuarı’na Midilli’den Bir Otobüs Dolusu Ziyaretçi; TÜYAP’ın düzenlediği İzmir Kitap Fuarı’nın bu yıl önemli bir konuğu var: Yunanistan’ın Yeni Demokrasi Partisi Midilli Milletvekili Yannis Yanelis, ‘Büyük Ayrılık’ kitabının yazarı CHP Milletvekili Kemal Anadol ile birlikte bir söyleşi yapacak. Söyleşi başlığı da ‘Ege’nin İki Yakasında Edebiyat ve Politika’. Midillili politikacıyla birlikte bir otobüs dolusu Midillili de İzmir Kitap Fuarı’na geliyor. Bu akşam yapılacak söyleşiden sonra fuarın genel koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, konuklara çöp şişle rakı ikram edecek. İzmir Kitap Fuarı’nın bu yılki tema’sı güncel bir konumu yansıtıyor: Ege’nin İki Yakası. İzmir Kitap Fuarı, bu yıl onuncu yaşını kutluyor. Sevdiğim bir şehirde bir fuarın on yıldır yükselen grafik göstermesi kimi sevindirmez ki? 1970’li yılları anımsıyorum, Çeşme’de bir kitapçı dükkánına rastlamadım, zamanın moda fotoroman dergilerinden hemen hemen hepsinin arka kapağında bu kitapsızlık içinde bir reklam beni çok rahatsız etmişti: ‘Hanımlar Eşinizin Şampuanını Siz Seçin!’ O zaman bu başlığı taşıyan bir yazım da yayınlanmıştı. Şimdi 185 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı bir fuar var. KİTAP Fuarı’na ilgiyi gazeteler, televizyonlar da esirgemiyor doğrusu. Gazete ve dergiler özel ekler hazırlıyor, listelerle fuarı ve etkinlikleri kamuoyuna duyuruyor, kitaba çağrıyı coşkuyla destekliyorlar. Kitap Fuarı’nın yükseliş serüveni her fuarda yeniden belleğimde canlanır. İstanbul’da Marmara Etap Oteli’nin (şimdiki adıyla The Marmara) zemin katında yoğun sigara dumanı altında başlamıştı bu girişim. Omuz omuza yürürdü kitapseverler. Şimdi büyük mekánlarda, okurlar rahat rahat dolaşıyorlar, kitaplarını alıyorlar, imzalatıyorlar. Rahat salonlarda tartışmaları, söyleşileri izleyebiliyorlar. Yalnız rakamlar bizim iyimserliğimizi biraz zedeliyor. Bu fuarların yükselişine, yayınevi sayısının artışına karşılık, kitap baskı adedi düşüyor. Bu ters orantının nedeni üzerine düşünmek gerekir. Okur talebinin dağılımını, bütün kitap hareketlerini, en çok satanları, ucuz satanları düşünerek. Fuar ve İzmir bir yazıda biter mi? Hele mevsim baharsa... [Doğan Hızlan, Email: dhizlan@hurriyet.com.tr, 10.04,05, Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 11.05.05, Şirintepe-İzmit].

Makedonya: Türkiye’ye resmi bir ziyaret için uçakla yola çıkan Makedonya başbakanı Vlado Buchkovski’nin uçağına Yunanistan izin vermemiş. Yunanistan ülkesinde bir bölge adını taşıdığı için Makedonya’yı tanımıyor.Türkiye Makedonya’yı ilk tanıyan ülke oldu. Bu Türkiye’nin Balkanlar’da Yunanistan’a karşı güttüğü akılcı politikası sonucu alınmış bir karardır. Makedonya’ya komşu bir ülkeye karşı iyi davranmadığı gerekçesiyle Yunanistan’ı protesto etmiş.

Mehmet MÜFTÜOĞLU: [1934, Gündoğdu Köyü]. [Babası: Osman, annesi: Kadire, eşi: Sabahat, kardeşleri: İlyas, çocukları; İdris, Sadiye (Keskin), Zeynep Melda (Yıldırım)].

