Yıllar 60’lı yollar. Çocukluğum. Beş altı yaşında var yada yokum. İlkokul öncesi. Bayramlarda annemin annesine ziyarete gidiyoruz. Huriş Hala’nın evi Eski Mezarlık’ın hemen güney tarfında. Bellek peteğinin dolmaya başladığı zamanlar. Gözler kaydediyor. Geçilip gidilen yerler. Bilgiler kalacak. Yenileri geldikçe de eskiler alt katmanlarda silikleşecek. Bugünkü Denizciler Caddesi olan ana yol. Derince’yi kuzey-güney olarak ikiye bölüyor. Ana ikinci yerleşim bu yol etrafında biçimlenmeye başlamış. İlk biçimlenme Eski Çarşı yani İsyaston Caddesi çevresinde olmuş ve bitmiş. Burası Ankara Şosesi’nin güney tarafı. Eskilerin E-5 Yolu olan Ankara Şosesi yeni yapılmış sayılır. İzmit’ten gelen yol Eskiyol adını almış. Batı ucunda da Topçular Askeri Birliği var.
Baba evimiz Eski Topçu Birliği’nin ilk yer aldığı alanın hemen E-5 kıysında. Yani Ankara Şosesi’nin güney tarafındaki tarlalar içinde. Tek başına. Başka konut yok çevrede. Burası neredeyse Fizan. Çarşı’ya uzak mı uzak. Çevre fundalık, çalılık ve tümden orman denilecek boyutta ağaçlarla kaplı. Evimizin bulunduğu yerin adı zaman içinde çok değişti. “Tarla”, “Çöplük” ve Dumlupınar Mahallesi’ne bağlı “Topçular Mevkii”. Şimdilerin 60 Evler’i. Yani Yavuz Sultnam Mahallesi. Yıldırım Camii’nin D-100 kenarları. Buradan Cuma Pazarı’na hele Çarşı’ya gelmek ne demek bizim için! Bu ancak Cuma günleri, bayramlarda ve okula başlama zamanlarında olan bir şeydi. Çarşı’ya gelmek de kolay değil. Yazları pek sorun değil. Ama kış geldimi iş oldukça zorlaşırdı.
Denizciler Caddesi’nin Çenedere’den geçtiği yerde köprü yok. Kim yapardı bilinmez ama ağaçtan köprü olurdu dere üzerinde. Yağmurlar başladı mı sular kabarır ağaç köprüyü yalar geçerdi. Bazen de geriye köprü filan kalmazdı. Zorunlu olarak Ankara Şosesi boyunca yürümek gerekti. Ama ne mümkün! Şimdiki gibi yan yollar nerede o zamanlar! Bir de yürek gerekti. Çalılık, ormanlık ve böğürtlen dikenleriyle çevrili dere tepelik alanlar. Hele Eski Subay Mahallesi’nin mezarlığı var ki! Mezarlık içinden geçip gitmek gerek. Kim anımsar şimdilerde bugünkü Sabancı Ortakları ve Çalışanları İlköğretim Okulu denilen ama 60’lı yıllardan beri Pirireis İlkokulu, Derince Ortaokulu ve Derince Lisesi bulunan alanda büyük bir mezarlık olduğunu!
Denizciler Caddesi, Eskiyol’dan Topçular Mevkii’ne dek taş döşeli. Araba sadece at arabası. Bir de atlar ve eşekler var. Topçular Birliği’ndeki askeri araçları saymaszak Ankara Şosesi’nden araçlar neredeyse günde bir geçiyor. İzmit’ten Derince’ye “Kaptıkaçtılar” çalışıyor ama sadece Derince merkeze dek. Thames’ler ve Morris’ler. Derince’ye ulaşıldımı gerisi önemli değil. Derince’nin batı ucundaki en son ev Yoğurtçu Saim’lerin evinin bulunduğu yer. Bu dikine sokağın güney tarafında, yolun hemen altında Koyuncu Rasim Amca’nın koyun sayası var. Bizim ev ise bunlardan neredeyse fersahlarca daha batıda. Bizden öte inşaat mühendisi Ethem Ciliv’in makine araç parkı alanı var. Daha batıda da Kaşkadere’deki “Lazlar”ın mahallesi.