Mehmet MÜFTÜOĞLU: [1934, Gündoğdu Köyü]. [Babası: Osman, annesi: Kadire, eşi: Sabahat, kardeşleri: İlyas, çocukları; İdris, Sadiye (Keskin), Zeynep Melda (Yıldırım)]. Babası Müftüoğulları’ndan Osman, 1902 (1318) Rumeli (Yunanistan) Selanik kentinin Darama kazası Demirtaş Köyü doğumludur. 18 yaşında Kadire ile evli olarak, 1924 yılında Mübadil Muhacir olarak Gündoğdu Köyü’ne (Mihaliç) babaları ile gelmiştir. Hane başın 50 dönüme ek olarak her bir çocuk için 7 dönümlük mübadil muhacir hakkı toprak almış olmalı. 1923’lerde köyde beş altı hane Pomak Muhaciri (Dil konuşan Bulgaristan Göçmenleri) varmış. Sağlam kalan, yanıp yıkılmamış Rum evlerine el koymuşlar. Değirmenci Şevket’in evi, (Deli) Osman Ağa’nın evi, Abdi Ağa’nın (Molla) Recep’inin evi, Reis Murat’ın evi ve Muhtar Recep Argun’un evi Pomak Muhacirlerininmiş. Bugünkü adı Atatürk Caddesi olan ana şose tamamen Arnavut Kaldırımı imiş. Gündoğdu Köyü camisi yerinde Rum Mezarlığı ve caminin doğusunda olan eklenti yapı yerinde kilise kalıntısı varmış. Ayazma o zamanlar eski biçimindeymiş. Köye yerleşmelerinin ardından geldikleri yerden tütün ekme ve işleme bilgisini de buraya taşımışlar. Ücret karşılığı Tatar İhsaniye, Bahçecikve Doğantepe köylerine “Tütün yığma ve denkleme”ye giderlermiş. Rum zamanlarında kalma zeytin ağaçlarından zeytincilik işini sürdürmüşler. Dutçuluk ve ipek böcekçiliği işi de yapılırmış. 18 yaşında askere gitmiş. Gelibolu-Girese’de Topçu Tümeni’ne bağlı topçu taburunda başlamış ve Edirne’den teskere almış. İlkokuldan sonra okuyamamış. İki sene ara vermiş. Deniz subaylığı sınavını kazanmış ama o zamanda girişi için ortaokul mezuniyeti aranır olmuş. İmam veya hafız olmak için Ali Hoca’da okumuş ama sesi buna uygun değilmiş. Ali Hoca babasına bundan “Mevlütan olmaz” demiş. Askerden önce çeşitli işler yapmış. Belediyeye iş yapan taşaron firmalara kaldırımcılık yapmış. Belediye başkanı Sadettin Yalım’mış kaldırımcılık yaptığı zamanlarda. O zamanlar bacağından Yılancık hastalığına yakalanmış Bir doktor bunu iyileştirmiş. Kendisini iyileştiren doktor, Demiryolu Caddesi, Yavuz Pastanesi’nin doğusunda kalan ve şimdilerde Elize Pastanesi olan yerde Shell Benzin İstasyonu’nda işe sokmuş. Burada daktilo kullanmasını öğrenmiş. Askere buradan gitmiş. Askerde ancak onbaşı olabilmiş. Daktilo bilmesinden dolayı yazıcı olmuş. Bilgisini ve deneyimini askerde oldukça arttırmış. Askerden gelince de aynı yerde işe başlamış. “1 Mart (1958) Faciası” yaşandığında, denizden cesetler çıkartılıp askeri araçlara yüklenirken oda oradaymış. Patronu Firuzan Maşuk Sezer, iş yerini terk ettiği için onu işten kovmuş. Sonraki yıllarda Adliye’de açılan bir sınava katılmış. Kazanınca burada çalışmaya başlamış. Adliye’de 30 yıl kadar çalıştıktan sonra emekli olmuş. [Söyleşi; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].

Mehmet MÜFTÜOĞLU: Babası Müftüoğulları’ndan Osman, 1902 (1318) Rumeli (Yunanistan) Selanik kentinin Darama kazası Demirtaş Köyü doğumludur. 18 yaşında Kadire ile evli olarak, 1924 yılında Mübadil Muhacir olarak Gündoğdu Köyü’ne (Mihaliç) babaları ile gelmiştir. Hane başın 50 dönüme ek olarak her bir çocuk için 7 dönümlük mübadil muhacir hakkı toprak almış olmalı. 1923’lerde köyde beş altı hane Pomak Muhaciri (Dil konuşan Bulgaristan Göçmenleri) varmış. Sağlam kalan, yanıp yıkılmamış Rum evlerine el koymuşlar. Değirmenci Şevket’in evi, (Deli) Osman Ağa’nın evi, Abdi Ağa’nın (Molla) Recep’inin evi, Reis Murat’ın evi ve Muhtar Recep Argun’un evi Pomak Muhacirlerininmiş. Bugünkü adı Atatürk Caddesi olan ana şose tamamen Arnavut Kaldırımı imiş. Gündoğdu Köyü camisi yerinde Rum Mezarlığı ve caminin doğusunda olan eklenti yapı yerinde kilise kalıntısı varmış. Ayazma o zamanlar eski biçimindeymiş. Köye yerleşmelerinin ardından geldikleri yerden tütün ekme ve işleme bilgisini de buraya taşımışlar. Ücret karşılığı Tatar İhsaniye, Bahçecikve Doğantepe köylerine “Tütün yığma ve denkleme”ye giderlermiş. Rum zamanlarında kalma zeytin ağaçlarından zeytincilik işini sürdürmüşler. Dutçuluk ve ipek böcekçiliği işi de yapılırmış. 18 yaşında askere gitmiş. Gelibolu-Girese’de Topçu Tümeni’ne bağlı topçu taburunda başlamış ve Edirne’den teskere almış. İlkokuldan sonra okuyamamış. İki sene ara vermiş. Deniz subaylığı sınavını kazanmış ama o zamanda giriş için ortaokul mezuniyeti aranır olmuş. İmam veya hafız olmak için Ali Hoca’da okumuş ama sesi buna uygun değilmiş. Ali Hoca babasına bundan “Mevlütan olmaz” demiş. Askerden önce çeşitli işler yapmış. Belediyeye iş yapan taşaron firmalara kaldırımcılık yapmış. Belediye başkanı Sadettin Yalım’mış kaldırımcılık yaptığı zamanlarda. O zamanlar bacağından Yılancık hastalığına yakalanmış. Bir doktor kendisini iyileştirmiş. Kendisini iyileştiren doktor, Demiryolu Caddesi, Yavuz Pastanesi’nin doğusunda kalan ve şimdilerde Elize Pastanesi olan yerde Shell Benzin İstasyonu’nda işe sokmuş. Burada daktilo kullanmasını öğrenmiş. Askere bu işte çalışırken gitmiş. Askerde ancak onbaşı olabilmiş. Daktilo bilmesinden dolayı da daha sonra yazıcı olmuş. Bilgisini ve deneyimini askerde oldukça arttırmış. Askerden gelince de aynı yerde işe başlamış. “1 Mart (1958) Faciası” yaşandığında, denizden cesetler çıkartılıp askeri araçlara yüklenirken oda oradaymış. Patronu Firuzan Maşuk Sezer, iş yerini terk ettiği için onu işten kovmuş. Sonraki yıllarda Adliye’de açılan bir sınava katılmış. Kazanınca burada çalışmaya başlamış. Adliye’de 30 yıl kadar çalıştıktan sonra emekli olmuş. [Söyleşi; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].