Cuma Pazarı. Bu pazar hala aynı adla anılır. Pazarlar çok eskilerde Eski Çarşı’da kurulurdu. Bunu hayal meyal anımsarım. Ne zaman Denizciler Caddesi’ne aktarıldı bilmiyorum. Bizim Çarşı’ya gitmelerimiz ilkin Cuma Pazarı’na ennemizin yedeğinde gitmekle başlar. Ama Cuma Pazarı’na gitmek her zaman olan bir olay değil. Bu büyük bir lutüf. Ayrıcalık. Biz dört kardeşiz. Çocuklar evde kalır ve büyükler küçüklere göz kulak olur. Çocuklar da gezsin, görsün, mutlu olsun yada yanımda bulunsun anlayışının olmadığı zamanlar. Çocuklar büyüklerin işine karışmaz. Çocuklara bir şeyler alınacaksa giderler büyükleriyle. O da alınan şeyin çocuğun bedenine uygunluğunu denemek içindir. Ama alınanlar hep bir kaç beden büyük olur. Gelecek sene de giyilecektir alınanlar.
Yoksulluk diz boyu. Biz yoksul aile çocuğuyuz. Anne tarafım ise varsıl mı varsıl. Derince’de Halil Ağa ve Huriş Hala olarak namlanmışlardır anne tarafım. Evleri konak misali büyük mü büyük. Şimdiki Derince Kuran Kursu alanını Halil Ağa bağışlamıştır. Romanya’da yaşalarken de çok varsılllarmış. Göçle birlikte yanlarında her tür hayvanlarını, tarım gereçlerini ve makine ve edevatlarını da getirmişler. Ama onların varsıllığı bizim fizanda yaşamamızı engellememiş. Baba Yörük. Bilecik’in Gölpazarı kazasının bilmem neresinden, Kümbet Köyü’nden sökün edip gelmiş babasının yedeğinde. Göçe çıkmış. Kapağı atmış Derince Limanı’na. Annemle evlenmiş. Kiraya çıkmışlar. İlkin “Romanya Göçmeleri İskan Haneleri”nden birisinde oturmuşlar. Sonra E-5’in altında, hala Derince ana Otobüs Durağı olan yerin hemen yakınında, tek katlı, kerpiç bir eve taşınmışlar. Sonrası ise yaptıkları kerpiçten evlerine, Topçular Mevkii’ne gitmişler. Dağbaşı yani.
Cuma Pazarı çok önemli bir sosyal olay. Hatta yaşamın ta kendisi bizim gibi aileler için. Belki de herkes için. Tüm Derinceliler için. Herşey Pazar demek. Yiyecek ve içecek. Yemeklik yağ, tuz, baharat, zeytin, peynir, meyve ve sebze. Giyim ve kuşam. Pantolon, gömlek, ceket ve palto. Ayakakbılar. Ne ayakkabısı, “Naylon” ve “Gislaved” siyah çizmeler alınanlar. Ayakkabı bayramlarda erişilebilen bir ayrıcalık.
Cuma Pazarı, Çakır Ali’nin Bakkalı ile Koçero Yusuf’un evi arasında kalan alanda kuruluyor. Hepsi bu. Büyük ve önemli tezgahlar Merkez Camii önünde yer alıyor. Merkez Camii. İlk imamı rahmetli Hafız Hasan Yılmaz Hoca. Her şey cami ve çevresinde biçimlenmiş. İlk cami tek katlı. Bahçe içinde. Rengi yeşil olmalıydı. Girişi kuzeyden ve doğu-kuzey köşesinde ikinci bir kapısı vardı. Denizciler Caddesi’ne de açılan bir bahçe kapısı. WC aynı yerde konumlanmıştı. Denizciler Caddesi tarafında, batı-güney köşesinde iki katlı bir yapı yer alırdı. Burada gazoz üretilmekteydi. Cadde tarafında ise bir berber. Mehmet Direk’in berber dükkanı. Caminin hemen doğusunda Derince’nin üçüncü ilkokulu yer alırdı. Cumhuriyet İlkokulu. Okulla cami arasında boşluk bir alan vardı. Burada üzeri demir kapakla kapalı bir kuyu.