Mesut ERKOÇ: [İlk görüşme 22.09.01. Belsa Plaza karşısındaki, Sanat Okulu’na giden İstiklal Caddesi’nin başında, kuzey tarafta yer alan Ayrıbaşlar Giyim Mağazası sahibi. İzmit’in geçmişini bilenlerden] [İkinci görüşme Mustafa Giray ile 03.04.04 Cumartesi. Yeğeni TMMT’ye yeni girmiş]. [Halk Sineması, Belediye Bahçesi, Yusuf Vehbi, Enver Vecdi gibi artisler. Balık Pazarı, İlk Otobüs Garajı, Ankara Cad. Rum Mağazaları ile doluydu. Rumlardan kalma Tekel Tütün Depoları. Üssü-ü Bahir, Yazlık Askeri Sinema, Ferruh Öven, Ersan Ardalı, Nihat Durak, Nail İnal, Faik Nüzhet Belgin, Zihni Kaman. İzmit Demiryolu Köprüsü, Fevziye Şadırvanı, Fevziye bahçesinde 2 katlı THK yapısı, Otel Asya yanı PTT, Acısu şifalı bir suydu. Park içinde daha gerideydi. Kuyu biçimindeydi. Parkın içinde de konutlar vardı. 1938-1940’larda Kalaycılar Çarşısı’nda üstleri verandalı konutlar vardı. 3-4 adetti sayıları. Karakuzular adlı bir fırın vardı. Tepecik Camii’nin hemen yanında Rıfat Yüce’nin ailesinin evleri vardı. Caminin içi cumbalıydı ve cami çok küçüktü. Verem Savaşı Derneği’nin bulunduğu yamaçta Gazi Baba Türbesi vardı. Türbe altından kemerler çıkmıştı. Buradan su geçmekteydi. Dispanser 1950 yılında yapıldı. Yalı Camisi-Efe Petrol, Eksper ve tüccar Tütüncü Mehmet Efendi Yapısı. Ortaokulun çevresi, Şen İşmerkzi tarafları hep bahçelikti. Bir kaç zahireci, tuhafiyeci dükkanı vardı. Redif Dairesi, Askeri Fırın karşısı, Yeni Hamam. Eski Han. Balık Pazarı, Yeni Cuma Camisi’nin doğusu ve batısı tümden bostanlıktı. Caminin güney tarafında mezbahahane vardı. Köpekler burada cirit atardı. Şimdilerin Uğur Mumcu Parkı alanında Hapishane Yapısı vardı. Eski Gar Yapısı deniz tarafında Askeri Birlik, Astsubay Orduevi ve çok önceleri de İzmit Tershanesi vardı. Eski Oğuz Sineması, Adliye Yapısı, T.C. Ziraat Bankası, Halk Sineması. Hacı Hızır Mahallesi, Veli Ahmet Mahallesi, Kertil Tekke Çeşemsi] [Söyleşi; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].

Nikephoros GREGORAS: Herakleialı tarihçi ve yazar,

Niketas KHONİATES: Bizans tarihçisi,

Osman Şiar YALÇIN: 25 Ekim 1924 yılında İstanbul Teşvikiye’de doğar. Selanikli Mehmet Cavid Bey ve Çerkez Hüseyin Bey’in kızı Aliye Hanım’ın oğludur. English High School ve Robert Collage (Boğaziçi Üniversitesi) okullarında ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra bir yıl İstanbul Üniversitesi’nde Türkoloji okur. Daha sonra ise İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirir. Çocukluğunun ilk yılları İrlanda kökenli İngiliz bakıcı (nurse) Jerret, Rum hizmetçiler Foti ve Sofi ile Rum kahya Yorgi’nin ellerinden geçmiştir. Türkçe’nin yanında İngilizce ve Rumca ile büyümüştür. Babası ve annesi devrin devlet resmi dili olan Fransızca konuşmaktaydılar. NATO Türk daimi delegeliğinde ateşe olarak çalışır. 1967-1970 yılları arasında Koyunhisar Cumhuriyet Savcılığı görevinde bulunur. Gazetelerde yazdığı siyasi içerikli yazıları nedeniyle Yüksek Savcılar Kurulu kararlı ile görevden atılır. 1970-1971 yıllarında TRT Dış Yayınlar Müdürlüğü’nde mütercim olarak çalışır. 12 Mart Muhtırası’nın ardından Komünist örgütlenme propagandayı yasaklayan Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerine muhalefetten tutuklanır. 6 Ay Maltepe Askeri Cezaevi ile Harbiye Subay Nezarethanesi’nde yatar. Mahkeme sonrası aklanır. Hukuk, Marksizm, Briç benzeri konularda elliye yakın çeviri kitaplarının sahibidir.

Pachimeres: Herakleialı tarihçi ve yazar,

Padişahlar; Kim Kimin Annesi: I.Murat'ın annesi Bizanslı Horofira yani Nilüfer Hatun, Yıldırım Bayezid'in annesi Bulgar Marya yani Gülçiçek Hatun, Çelebi Mehmet'in annesi Bulgar Olga Hatun, II.Murat'ın annesi Veronika, Fatih Sultan'ın annesi Sırp Despina yani Hüma Hatun, II.Bayezıd'in annesi Kornelya, Yavuz Selim'in annesi; Ayşe takma adlı Pontuslu bir Rum, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi; Polonya Yahudisi Helga yani Hafsa Sultan, II. Selim'in annesi Yahudi kızı Roksalan yani Hürrem Sultan, III.Murat'ın annesi Yahudi Raşel yani Nurbanu Sultan, III.Mehmet'in annesi Venedikli Bafo yani Safiye Sultan, I.Ahmet'in annesi Yunan Helen yani Handan Sultan, Genç Osman'ın annesi Sırp Evdoksiya yani Mahfiruz Sultan, IV.Murat'ın annesi Sırp Anastasya yani Mahpeyker Sultan, IV. Mehmet'in annesi Rus Nadya yani Turhan Sultan, II.Süleyman'ın annesi Sırp Katrin yani Dilaşüb Hatun, II.Ahmet'in annesi Polonya Yahudisi Eva yani Hatice Sultan, II.Mustafa'nın annesi Rum Evemia yani Emetullah Sultan, III.Ahmet'in annesi de aynı yani II.Mustafa ile aynı anneden, I.Mahmut'un annesi Aleksandra yani Saliha Sultan, II.Osman'ın annesi Sırp Mari yani Şehsüvar Sultan, III.Mustafa'nın annesi Fransız Janet yani Mihrişah Sultan, I.Abdülhamit'in annesi Fransız İda yani Şermi Sultan, III.Selim'in annesi Cenevizli Agnes yani Mihrişah Sultan, IV.Mustafa'nın annesi Bulgar Sonya yani Sineperver Sultan, II.Mahmut'un annesi Fransız Rivery yani Nakşidil Sultan, I.Abdülmecit'in annesi Rus Yahudisi Suzi yani Bezm-i alem Valide Sultan, Abdülaziz'in annesi Romen Besime yani Pertevniyal Sultan, V.Murat'In annesi Fransız Vilma yani Şevkefza Sultan, II.Abdülhamit'in annesi Ermeni Virjin yani Tirimüjgan Sultan, Mehmet Reşat'ın annesi Arnavut Sofi yani Gülcemal Sultan, Mehmet Vahdettin'in annesi Çerkes Henriet yani Gülistan Sultan.

Pandaleymon; [Pandaleimon ﭙاﻨﺪﻠﻤﻴﻮﻦ]]: ismiyle büyük bir Rum Manastırı. Manastır Mahallesi’nde (Yendioğan),

Polenezköy [Adampol], İstanbul: İstanbul Beykoz’a 24 km uzaklıkta, 18. yüzyılın II. Yarısında Polonya’dan gelip Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Polonya [Leh] kökenlilerin kurduğu köy. Köyün asıl nüfusu 300 ama geçici çalışanlarla 500 kişiye çıkıyor. Gençlerin çoğu Polonya’ya geri dönünce köyde sadece yaşlılar kalmış. Leh asıllı kişi sayısı 100 kişi kadar. Etkin köy kilisesinde hafta sonu ayinleri Pazar yerine Cumartesi geceleri yapılıyor. Köye özgü likörler ve kestane balı özellikleri var. Köyde 3 otel ve 27 pansiyon var. Köye yerleşen aslen Rum olan Angela Keleşoğlu da Hera Pansiyon adlı yeri çalıştırıyor. Oğlu bir Rus kızıyla kızı da bir Polonyalı ile evlenince Polonezköy’e yerleşmişler. Pansiyonlarda kişi başı YTL 50-100 bedellerle kalınabiliyor. Fredi Pansiyon Tel:0216-432 30 47, Hera Pansiyon Tel:0216-43231 83. Zoisa Teyze’nin Evi’nde köyün geçmişine ait bilgiler sağlanabiliyor. [Milliyet Gazetesi, Pazar & Milliyet, Sf. 17, Fatih Türkmenoğlu, 27.03.05, Erkan Kiraz, Email; erkankiraz@yahoo.com, Şirintepe-İzmit].