Cumhuriyet İlkokulu ile Merkez Camisi karşısında yani güney tarafta park alanı. İstasyon Caddesi tarafından ikiye bölünmüş. O zamanlar park bakımlı ve güzeldi. WC parkın doğu tarafında, güney köşede yer alırdı. Parkın batı bölümünde ise tören alanı. Park alanı taş döşeliydi. Ortada bir bayrak direği. Bayrak direğinin dibinde Ramazanlarda iftar topu patlatılırdı. Alanın güney tarafında ama batı köşesinde iki katlı bir yapı ve arada bahçeli bir yer ve doğu köşesinde ise iki katlı bir yapı yer alırdı. Simitçi Fahrettin’in Fırını, Hüseyin Er amcaya ait küçük bir kırtasiye dükkanı ile ayakkabıcı Tatar Yunus Amca’nın küçük dükkanı. Necmi Pala Amca’nın berber dükkanı. Berber evin güneye doğru yükseltilmiş kısmında yer alırdı.
Alanın batı köşesinde ise İzmit Belediyesi’ne bağlı Derince Belediye Fen İşleri Şefliği ve itfaiyesinin bulunduğu hangar benzeri yapılar yer almaktaydı. Fen İşleri Şefi rahmetli İsmet Erol’un evi Merkez Camisi’nin hemen kuzey tarafında yer alırdı. Şeflik bürsunun ön tarafında ise Çenesuyu’nun aktığı çeşmeler. Çenesuyu’na o zamanlar para verip içiyorduk sanırım. Bir saka amca vardı. Omuzlarında 25 litrelik tenekeleri asar, su satardı. Bir de Sucu Memet Durmaz amcanın, atarabsına yüklü, küfeler içindeki cam damacanalarla su satması vardı.
Belediye yapılarının hemen doğu-kuzey köşesi ise akasya ağaçlarıyla kaplı bir yerdi. Bu köşede iki katlı bir evle tek katlı bir kahvehane vardı. Yazları kahvenin bahçesinde atılmış tahta sandalyelerde hasbıhal ederdi eskiler. Biz de yedekte oturdukmu deymeyin keyfimize. Kahve Hulusi Talgır’a aitti. Bitişiği ise Bakkal Faik Amca’nın dükkanı. Bir de kardeşi vardı. Adnan. Tatarlar’dan. Merkez Camisi çevresi neredeyse tümden Nogay ve Akay Tatarları’na ait konutlarla çevriliydi. Bakkal Faik Amca bizim için “Affan Baba”ydı. Bize tüm düşlerimizi gerçekleştirecek her şeye sahipti dükkanı adeta. Bakkalın önünde dizi dizi, içleri gofret, kremalı ve sade türlü türlü bisküvi ve diğer şekerlemelerle dolu cemekanlı kutular. İğdeler, Çekirdekler, Leblebi ve Leblebi Şekerleri. O zamanlar nerde çocuklara verilen harçlık. Harçlık memur, esnaf ve asker çocuklarının eriştiği tanımı olmayan bir kavramdı bizler gibiler için. “Faik Amca’nın Dükkanı” düşü bizler için Cuma Pazarı ayrıcalıklarında ve bayramlarda nasip olan bir şeydi.
Geçmişi tanımlamak kolay değil. Hele kaydı kuydu tutulmamışsa. Resimlerle belgelenmemişse. Anıları olanlar aramızdan ayrıldı. Geride kalanlara nasıl ulaşılır bilinmez. Zor alana başladım üçüncü yazımda. Derince’yi adım adım anlatmak. Geçmişi canlandırmak. Geri getirmek. Ayağa dikmek. Bu hiç kolay eğil. Yazımı okuyup da eksik gedik bulanlardan, beğenmeyenlerden yada bana destek olmak isteyenlerden bir ricam var. Bu ricami sık sık dillendireceğim. Lütfen bana bir biçimde erişin. Bildiklerinizi paylaşın. Bana erişmek için GSM Tel: 0532-613 31 02 yada erkankiraz@yahoo.com email adresimi kullanabilirsiniz.