Ptolemaios; (Klaudios Ptolemaios, Claudius Ptolemy),

Ptolemeus: The geocentric world view of Ptolemy according to the star atlas of Andreas Cellarius from 1708 (first print 1661). Claudius Ptolemy lived about 100 to 170 A.D. He was an Alexandrine astronom, geographer, mathematician and music theorist. According to him, the planets moved around the standing earth. Ptolemaeus is known for the Almagest, the astronomy reference book written in the second century.

Ruhban Okulu; Ege'de Türk savaş uçaklarının Yunan hava sahasını ihlal ettikleri yolundaki iddiaları yanıtlayan Gül, "Her iki taraftan da şikâyetler var. Askerlerin katılımıyla söz konusu şikâyetleri ve gerçekte ne olduğunun araştırılacağı bir yöntem bulmalıyız. Yunanistan Dışişleri Bakanı ile yapacağımız görüşmelerden sonra bir dizi önlem açıklayacağız" şeklinde konuştu. Gül, Heybeliada Ruhban Okulu konusunda da, "Çözüm aramaya devam ediyoruz" dedi. Heybeliada Ruhban Okulu'nun 60'lı yıllara kadar faaliyet gösterdiğini hatırlatan Gül, "O zamandan bu yana anayasal düzen değişti. Sadece Heybeliada Ruhban Okulu için bir çözüm üretemeyiz, çünkü diğerleri de Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak. Çözüm aramaya devam ediyoruz" dedi. Gül, Kıbrıs konusunda da, "Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk tarafının uzlaşma girişimine katılmadı, bir fırsat kayboldu. Şimdi öncelikli konu Kıbrıs Türk tarafı aleyhindeki kısıtlamaların kaldırılması. BM Genel Sekreteri'nden yeni girişimlerde bulunmasını istedik" diye konuştu. Gül, "Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs, hep birlikte işbirliğine gidip istikrar ve barış ortamı yaratmalı" şeklinde konuştu. [Milliyet Gazetesi, Taki Berberakis-Atina. Kayıt; Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com 13.04.05, Şirintepe-İzmit].

Şemseddin SAMİ; 1850-1904 yılları arasında yaşamış önemli dilcilerimizdendir. Roman ve tiyatro sahalarında da eserleri bulunan yazar; gazetecilik yapmış, dergiler çıkarmış, tercümeler ve öğretici kitaplar yayınlamış şöhretini hazırladığı sözlüklerle kazanmış bir Osmanlı aydınıdır. Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde kalan Yanya ilinin Fraşer köyünde dünyaya gelen Şemseddin Sami, orta öğrenimini Yanya’da bulunan Rum Lisesi’nde görmüştür. Bu lisede modern bir eğitim almış; sonuçta Yunanca, Eski Yunanca, Fransızca ve İtalyanca öğrenmiş; ayrıca Arapça ve Farsça dersleri de almıştır. Şemseddin Sami’nin ilk eseri 1872’de yayınladığı “Tarih-i Mücmel-i Fransa” adlı bir tercümedir. Yine aynı yıl, “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı ilk Türk romanı kabul edilen yapıtını yayınlamıştır. Bundan sonra da birçok eserler veren Şemseddin Sami, 1888-1899 yılları arasında “Kâmûsü’l-A’lâm (Hususi İsimler Kamusu)” adı altında 6 ciltlik bir tarih, coğrafya ve önemli kişiler ansiklopedisini tek başına oluşturmuştur. [Bir Osmanlı Aydınına Göre İzmit Necmi Şahin & Sinan Yakay].

Tassos PAPADOPULOS: Kıbrıs Rum Yönetimi lideri.

Varlık Vergisi; Türkiye’de yaşayan azınlıklara uygulanan bu vergi 1943 yılında yasalaşmış. Belirlenen tutarı ödeyemeyen azınlıklar zorunlu askerliğe tabi tutulmuş. Bir çok azınlık zanaatkar ve tüccar da bu vergi nedeniyle ülkeyi terk etmiş.

Vasili VASSILLIKOS: Çağdaş Yunan edebiyatının en tanınmış adlarında. 1933 yılında Kavala’da doğdu. Geçlik yılları Selanik’te geçti. Jaso’nun Hikayesi, Barış Kurbanları, Bitki, Kuyu ve Melekleşme adlı yapıtları vardır. 1967’den itibaren Paris’e yaşamaya başladı. Fotoğraflar, Duvarların Dışındave Z Günlüğü adlı yapıtlara da imza atmıştır.

Vassilli VASSILLIKOS: 1933 Yunanistan Kavala doğumludur. Çocukluk ve gençlik yılları Selanik’te geçer. İlk kitabı olan Jason’un X’ni 1956 yılında ayzar. Diğer kitapları ise Barış Kurbanları, Bitki, Kuyu, Melekleşme. 1954 yılında Amerikan Mitolojisi adlı kitabı kaleme alır. 1964 yılında yazdığı Duvarların Dışında adlı kitabıdır. En bilinen eseri “Z” Yunan aslıllı Costa Gavras tarafından filmelştirilir. Yazar 1967 yılındna itibaren Fransa’da yaşamıştır.

Yunanistan'da Türk Değil Müslüman Varmış!; Yunanistan Yüksek Mahkemesi, alt mahkeme tarafından kuruluş dilekçesi kabul edilmeyen Rodop Türk Kadınları Kültür Derneği'nin itiraz başvurusunu reddetti. Derneğin içindeki "Türk" kelimesinin kuruluşa engel teşkil ettiği hükmüne varan mahkemeye göre, Yunanistan'da Türk değil Müslüman azınlık yaşıyor. Atina Haber Ajansı, Yüksek Mahkeme'nin, itiraz başvurusunu, "Derneğin amaçlarının Lozan Anlaşması hükümlerine uymadığı ve Yunan kamu düzenine aykırı nitelik taşıdığı" gerekçesiyle reddettiğini duyurdu. Yüksek Mahkeme, alt mahkemenin kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Yunan Yasaları ve Yunan Anayasası'nı ihlal etmediği görüşüne vardı. [Kayıt: Erkan Kiraz, Email: erkankiraz@yahoo.com, 12.04.05, Şirintepe-İzmit].

Yusuf İSLAM; [Aslı adı: Steven Demetre Georgiou, Sahne adı: Cat Stevens]: 1947 yılında Kıbrıslı bir baba ile İsveçli bir annenin oğlu olarak Steven Demetre Georgiou ismiyle Londra'da dünyaya gelen Yusuf İslam, 1960'lı ve 70'li yıllarında, Cat Stevens adlı sahne adıyla dünyanın en ünlü şarkıcılarından biri oldu. 1977 yılında Müslümanlığa geçen İngiliz şarkıcı okuduğu `Yusuf Suresi'nden etkilenerek ismini Yusuf İslam olarak değiştirdi. İslam, 1978 yılında çıkardığı ‘Back to Earth’ adlı albümünden sonra müziği bırakarak kendini dine verdi. Tüm dünyada hit olan ‘Wild World’, ‘Lady D'Arbanville' ve ‘I love My Dog’ gibi parçalarıyla hafızalardan silinmeyen Yusuf İslam'ın Müslümanlığa geçişi gerek İngiltere'de gerekse dünyada büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. Uzun süre sessizliğini koruyan Yusuf İslam, geçen günlerde, ‘güvenlik açısından dikkatle izlenmesi gereken kişiler listesinde yer aldığı için' ABD'ye alınmadı ve adı tekrar dünya gündemine girdi. Afgan Türkü olan eşi Fevziye ve 4 çocuğu ile Londra'da yaşayan Yusuf İslam'ın, burada Müslüman öğrenciler için açtığı bir okulu da bulunuyor.

[Bu bir geçici deneme ve derleme çalışmasıdır. Amaç Türkiye’de ve kentim İzmit ve çevresinde yaşamış yada yaşayan Rumlara, Rumların dini, sosyal ve kültürel yaşamlarıa, Rum etkin kişilerine, Rum ayaklanmaları & çeteleşmelerine, Rum mezalimlerine dair vede Rumlara ve Yunanlılara ait her tür bilgilerin az yada çok bir arada toplanmasını ve kısa bilgiler elde edilmesini sağlamaktır. Çalışma sürekli güncellenmektedir. Bu ilk çalışma zaman zaman güncellenmiş biçimle yer değiştirecektir.]

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz’a Aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir. © Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved. This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author. Edited By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com  on 12.04.05.